0
Bugün ile yaşayanlar, beyinlerinin bir bölümünde dün diye bir department bulundurmayanlar yada bulundurmuyormuş rolü yapanlar sivil hükümete karşı akıllara ziyan abartı içinde karşıtlık sergiliyorlar. İçlerinde ilk günden itibaren karşıt olanlar olduğu gibi, faşistlerle aynı görüntüyü vermemek için "2011 yılına kadar iyiydiler fakat bu tarihten sonra diktatörlüğe evrildiler" numarası yapanlarda var. Hangisi zekamızla daha çok alay ediyor ben ayırt edemedim. Mesela Kırım eşrafından Mehmet Altan, "Ak parti hükümeti 2011 yılına kadar iyiydi. Bu tarihten sonra devleti ele geçirdiğini düşünen hükümet zorbalaşmaya başladı, tek parti görünümü vermektedir" diyor. Oysa bütün ısrarlara rağmen olup bitenleri sadece bugün üzerinden okumamak beceresine sahip olanlar, çok övülen 2011 öncesi Ak Partinin de aynı şiddetle yok edilmek istendiğini unutacak değildir. 2011'de de sivil hükümete düşmanlık akıl almaz boyuttaydı, 2005'te de bu böyleydi 2003'te de. Daha öncesine gidersek AK partinin kurulması aşamasında da bu hareket yok edilmek isteniyordu. Bizden "muhtar bile olamaz" manşetlerini, gece yarısı muhturalarını, suikastleri, "ülkeyi terketsin" tehditlerini unutmamızı, üstüne bir perde çekmemizi ve cadı avına çıkmamızı bekliyorlar. Kırımlılardan büyüğü, başkanlık sarayına yürümemizi bile istedi.
2002'de yüzde 34 ile başlayan oy oranının günümüzde yüzde 50'ye çıkmasını "çok garip bir durum" diye açıklamaktan öteye geçemiyorlar. Dar gelirliye dağıtılan kömür ve makarna üzerinden sosyolojik tespitler yapan koca koca adamlar da gördük, "evet çalıyorlar fakat çaldıklarını halka dağıtıyorlar" diyen yeminli AK Parti düşmanları da (Bilinçlerini yitirmiş vaziyetteler. Tayyibi, Robin Hood yapıp daha fazla oy aldırdıklarının farkında değiller…). Başlarda "seçimlere hile karıştı, çöplüklerde oy bulundu" türü klasik palavralarına başvursalarda kendi şirketlerinin yaptığı anketlerde bile sonuç değişmeyince halkı cahil olmakla suçladılar. HDP üç ayrı anket şirketine yaptırdığı araştırmada Ak parti yüzde 50 çıkınca seçimlerde hile var iddialarının mesnetsiz olduğu açığa çıktı. Buna rağmen televizyon televizyon dolaşıp sivil hükümeti zorbalıkla suçlamak nasıl bir aklın ürünüdür anlamak zor. Psikologların denekler üzerinde çalışarak bir sonuca ulaşması mümkün olabilir.
Türkiye'de faşizan, despot, zorba, tek tipçi bir iktidar var, bunu kabul etmemek Türkiye'yi ve dünyayı tanımamak demektir. Mesele bahsedilen iktidarın kim olduğu ile ilgili. Türkiye'deki iktidarın ismi Ak Partidir diyen kişi ya hayal dünyasında yaşıyor yada kötü niyetlidir. 1923te adına Türkiye Cumhuriyeti denilen bu devleti kuranlar yada kurduranlar sağlam temellere dayanan bir de iktidar tesis ettiler. Kurumlarını sadece günün ihtiyaçlarına göre değil bir gün gelir de hazetmedikleri bazı kişiler bu iktidarı devralmak isterse engellenmesi şeklinde dizayn ettiler. Sivil hükümetin iktidarı devralması önünde siyaset, ordu, medya, savcılıklar siper oldular. Onlar bir bir aşılmaya çalışılsa, bugünler için hazırlanmış Kürt, Ermeni, Alevi sorunları devreye sokulur. Onlar bir şekilde müzakere yoluyla iyileştirilmeye çalışılsa Wall Street'te kurgulanmış terör atakları devreye giriyor.
Türkiye'de bir iktidar ve bir de muhalefet var evet. Bunların adını doğru koymayan doğru çıkarımlarda bulunamaz.
Muhalefetin adı seçim üstüne seçim kazanan Ak Parti.
İktidar ise çok ortaklı. CHP, MHP, HDP, PKK, FETÖ, Wall street bu ortakların isimleri.
