Belki de çağımızın en çok tekrar edilen cümlesi budur. Nice haramlar bu cümleyle meşrulaştırılıyor, nice farzlar bu cümle yüzünden erteleniyor. İnsanlar Allah'ın rızasını değil, insanların alkışını kazanmaya çalışıyor.

Ticaretimizi "elâlem ne der" diye şekillendiriyoruz. Düğünlerimizi gösteriş yarışına çeviriyoruz. Taziyelerimizi bile israf ve gelenek baskısına teslim ediyoruz. Evimizi, arabamızı, kıyafetimizi, hatta ibadetimizi bile çoğu zaman insanların beğenisine göre düzenliyoruz.

Sormamız gereken soru şudur: Biz Allah'ın kulları mıyız, yoksa elâlemin kulları mı?

Kur'an-ı Kerim'de Yüce Allah şöyle buyurur:

"İşte bu Allah'tır, sizin gerçek Rabbinizdir. Hak'tan sonra sapıklıktan başka ne vardır?" (Yûnus, 10/32)

Bir başka ayette ise:

"Eğer yeryüzündekilerin çoğuna uyacak olursan seni Allah'ın yolundan saptırırlar." (En'âm, 6/116)

Demek ki hakikat, çoğunluğun ne dediğiyle değil, Allah'ın ne buyurduğuyla ölçülür.

Bugün nice insan, faizden vazgeçemiyor; "elâlem ne der?" diye. Nice genç kız tesettürünü geciktiriyor; "çevrem ne düşünür?" diye. Nice baba israf dolu düğünler yapıyor; "ayıp olur" korkusuyla. Nice aile, taziyeleri yarışa dönüştürüyor; "eksik yaparsak konuşurlar" endişesiyle.

Oysa müminin korkusu insanların dili değil, Allah'ın huzurudur.

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

"Kim Allah'ın rızasını, insanların hoşnutluğuna tercih ederse Allah ondan razı olur ve insanları da ondan razı eder. Kim de insanların hoşnutluğunu Allah'ın gazabına tercih ederse Allah ona gazap eder ve insanları da ona karşı öfkelendirir." (Tirmizî)

Bir başka hadis-i şerifte ise:

"Ameller niyetlere göredir." (Buhârî, Müslim)

Öyleyse yaptığımız her işte önce şu soruyu sormalıyız:

Allah bundan razı olur mu?

Eğer cevabı "evet" ise, bütün dünya karşımızda olsa bile yolumuz doğrudur. Eğer cevabı "hayır" ise, bütün dünya alkışlasa da o işin hiçbir değeri yoktur.

Unutmayalım ki kabre girdiğimizde ne komşular bizimle gelecek ne akrabalar ne de "elâlem". O gün bize sadece imanımız, ihlasımız ve salih amellerimiz eşlik edecektir.

Toplumun yanlışlarını din hâline getirmek, "elâlem böyle istiyor" diyerek Allah'ın hükümlerini geri plana atmak, mümin şahsiyetine yakışmaz. Gelenekler, örfler ve sosyal baskılar; Allah'ın emir ve yasaklarının önüne geçirilemez.

Gelin bugün bir karar verelim.

Hayatımızın merkezine "Elâlem ne der?" sorusunu değil, "Allah ne der?" sorusunu yerleştirelim.

Çünkü insanların sözü geçicidir; Allah'ın hükmü ise ebedîdir. İnsanların alkışı bir gün biter; Allah'ın rızası ise dünya ve ahiret saadetinin anahtarıdır.

Asıl mesele, insanların gözünde büyük görünmek değil; Allah'ın katında makbul bir kul olabilmektir.