0
Nerde o eski günler diyoruz ya arada bir efkarlanıp, hep gidi günler diyoruz ya yaşayıp da içimizde derin yer tutan zamanları anıp; işte tam da öyle vakitlerdeyiz. Geçmiş zaman iyidir, hoştur, insanın gönlüne değen vakitlerin toplanma yeridir.
Belki de yaş itibariyle ben de artık iyice geçmiş vakitlerin adını anar oldum. İyi günlerdi, sağlam zamanlardı, birçok şeyin özünde olduğu zamanlardı diyeceğim yıllardan geçtiğimi, her geçen gün daha iyi anlıyorum.
Son yıllarda dinlediğimiz müziklere ne kadar da aşina hissediyoruz kendimizi. Bizi alıp yıllar öncesine götüren o kadar çok tanıdık müzik var ki şimdi. Ustalara saygı, sanata saygı gibi iyi niyetlerle birçok sanatçı geçmiş zamanlara damgasını vuran şarkıları alıp günümüz teknolojisi ile sentezleyip dinleyicilerin beğenisine sunuyor. Belki gençler için bunlar yeni bir tını olsa da bizim için çok da rağbet gören bir çıkış değil bu.
Sanatçılar en çok da arabesk şarkılara rağbet etmeye başladılar. Hani şu bir zamanların yasaklı şarkılarına. Hani bir zamanlar itilip kakılan, hor görülen, toplumun birçok kesimi tarafından görmezden gelinen sanatçıların şarkıları artık günümüz şarkıcılarının dillerinden düşmüyor.
Müslüm Gürses şarkılarını söylemek için pop sanatçılar bile sıraya girmiş durumda. En damar şarkılar, şimdilerde gençlerin dilinden düşmüyor. 30 yıl öncesinin bir Müslüm Gürses şarkısı artık bütün listelerin en üstünde. Tabii ki bir pop şarkıcının yorumuyla.
Yeni eserler ürütmek varken pop sanatçılarını bile arabeskin cazibesine kaptıran albeni nedir acaba diye düşünürken şu noktaya dikkat ettim. Son yıllarda pop müzik adı altında yapılan şarkıların ne doğru dürüst sözleri var ne de özgün bir besteye sahip bu şarkılar. Durum böyle olup da yeni şeyler üretemeyenler nur yağan bit pazarına girmek zorunda kaldılar. Çünkü orada daha özgün, daha seçkin eserler vardı. Varsın bir zamanlar sevmesinler ne çıkar. Önemli olan göz önünde olmaya devam etmekti. Bunu yaparken de her yol mübah demekten başka çare yoktu.
Müslüm Gürses, son yıllarında müzik türünde (kendine ait özgün yorumunda değil) değişiklik yapınca onu yıllardır fark etmeyen kesim bir anda Müslümcü olmuştu. Yeni şarkılar, reklamlar derken bir zamanlar varoşların babası olan Müslüm Gürses artık herkesindi.
Herhangi bir müzik kanalını açın. Kısa bir süre izleyin. Tanınmış ya da tanınmamış birçok şarkıcının yıllar öncesine ait arabesk bir şarkıyı söylediğini göreceksiniz. İlk aklıma gelen isimler; Linet, Işın Karaca, Zara, Hakan Altun, Sibel Can, Şevval Sam ve daha birçok şarkıcı arabesk şarkılarla bugünlerde ekranlarda, radyolarda arz-ı endam ediyor. İyi ki arabesk varmış diyoruz. Yoksa bunca şarkıcı, nasıl gündemde kalacaktı acaba?
Çabuk eskitilen işler yapılıyor. Sadece müzikte değil hayatın birçok noktasında görüyoruz ki kalıcı olmak çok zor. Yeter ki yenisi çıkmasın. Hemen eskiye dair bütün izler siliniyor. Çünkü hiçbir şeyde ruh yok. Küçük hesaplarla büyük işler yapılmaz. Piyasa kaygısı gözetilerek ne yapılırsa yapılsın iki günlük ömrü oluyor. Bugün bile yıllar öncesinin bir şarkısı aynı içtenlikle dinleniyorsa şarkının ve şarkıcının samimiyetinden kaynakanıyor bu.
Eser ortaya koymak önemlidir ama kalıcı eserler ortaya koymak daha da önemlidir. Alev gibi parlamak önemlidir ama daha da önemlisi rüzgara direnebilmektir. Günümüz ne yazık ki önüne gelen sıradanlıkları çok kolay öğütüyor.
Ben bu yazımda türküleri hiç konu etmedim. Türkülerimiz zaten sürekli istila halinde. Türkünün ruhuna yabancı, her önüne gelen türküleri incite incite katlediyor, o da ayrı bir konu.
Baktınız ki birileri diline doladığı yıllar öncesine ait bir arabesk şarkının ya da türkünün canına okuyor, kendinizi hemen Müslüm Gürses'in kendi sesinden bir şarkıya ya da Neşet Ertaş'tan içli bir türküye emanet edin. Ardından da ustaların ruhuna Fatiha okumayı ihmal etmeyin.