Altan Tan ve HDP
HDP milletvekili Altan Tan'ın son söylemleriyle, HDP içinde varolan fakat savaş bahanesiyle sürekli örtülen sorunlar açığa çıktı. PKK'nin siyasi alandaki iz düşümü olan HDP, Kürt sorunun siyasetle çözülmesi için umut bağlanan fakat bunda başarıya ulaşamamış olmasıyla tarih sayfasına geçecektir. Bu partiden umutlu olanlardan biri de bendim. Bu düşüncelerle cumhurbaşkanlığı seçiminde oyumu Selahattin Demirtaş'a verdim. HDP siyasi aktör olarak bu kulvarda daha fazla yer bulabildikçe silahlı güç olan PKK'ye ihtiyaç kalmayacak ve çatışmalar son bulacaktı. PKK üst kadroları Türkiye'de mi siyaset yapsınlar yoksa Avrupa'ya mı gitsinler tartışmalarına bile girmiştik. Biz böyle düşünürken eş başkan Selahattin Demirtaş'ın "seni başkan yaptırmayacağız" söylemi ve ardından hendek politikaları daha doğrusu politikasızlıkları devreye girdi. HDP tavrını muhalefetten değil iktidardan yana yapmıştı. Biz barışı konuşurken şehirlere silah depolayan bir mantık ile karşı karşıyayız. Altan Tan, Ayhan Bilgen, Dengir Fırat, Hüda Kaya, Mehmet Ali Aslan bu partide muhalefeti, barışı temsilen mi, yoksa vitrin de sunum için mi bulunmaktalar ilerleyen günlerde göreceğiz. HDP aynı Türkiye gibi, gerçek iktidar ile gerçek muhalefetin kim olduğu konusunda kafalar karışık. Ankara ekibi gerçek iktidar ile olan ilişkilerini gerçek muhalefetle de gerçekleştiribilseydi şimdi başka şeyleri konuşuyor olacaktık. Ankara grubunun Kemalizm aşkı bitmek bilmiyor maalesef.
Kavramların doğru kullanılması ve Osman Öcalan
Türkiye münevverinin en önemli özelliği kavramların doğru kullanılmasında kaygısız olmasıdır. Ülkede kavramlar üzerinden fırtınalar kopmakta olduğu halde onlar bu kavramların doğru kullanılmasını, halka doğrusunu aktarmayı kendilerine sorun etmezler. Sosyalistinden İslamcısına, etnik kökencisinden liberaline fark etmiyor.
Oysa sağ, sol, muhafazakar, devrimci, milliyetçi, ilerici, gerici kavramları son derece sorunlu. Israrla sosyolog ünvanını öne çıkarak Taha Akyol bir TV programında konuğu Altan Tan'ı HDP içindeki muhafazakar kanadın temsilcisi olarak sunmakta Altan Tan ise bu tanımlamadan rahatsız olduğunu belirtmekteydi. Sosyolojiden çok değil az buçuk anlayan herkes bilir ki Altan Tan'ın muhafazakar olarak tanımlanması sosyolojik olarak yanlış.
Tam aydınımızdan umudu kesmiş iken hiç umulmadık bir yerden bir ışık belirdi kavramların doğru kullanılması konusunda. Kırk yıl düşünsem bu ışığın Osman Öcalan olacağı aklıma gelmezdi.
Öcalan, Türkiye basınından bir gazete ile yaptığı röportajda "Ak Parti hükümetinin kurulmasıyla devlettin Kürt meselesindeki paradigmasının olumlu yönde değiştiğini gördük ve PKK olarak buna uyum sağlanması gerektiği yönünde kanaat bildirdik fakat PKK içindeki, çatışmacı sürecin devamından yana olan muhafazakar kesim buna şiddetle karşı çıktı" diyor. Osman Öcalan röportajın tümünde, PKK içinde, mevcudun devamından yana olanları muhafazakar olanlarak tanımlayarak kavramları bilinçli bir şekilde doğru kullanmaya devam etti. Öcalan'a göre Ankara grubu, Selahattin Demirtaş ve benzerleri muhafazakar kesim.
Yanlış hesap Bağdat'tan değil Kürdistan'dan döndü.
Ne yani! sosyologlarımızı Osman Öcalan mı eğitsin bundan sonra?
Söylenmese eksik kalırdı
"Hîn bûn (fér bûn/hura bun) tenê dewlemendî ye kû zaliman nikarin talan bikin."
"Öğrenmek, zalimlerin yağma edemeyeceği tek zenginliktir."
-Halil Cibran-