Bir şehri belleğinde, anılarında yaşatmak, bir direnci yaşatmak gibidir. Bir tutkuyu, bir sevgiyi, ömür boyu sürdürmek sevdasında olunan bir dostluğu belki de...

Şehir anlaşıldıkça, her mesafede, her durakta çözüldükçe, şehir giderek anlam kazandıkça, şehre dair bilinenler de çoğalır ve yeni zamanlara, yeni iklimlere, yeni anlatımlara kapı açılır.

Uzaklaştıkça seneler, ayrılınan ve bir zamanlar yaşanılan şehir, toplam bir görünüşten ziyade, bölünür, parçalanır ve her detayda yeni bir görüntüsü çıkar şehir sevdalısının karşısına... “İçindeyken fark edilmez de güzelliği, uzaklaşınca ağlanır bir kelimeye hasret (...) Katlanarak akan duru bir su olunca zaman, kendi denizine çeker kürekleri şehir. (...) Şehir size atanız olduğunu hissettirerek gelir.” (İskender Pala)

Tarihe malolmuş ayrıntılar; deşilir, açılır ve tekrar tekrar bakılır içeriğine... Her bakış ve her bakış sonucunda meydana gelen çözülüş, ayrılınan( ya da hâlâ yaşanılan) şehre ait bağlılığı daha da körükler; şehrin yeniden keşfedilmesini ve onunla ilgili yeni verilere ulaşılmasını sağlar.

Yeri geldikçe kendini okutur, hatırlatır. İnsanın mâzisinde gizli olan hayatına el koymuştur bu ilk şehir. Aradan yıllar geçmiş olsa da bir gün aniden çeker getirir kendine... Yeni yüzünü, yeni tavrını, yeni şeklini göstermek, geçmişte yaşananları; mekânlarıyla, insanlarıyla yeniden duyurmak için... Çekip gitmek çare değildir; şehirden kurtulmak için...

Şehirlerin kurtuluşunu ve gelecekte de ismini, ününü ve varlığını devam ettirmesi için şehir sevdalıları ya da daha açık bir ifadeyle şehirlilik bilincine erişmiş insanlar gereklidir. Ancak onların çabası, işin üzerine ciddiyetle eğilmeleri neticesinde şehir; geçmişini elinde tutarak, "yenilenme sürecine" uyum sağlayarak ayakta kalabilir ve kendinden bekleneni verebilir.

Çünkü her nereye giderseniz gidin, baktığınız her şeyde ardınızda kalan o şehirden hatıralar, çağrışımlar hücum edecektir zihninize… Önünden geçtiğiniz şu bahçe falan amcanın bahçesine ne kadar da benziyor. Ya şu kendi halindeki sokak? Sessizliği ve sükuneti ruha dolan ve insanı başka bir âleme taşıyan haliyle ne kadar da kavrayıp kendine bağlıyor.

Şehir savrulan gövdelerin ellerinde bir o yana bir bu yana giderken, onun güzel yanlarını bulup çıkaracak ve ona yeniden eski ve görkemli güzelliğini kazandıracak şehir sevdalılarına her zamankinden çok ihtiyaç duyuyor.

Ve şehir sevilmelidir bütün bunlar adına ki; çözmek için kendimizde güç bulalım. Onu yaşatmak içinse aşk… Çözülmesi azalmış ya da son bulmuş şehirlerin, giderek bir bilmece halini alacağı ve meçhuller bahçesinde kendine ayrılmış yeri dolduracağı unutulmaya!

Tıpkı; "Şehir bir muammadır, çözüldükçe yeniler sırrını” sözünde belirtildiği gibi...