Ankara’da düzenlenen Trabzon Günleri etkinliğine değerli dostlarım Mehmet Yüksel ve Besim Şeref Ülker’le birlikte katıldık. Trabzon Günleri bağlamında düzenlenen etkinlikleri gezerken Trabzon ve Karadeniz hakkındaki düşüncelerimi ve duygularımı yazma ihtiyacı hissettim. Trabzon ve Karadeniz coğrafyasına baktığım zaman Karadeniz’in ve Trabzon’un insan ruhuna evrildiğini, tarihin hep canlı olduğunu, doğanın karakter ve kişilik haline geldiğini ve mizahın varoluşsal zorluklarla başa çıkma mekanizmasına dönüştüğünü gördüm. Dağ ve denizin birbiriyle çakıştığı ve çarpıştığı Trabzon sahillerinden Karadeniz’e baktığımda, manzarayı, hafızayı, kültürü, sınırsızlığı ve coşkuyu birlikte görmek mümkündür. Tabzon ve Karadeniz, fiziksel bir mekan olmanın ötesinde size hissettiren, hatırlatan, hareket ve güldüren canlı bir tecrübedir. Horonu izlerken aslında horonun hayat ve hareket olduğunu hissediyorsunuz. Horon, hızdır, ritmdir, coşkudur. Horonu bir hareket felsefesi olarak yorumlamak, çok ufuk açıcıdır. Horon’u, hamsiyi ve hareketi bilen Trabzon, gülmeyi, eğlenmeyi ve hayattan zevk almayı da öğrenmiştir. Hırçın Karadeniz’de ve sert doğada hayattan haz almanın yolunun gülmekten, mizahtan ve eğlenmekten geçtiğini bilen Trabzon, tarih ve doğa tecrübesiyle bu gerçeği çok iyi öğrenmiştir. Doğanın ve hayatın gerçekliğini ve sertliğini mizahla yumuşatarak ve incelterek hayata devam etmek, Karadeniz mizahının ve fıkralarının arkasındaki varoluşsal anlayıştır.
Karadeniz’de ve Trabzon’da arkaplan ve önplan, doğadır. Kente ahenk veren, düşünmeye davet eden, duygusal yoğunluk yaşatan, sürekli yağan yağmurdur. Muhteşem yaylaların yüksekliklerindeki sis, hakikatin ve doğanın hiçbir zaman ele geçirilemeyeceğini derin bir şekilde gösterir. Trabzon’da ve Karadeniz’de her güne hakim olan şey, belirsizliktir. Dağların yamaçlarına düşen gölgeler, uzaktan duyulan denizin dalgaları ve kendini hiçbir zaman ele vermeyen sisli gökyüzü, belirsizliği fiziksel, sosyal ve metafiziksel derinlikte yaşamanızı sağlar. Karadeniz’in ve Trabzon’un büyüsü, belirsizliğidir. Karadeniz’de ve Trabzon’da doğa, insan, tarih ve toplum çözülmez bilmecedir. Her şey örtük, inatçı ve derindir. Trabzon’dan Karadeniz’e baktığım zaman, susmayı, bakmayı, düşünmeyi, duygulanmayı ve duyarlı olmayı tecrübe etmenin, olağanüstü estetik ve felsefi bir deneyim olduğunu düşünüyorum.
Uzungöl, doğayla saf karşılaşma ve konuşma tecrübesidir. Burada sis suyla, dağ sessizlikle, gökyüzü gölgeyle, insan doğayla konuşur, burada her şey birbirine dokunur, değişir, dönüşür. Zamanın yavaşladığı Uzungöl’de, doğanın kendisini saklamaya ve göstermeye çalışan boyutlarını büyülü bir şekilde görmek mümkündür. Gölün ve dağların üstüne çöken sis, dünyada görünür olanın ötesinde görünmez bir sınırsızlık olduğunu size gösterir. Uzungöl’ün sisliliği, belirsizliliği ve örtülülüğü, Karadeniz’e olağanüstü bir büyü katar. Trabzon’un, Uzungöl’ün ve Karadeniz’in büyülü sisliliği ve belirsizliği, sizin her bakışta onu daha çok sevmenize kaynaklık eder. Karadeniz'de sevginin kaynağı, doğanın büyüleyici belirsizliliğidir. Trabzon’da Karadeniz coğrafyasının kültüre dönüşmesi, denizin ve dağın şekillendirdiği bir bilinç, duygu ve düşünme biçiminin ortaya çıkması, tarih boyunca buranın hep kendi hakikatlerini üretmesini sağlamıştır.
