İnsan, Rabbine karşı işlediği günahlardan samimi bir tövbeyle bağışlanma umabilir. Çünkü Allah Teâlâ sonsuz rahmet sahibidir. Ancak bir günah vardır ki, yalnızca tövbe etmekle kapanmaz. O da kul hakkıdır. Çünkü kul hakkı, Allah'ın değil, insanın hakkıdır. Allah Teâlâ dilerse kendi hakkını affeder; fakat kullarının haklarını, hak sahipleri razı olmadıkça affetmeyeceğini bildirmiştir.
Kur'ân-ı Kerîm, adalet ve hak konusunda son derece açık hükümler ortaya koyar:
"Şüphesiz Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder." (Nisâ, 4/58)
Yine Rabbimiz şöyle buyurur: "Birbirinizin mallarını haksız yollarla yemeyin." (Bakara, 2/188)
Kul hakkı sadece mal çalmak değildir. Bir insanın onurunu kırmak, gıybetini yapmak, iftira atmak, emeğini gasp etmek, maaşını geciktirmek, mirasını yemek, trafikte, ticarette veya kamu görevinde haksızlık yapmak da kul hakkıdır. Nice insanlar vardır ki, namazında, orucunda titizdir; fakat diliyle insanların kalbini kırar, elindeki yetkiyi zulme dönüştürür. İşte asıl tehlike budur.
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) ümmetini şu çarpıcı sözlerle uyarmıştır: "Müflis kimdir bilir misiniz?" buyurdu. Ashâb, "Bizce müflis, parası ve malı olmayan kimsedir." deyince Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Benim ümmetimin müflisi; kıyamet günü namaz, oruç ve zekât sevabıyla gelir. Fakat şuna sövmüş, buna iftira etmiş, bunun malını yemiş, bunun kanını dökmüş, bunu dövmüştür. Bunun üzerine sevapları hak sahiplerine dağıtılır. Sevapları bitmeden haklar tükenmezse onların günahları buna yüklenir, sonra da cehenneme atılır." (Müslim, Birr, 59)
Bu hadis, ibadetlerin kul hakkını silmeye yetmeyeceğini en açık şekilde ortaya koymaktadır. Çünkü kıyamet günü paranın, makamın ve nüfuzun hiçbir değeri olmayacak; tek geçerli sermaye salih ameller olacaktır. Eğer o ameller kul hakları sebebiyle dağıtılırsa insan gerçek anlamda iflas edecektir.
Resûlullah (s.a.s.) bir başka hadisinde ise şöyle buyurmuştur:
"Kimin üzerinde kardeşine ait bir haksızlık varsa, altın ve gümüşün bulunmayacağı gün gelmeden önce bugün onunla helalleşsin." (Buhârî, Mezâlim, 10)
Ne acıdır ki bugün insanlar büyük günahlardan korktukları kadar kul hakkından korkmuyor. Oysa kırılan bir kalp, gasp edilen bir emek, yetim malı, kamu malına uzanan bir el ve haksız yere dökülen her gözyaşı, Allah katında hesabı sorulacak ağır bir emanettir.
Unutmayalım ki Allah Teâlâ zulmü kendisine haram kılmıştır. Nitekim kudsî hadiste şöyle buyrulur:
"Ey kullarım! Ben zulmü kendime haram kıldım; onu sizin aranızda da haram kıldım. Öyleyse birbirinize zulmetmeyin." (Müslim, Birr, 55)
Hayat kısa, hesap ise uzundur. Bir özür dilemek, bir hakkı iade etmek, bir gönül almak belki birkaç dakikamızı alır; fakat ahirette bizi ebedî pişmanlıktan kurtarabilir.
Namaz kılalım, oruç tutalım, Kur'ân okuyalım; fakat bunların yanında kimsenin hakkını üzerimizde bırakmayalım. Çünkü Allah'ın huzuruna secdeyle çıkmak güzeldir; fakat kulların hakkıyla çıkmak çok ağırdır.
Bugün kendimize şu soruyu soralım: Benim helallik istemem gereken biri var mı? Eğer varsa, yarına bırakmayalım. Çünkü yarının bize ait olup olmadığını bilmiyoruz; fakat hesap gününün mutlaka geleceğini biliyoruz.