Daha önce "Afrika ümmetin yetimidir" demiştik. Bu tespit dün de doğruydu, bugün de doğrudur. Evet, Afrika uzun yıllardır sömürülmüş, yalnız bırakılmış, kaynakları yağmalanmış ve mazlumlaştırılmış bir kıtadır. Halen de bu mazlumlara karşı her tür haksızlık, zulüm ve mahrum bırakmalar devam etmektedir. Bu yönüyle ümmetin yetimidir.

Fakat meselenin bir de diğer yüzü vardır:

Afrika sadece ümmetin yetimi değildir. Afrika aynı zamanda ümmetin geleceğidir. Hatta daha da ileri gidelim... Afrika yalnızca İslam ümmetinin değil, insanlığın geleceğine yön verebilecek en önemli coğrafyalardan biridir. Evet, Afrika sadece İslam ümmetinin değil, insanlığın da istikbalidir.

Çünkü geleceği belirleyen sadece emperyalistlerin ilahlaştırdığı para, silah, teknoloji vb. maddi ve fiziki güç değildir. Bahis konusu insanlığın geleceğiyse, bu gelecek için önce insani değerlere ihtiyaç vardır. Hele bir de insanın ruh bünyesini ve mana dünyasını ilgilendiren lahutî değerler…

İnsanlığın dünyalık geleceğini belirleyen unsurlar; nüfus, insan kaynağı, üretim potansiyeli, enerji, tarıma elverişli geniş ve doğal kaynaklar ve genç nesillerdir. İşte Afrika bütün bunlara fazlasıyla sahiptir. Tek eksik tüm bu potansiyeli çekip çevirecek, organize edecek, harekete geçirip katma değere dönüştürecek akıl ve iradeyi ortaya koymaktır.

Afrika; sadece altın, elmas, petrol, doğalgaz ve saymakla bitmeyecek yeraltı zenginlikleriyle önemli değildir. Sadece milyonlarca hektarlık bakir ve verimli topraklarıyla da önemli değildir. Sadece yılın neredeyse tamamında parlayan güneşi, iklim avantajları ve doğal kaynaklarıyla da önemli değildir.

Afrika'yı geleceğin kıtası yapan asıl unsur insandır.

· Genç ve dinamik insandır.

· Çalışan ve üreten insandır.

· Hayal kuran planlayan ve uygulayan insandır.

· Yeter ki biz bu insanı gücünün farkına vardıralım.

Bugün dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde ciddi bir nüfus krizi yaşanmaktadır. Uzmanlar bir toplumun nüfusunu sağlıklı şekilde koruyabilmesi için doğurganlık oranının asgari 2,3 seviyesinin üzerinde olması gerektiğini ifade etmektedir. Buna karşılık birçok ülkede bu oran kritik seviyelerin altına düşmüştür. Özellikle bizim ülkemizde bu oran 1,1’lere kadar gerilemiş durumdadır.

Batı dünyasında nüfusun yaşlanması onlarca yıl önce başlamıştır. Çünkü batı aileyi yıkalı, meşru evliliği iptal edip “ibahiyeye” yani sınırsız şehevi özgürlüğe dalalı bir asır geçti. Bugün Avrupa'nın birçok ülkesi iş gücü açığı, yaşlanan nüfus ve azalan genç kuşaklar sebebiyle geleceğe dair ciddi kaygılar taşımaktadır.

· Teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerliyor.

· Yapay zekâ geliştiriliyor.

· Robotlar üretiliyor.

· Otonom sistemler hayatın her alanına giriyor.

· Fakat gözden kaçırılan çok temel bir gerçek var:

· İnsan olmadan medeniyet olmaz.

· İnsan olmadan üretim olmaz.

· İnsan olmadan teknoloji de anlamsızlaşır.

· Robotları kim kullanacak?

· Fabrikaları kim işletecek?

· Şehirleri kim inşa edecek?

· Toplumları kim ayakta tutacak?

Geleceğin en büyük sermayesi ne petrol olacaktır ne altın ne de teknoloji... Geleceğin en büyük sermayesi insan olacaktır. İşte Afrika herkesten çok daha fazla bu sermayeye sahiptir. Bugün Afrika'nın nüfusu hızla büyümekte, genç kuşakları dünyanın dikkatini çekmektedir. Eğer eğitim, teknoloji, yatırım ve kalkınma hamleleriyle desteklenebilirse Afrika yalnızca kendi sorunlarını çözmekle kalmayacak, insanlığın geleceğinde belirleyici bir rol üstlenecektir.

Bu yüzden Afrika'ya bakarken sadece açlık görüntülerine bakmak büyük bir yanılgıdır. Afrika'ya sadece yardım bekleyen bir kıta olarak bakmak da eksik bir bakıştır.

· Afrika; yarının üretim merkezidir.

· Afrika; yarının insan kaynağıdır.

· Afrika; yarının enerji üssüdür.

· Afrika; yarının pazarlarıdır.

· Afrika; yarının medeniyet hamlelerinin merkezlerinden biri olmaya adaydır.

İşte bu nedenle bugün yapılması gereken şey, Afrika'nın mazlum halklarına uzaktan acımak değil; onları daha güçlü şekilde kucaklamaktır. Özellikle asırlarca aynı inancı paylaşan biz Müslümanların bu konuda gecikmeyip çok acil tedbirler almalı ve çok yönlü projeler geliştirmeliyiz. Afrika’nın mazlum insanlarıyla bütünleşip beraberce kalkınmak, insani bir görev olmaktan önce, İslami bir vecibedir.

· Onlarla birlikte üretmektir.

· Onlarla birlikte kalkınmaktır.

· Onlarla birlikte geleceği inşa etmektir.

· Bu yalnızca Afrikalılar için bir sorumluluk değildir.

· Bu aynı zamanda bizim geleceğimiz için de bir zorunluluktur.

· Çünkü Afrika'nın ayağa kalkması yalnızca Afrika'nın kazanması anlamına gelmeyecektir.

· Afrika'nın ayağa kalkması, ümmetin ayağa kalkması demektir.

· Afrika'nın ayağa kalkması, insanlığın yeni bir nefes alması demektir.

· Ve belki de bu yüzden bugün önümüzde duran en önemli sorulardan biri şudur: Geleceğin kıtası olmaya aday Afrika'yı, geleceğimizin bir parçası olarak görmeye hazır mıyız? Subhaneke... Bi-hamdike... Esteğfiruke... Muhammed Özkılınç