Karadeniz, sakin değildir. Karadeniz, hırçın, öfkeli, tutkulu ve hırslıdır. Trabzon, Karadeniz’le çok köklü anlaşmayı hamsi üzerinden yapmıştır. Hamsi, Trabzon’da kültür ve medeniyettir. Hamsi sofradadır, espridedir, fıkradadır, sütlaçtadır, dildedir, Temel’dedir, Fatıma’dadır, tavadadır. Hamsi, her yerdedir. Hamsi, hayattır, kimliktir, hazdır, mevsimdir, denizdir. Hamsi üzerinden büyük anlamların kurulduğu yer, Trabzon’dur.
Sümela, insanı büyüleyen, sarsan ve dağıtan muhteşem bir yapıdır. Sümela Manastırı, insanın aşkın olanı tecrübe etmek için doğanın en tehlikeli yerinde doğanın içinde doğayla bütünleşerek kendini aşma çabasının muhteşem bir mimariye dönüşmüş yapısıdır. Sümela’ya baktığımız zaman, insanın yükselerek ve yücelerek kendi içindeki ve doğadaki hakikati tecrübe etme antropolojisini ve felsefesini düşünüyoruz. Sessiz, yüksek ve yalnız olan Sümela, insanın dinamik, bireysel ve özgür oluşunu temsil etmektedir. Sümela, hümanizmdir. Yalçın kayalara tutunan Sümela’da her an düşecek olma kırılganlığını ve korkusunu yaşadığımız gibi, burada her an yükselebilme ve yücelme umudunu ve azmini de yaşıyoruz. Sümela'dan Trabzon’un kalbindeki Ayasofya’ya geldiğimizde daha içkin ve dingin bir ruh halini tecrübe ediyoruz. Ayasofya’da yukarıda olmanın kırılganlığını değil, insanla, denizle ve doğayla birlikte olmanın huzurunu yaşıyoruz. Ayasofya ve Sümela, birbirinden farklı duyguları, düşünceleri ve anlamları bize yaşatır. Trabzon, Sümela’nın ve Ayasofya’nın birlikte yaşanmasını sağlayan antropolojinin, mimarinin, hafızanın ve kültürün şehridir.
Trabzon, futbolla kendini var eden, genişleten ve görünür kılan bir şehirdir. Futbol, her yeri Trabzon yapmanın tecrübesidir. Her maç, şehrin sahada kendini ifade etme şovudur. Her maçta, kolektif Trabzonluluk duygusu sahada ve tribünde ifade edilir. Futbol, Trabzon’da sadece futbol değildir. Futbol, bu şehirde kimliktir, varoluş ilanıdır, mücadelesidir ve direnişidir.
Karadeniz’in kıyısında Trabzon, doğasıyla, tarihiyle ve futboluyla çok katmanlı bir kültürel varoluş alanıdır. Yağmur, sis, hamsi, espri, futbol ve deniz, hep birlikte Trabzon’a ruh vermektedir. Örten, açan, kaygılandıran, eğlendiren, tezahürat ettiren, sisleştiren, oynatan, yağan ve duyan Trabzon, insanların bu coğrafyada var olmasını sağlamaktadır. Trabzon’da zıtlar buluşabilmekte, komşu olabilmekte ve konuşabilmektedir. Zıt unsurları buluşturan Trabzon, doğa ve denizin içinde insanı şekillendirebilen gücünü korumaya devam etmektedir.