0
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Dolmabahçe toplantısı sonrası yaptığı açıklamalar, buna mukabil hükümet cephesinden Bülent Arınç'ın tartışma yaratan çıkışı, son olarak Arınç - Gökçek restleşmesi, son bir hafta içerisinde 13 yıllık Ak Parti hükümetleri döneminde görmeye alışık olmadığımız bir manzarayı ortaya çıkardı.
"Neler oluyor?"sorusu, soruyu soranın maksadı ile mütenasip cevapları sunma noktasında bereketli gibi duruyor.
Eğer kulis dedikodularını seven bir okursan ey okur, bu yazı senin derdine derman olmayacak. Ancak lokal olanın ve kişisel münakaşaların, yaşadıklarımızın ya da şahit olduklarımızın Türkiye'nin siyasal düzlemde nasıl bir eşikte durduğu ile ilgili söylediklerine dair bir merakın varsa eğer, yazının sonuna kadar birbirimize refakat edebiliriz seninle.
Türkiye kaba hak ihlallerinin olduğu, inanç ve düşünce hürriyetinin sürekli baskılandığı, siyasetin vesayet karşısında mecalsiz, toplumun devlet karşısında 'hiç' mesabesinde kaldığı karanlık bir tünelden yeni yeni çıkıyor. Geçmiş 10 yıl, siyasi tarihimiz içinde bunun mücadelesi olarak okunacak ve anılacak.
Mücadele zamanları, topluluğun birliktelik ruhunun en üst seviyeye ulaştığı, farklı yerlerden gelmelerine karşın aynı dert ile mustarip olanların kenetlendikleri, ittifakların ve koalisyonların mümkün hale geldiği bir zemini oluşturur. Eğer mücadele, büyük ölçüde başarıya ulaşır, maksadın hasıl olduğu düşüncesi kolektif bir kanaate dönüşürse, mücadelenin tarafları önemli bir eşiğe gelmişlerdir. Bu eşik, mücadele günlerinden farklı ve kendine özgü zorluklarla doludur. Artık geride bırakılandan çok önünüze koyduklarınız yeni durumun ruhuna uygun bir biçimde ete kemiğe büründürülmeyi, dünün iş gören söyleminin bugün cevapsız bırakacağı pek çok soruya cevap verebilecek yeni bir söylemin dile getirilmesini icbar eden bir aralıktır bu. Türkiye'nin şu an için tam da böyle bir aralıkta durduğunu söyleyebiliriz.
Hem siyasi tarihimize hem sözünü ettiğimiz yakın geçmişimize baktığımızda Türkiye büyük ölçüde politik liderlerin, kanaat önderlerinin iradelerinin belirleyici olduğu bir süreç yaşadı. İster yan yana ister birbirlerine karşı konumlansınlar Türkiye'deki toplulukların politik hareketliliği bu altın kurala göre işliyor. Eğer lider, dirayet ve basiret sahibi ise sorun yok görünüyor.
Mesela 'Çözüm Süreci'. Süreci başlatan, bedeli ne olursa olsun iradesini şüpheye mahal bırakmaksızın ortaya koyan o zamanki Başbakan bugünkü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dı. Onun iradesi olmaksızın böyle bir süreç başlayamazdı. Öte yandan Abdullah Öcalan Kürt siyasetini ve PKK'yı hükümetin iradesi ile ete kemiğe bürünmeye başlayan Çözüm Süreci'nin tarafı haline getirdi. Ya da bir çözümün olabileceği noktasında onları ikna etti.
Şimdi işin bir yönü böyle. Lakin ufku, liderinin ufku ile mukayyet olan bir topluluk için böyle bir ilişki biçimi pek çok sıkıntıya da gebe.
Mesela 17-25 Aralık girişimi ve 'Cemaat'in kamikazesi… Ya da Kobani bahanesiyle cinayetlerin işlendiği, sokakların yakılıp yıkıldığı 6-7 Ekim olayları. Topluluk, itaat ya da eklemlenme döngüsünde nasıl da edilgen hale geliyor, yıllarca verilen mücadelelerin, görece ulaşılan refah ve huzurun hatta 'Barış'ın boğazını sıkmak için eller nasıl da hemen harekete geçebiliyor.
Demek ki "Nerdesin Başkan? Ordayız Başkan !" formülü, komplikasyonlara açık bir sahada yıkıcı olabiliyor. Eğer siyasi okumayı yapan liderler, basiret ve dirayet gösteremezlerse vay halimize! Umut edilen nice siyasi proje aslında bu yönleri ile pamuk ipliğine bağlı.
Türkiye'nin esaslı problemlerini çözmeye namzet olunan bir dönemde, ülkenin en temel sıkıntılarından birisinin bu olduğunu düşünüyorum.Dolayısıyla sistemin kaba yönlerinin törpülendiği, baskılanıp görünmez kılınmış tüm sorun alanlarının gün yüzüne çıktığı düzlemde, sistemin inşası ne olacak, nasıl olacak? Tahakküm niteliği belirgin olan bir sistemin yıkımına motive olmuş ya da o konjonktürün şartlarında şekillenmiş bir siyaset, bugünü ve geleceği taşıma da patinaj yaşıyor. Dün politik önderlerin cesaretlerine, risk alma becerilerine muhtaç olan siyaset bugün çağın gereksinimleri ve toplumun talepleri doğrultusunda acil bir yapılanmayı talep ediyor. Buna göre konumlanma, buna göre pozisyon alma, buna göre siyasal bir dil üretme, karşılık verilmeyi bekliyor.
Herkes Erdoğan'dan, Öcalan'dan, Bahçeli'den, Kılıçdaroğlu'ndan mucize yaratmasını bekliyor. Herkes gölgesine sığındığı liderin kanatlarının altında hayaller kuruyor. Onların iradesi önemli elbette. Ancak iş, onların iradelerini, hayallerini aşan bir boyutta. İş herkesten sorumluluk talep ediyor. Herkesten katkı bekliyor. Herkesten samimiyet bekliyor. Daha da önemlisi iş, aktörlerden, aktörlerin iyi niyetlerinden öte sistemik düzenlemeler bekliyor. Yapısal dönüşümler bekliyor. Bu hem politik önderleri rahatlatacak hem de toplum olarak bizi daha güvenli kılacak.
twitter : @_aydinali