COVID-19 olarak bilinen yeni tip Koronavirüs büyük bir salgın halini almıştır. Hem hayvanları hem de insanları enfekte eden Koronavirüs, 2019 yılının sonunda Çin'de 11 milyon sakini olan Wuhan şehrinde ortaya çıkmıştı. Son 20 yılda, Koronavirüs salgınları, 2003 yılında Şiddetli Akut Solunum Sendromu (SARS) ile ve son olarak 2012'de Orta Doğu Solunum Sendromu (MERS) ile birlikte küresel endişeye neden olmuştur. Bu salgın özellikle toplumsal hayatta birçok değişikliğe neden olmuştur. Dünya tamamen dijital bir dünya düzenine evrilmeye başlamıştır. Elbette bu dönüşümün pozitif ve negatif boyutlarından bahsedebilmek mümkündür.
Uzmanlara göre Koronavirüs sonrası en büyük zorluk, insan davranışlarının bozulması olacaktır. Araştırmacılar, sosyal mesafenin ve evde kalmanın bir süre daha devam edeceğini ifade ediyorlar; hatta gün değil, ay cinsinden konuşuyorlar. Zaman geçtikçe yeni alışkanlıkların meydana geleceği ve yeni gerçeklerin ortaya çıkacağının altı çiziliyor. İş stratejisi tüketici alışkanlıkları üzerine kuruludur. Başarı büyük ölçüde insan alışkanlıklarının ne kadar iyi okunacağına ve bunlarla uyumlu ürün ve hizmetler oluşturulmasına bağlıdır.
Salgın sonrası nasıl bir hayat bizleri bekliyor?
Koronavirüs sonrasını doğru bir şekilde okuyamayan organizasyonların, firmaların, şirketlerin geleceği oldukça zorlu geçecek gibi görünüyor. Fiziksel olarak işe gelmeyen çalışanlara rağmen, çalışma hayatı genellikle online platformlar aracılığıyla hala yapılmaktadır. Bu nedenle, devasa ofis alanlarına ve insanların trafikte saatler harcayarak işe gitmesine bir gerek kalmayacağını söyleyebilmek mümkündür.
Kripto paraların yaygınlaşacağı, e-ticaretin etkin bir dinamizm kazanacağı yeni dünya düzeni üzerine çıkarımlarda bulunan siyaset felsefesi profesörü ve eski eğitim bakanı Yuli Tamir'in işaret ettiği gibi, kriz karşısında dünyadaki devletlerin mümkün olan en içgüdüsel şeyi yaptığını belirtmek gerekir. Bu kısaca kendi sorunlarıyla başa çıkmalarıdır. Ona göre ulusal içgüdüler diğer tüm içgüdülerin üstesinden gelmiştir. Bu durum artan milliyetçilik tezahürüdür. Koronavirüs sonrası milliyetçiliğin tüm dünya genelinde yükselen bir ideoloji olacağını ifade etmek gerekir. İtalya ve İspanya'da virüsün en çok etkilediği iki AB ülkesi... AB'ye çok fazla eleştiri var.
Ekonomik savaşlar hangi yöne gidiyor?
İtalya'nın AB'den değil de Çin ve Küba'dan yardım alması birliğin parçalanacağı algısını beraberinde getirdi. Çin ve Amerika'nın ekonomik savaşlarının gideceği nokta da merak edilenler arasında yer alıyor...
Koronavirüse yönelik çok farklı komplo teorileri ve kehanetler de ortaya atılmaya başladı. Birçok isim COVID-19'a yönelik farklı açıklamalarda bulundu. O isimlerden biri var ki tabiri caizse kehanetleri gerçek oldu. Microsoft'un kurucusu ve dünyanın sayılı zenginlerinden biri olan Bill Gates'in 1999 yılında kaleme aldığı "Düşünce Hızındaki İş" isimli kitabında yaptığı tahminlerin hemen hemen hepsinin gerçekleşmesi oldukça şaşırtıcıdır. Gates'in vurguladığı çevrimiçi fiyat karşılaştırma teknolojisi bugün kullanımdadır. Mobil cihazların kullanılacağını da önceden öngören Gates, sosyal medyanın gelişeceğini de o yıllarda beyan etmiştir. Gates bundan yaklaşık 5 yıl önce gerçekleştirdiği TED konuşmasında dünyada yaşanabilecek salgınla ilgili detaylar paylaşmıştı.
Koronavirüs salgını ne zaman bitecek?
Gates hayatın normale dönmesi için 2021 yılının sonbahar ayını tarih gösterdi. Gates bu kehanetinde çok da haksız olmasa gerek... Zira her gün dünya genelinde onbinlerce insanın enfekte olduğu haberleri geliyor. Dolayısıyla bu iddiasının altının dolu olduğunu söyleyebilmek mümkündür. Aynı şekilde şu an Çin'de vaka sayıları neredeyse yok denecek kadar azalmış olsa da yaşamın eski haline döndüğünü söyleyebilmek pek de mümkün değildir. Sınırların gelecek günlerde tekrardan açılacak olması da salgın riskini tekrardan beraberinde getirmektedir. Gates, daha önce yaptığı açıklamada da salgına karşı aşının 18 ay içerisinde hazır olacağını tahmin ettiğini belirtmişti. Bu iddianın bilimsel bir temele oturulduğunu söyleyebilmek pek de mümkün değildir. Zira bilim insanları bu konuda ortak bir akla günümüz itibariyle sahip değildirler.