0
Neden böyle bu biçim her şey, her şey kendi kendine veba.
Neden yorgun diz çöken taşlar bile. Neden öksüz köşe başı tandırları. Neden üşümüş olabilir ki Mardin'in kadim taşları bile. Ayazlar ilkbahar öncesi kurşuni kesiklerle. Havada günah salvoları, hava pusu kurmuş sevdaların ilanına. Dağların ardındaki tavşanın intiharıdır bu halsizlik. Geyiklerin acısıdır boynuzlarından asılışları, bir uçurum sessizliğinde. Uçun kuşlar uçun, azap esiyor biz insanlardan.
Toprak ana de hele, hasadında bize zifiri bitkiler vermeyi düşlüyormuşsun, insanlığı zehirlemek istiyormuşsun, şu günahkar insan çocuk getiremez olsun dünyaya diye. De hele toprak, ey toprak… Ve sen ey rüzgar, sensin galiba bu biçim bize kızgın, sensin ey rüzgar, insan denen salgınla baş edemeyen, sensin ey rüzgar günahını silmek için insanın, silmek için biçare kalan. Ve sen ey ateş ve sen seni de bilirim senin şaşkınlığını, taşları alevinle kemirişini bilirim ve seni ey ateş, insanın derisinin sertliğinin karşısında bu biçim çaresiz kalışını…
Ve su, sen de bir başka hüzünlü, sen de bir başka dona kalan, temizleyememek insanın ahıyla bütünleşen vahını ve salgın salgın günahını insanın…
Ey ahh… Ya ahh…
Ve kuşlar bile göç yolunda, kuşlara kim netti ki. Ve doğa şakın ve şaşkınlığını saklayamayan, insanın insana ettiğinden. Ve anneler acı yüklü ve anneler azaptan göç yollarında… Ve analardır yüreklerine düşen mıcır tanelerini öğüten, annelerdir ve kadınlardır kalplerindeki basıncın hiddetinden şiddeti algılayamayan… Annelerin kalbindeki değirmene ses verin. (…insanın anneye azabına…) Ve kuşlar avazı çıkıncaya, çıkabilince değin haykıran, insana seslenen ve insan savruk ve bitap…
Ve duy ey varlık… Ey insanlığın miladı duy…
Mezopotamya göç yollarında. Mezopotamya'dır hurçunu tıka basa dolduran hüzünle, kadim ve kanamalı dramla ve savruk ve gözü yaşlı ve hisler kesik kesik… Ve Mezopotamya her acının halsizliğinde bile ağzı dualı, gönlü kınalı… Acılar tarifsiz kanamalı…
Gidin bakın, gidin bakın görün annelerin valizlerini, gidin açın ve görsün gözler on asır bile göremeyeceklerin
Gidin sorun babaların çaresizliğindeki Dicle'nin kızgınlığını, gidin sorun babaların yüreğinde büyüyen kül filizlerini, Dicle'nin Dicle'ye ettiğini… Yaşlıların halini bilen var mı, biçare ve zamana çekilmiş, zamanın en büyük draması; ama gerçek…
Evinin sırtına halat bağlayıp, boynuna halatı dolamak isteyen adamların cesur çaresizliğini görün… 60 yıllık birikimlerini arkada bırakıp yastık ve yorganlarını kurtarma acısında kalışlarını, ey kelimler sizi idam etmeli, anlatamayışınız insanlarımın sonbaharını ( Bu sizin sefilliğinizdir ey kelimeler) … … … …
Ve sen büyüksün Rabbim, ulu Rabbim, sensin sonbaharları dahi ilkbahara dönüştüren, Sensin Rabbim, sensin habibAllahın Allah'ı, kalbimizdeki günahları ve hüsranı sevince dönüştüren, sancılarımızı aşkınla stabilize eden, sensin imanın ve sevincin Rabbi. Sensin bizi bir tek terk etmeyen…
Ve diril ey Nusaybin, düştüğün yerden diril sana ses veriyor o mübarek Zeynel Abidin'in yeşeren rüyası ve Sen Nuh'un tomurcuğu ey Cizre ve sen cennet renkli sahabelerin izahı ey Amed… Kalkın iman size rengini bürümüş…
… … … !!! :( , … … … Allah var gam yok. :)