0
"I swear that I will be faithful and bear true allegiance to Her Majesty Queen Elizabeth the Second, Queen of Canada, Her Heirs and Successors, and that I will faithfully observe the laws of Canada and fulfil my duties as a Canadian citizen."
"Kanada'nın kraliçesi, majestéleri kraliçe Elizabeth II'ye ve ondan sonraki halefine ve de mirasçılarına bağlı kalacağıma ve gerçek bir sadakat taşıyacağıma, Kanada yasalarına uyacağıma, vatandaşlık görevlerimi yerine getireceğime yemin ederim."
Her Kanada vatandaşı gibi benim de ettiğim yemin buydu.
Bu yemini ederken bir ayağımı kaldırmadım. Kraliçe Elizabeth II'ye bağlı kalacağıma içtenlikle yemin ettim ve hala bu yeminim üzereyim.
Mesela yarın birileri çıkar, ağacı-çiçeği bahane edip kraliçeyi devirmeye kalkarsa bilinsin ki hiç işim olmaz. Kraliçe Elizabeth II'ye, ondan sonra gelecek kraliçe yada krala bağlılığım devam edecektir. Kimsenin maceralarıyla, ideolojik saçmalıkları ile, fantezileri ile uğraşamam, biline.
Durup dururken kraliçe Elizabeth mevzusu nerden çıktı diye sorulabilir.
Şurdan çıktı;
Her ülkenin sahipleri vardır. Derin devlet dedikleri birazda budur. Sahibi olmayan bir ülke, devlet yoktu, yok ve olmayacak. Asıl mevzu derin devletin türü. Sizin derin devletiniz iyi bir derin devlet mi yoksa kötü mü? İyi derin devletler ülke toprakları üzerinde yaşayan ırk, renk, dil, din, mezhepler olarak çeşitlilik gösteren vatandaşlarının farklılıklarını kabul eden onların yaşam, eğitim, barınma haklarını güvence altına alan derin devletlerdir.
Türkiye'nin 2002 yılına kadar kadar kötü bir derin devleti vardı. Kürtleri ve dillerini yok sayıyordu. Alevileri yok sayıyordu. Ermenilerin varlığını kabul ediyor fakat düşman olarak görüyordu. Dindarlara öcü muamelesi yapıyordu. Sosyalist, liberal ideolojileri Sovyet yada Avrupa ajanları olarak algılıyordu. Makbul ırk içi boşaltılmış bir Türklük, makbul din Paganism, makbul ideoloji Kemalizm idi. (Devlet sünniliği dayatıyordu diyen zevat buna nerden ulaştı bilemiyorum. Bizim münevver takımı kolay betimlemeleri sevmiştir hep.)
2002 yılına kadar demek yanlış bir yaklaşım olabilir. Çünkü derin devletin el değiştirdiği konusunda hala şüphelerim var. Fakat buna rağmen 2002 yılından sonra - ki Ak parti hükümetinin kurulmasına denk gelir- devletin vatandaşa bakış açısında radikal değişimler yaşandı. Devlet biz Kürtlerin kimliğini, dilini ve eğitim hakkını kabul etti bir kere ve bunun gereklilikleri olan, Kürtçe TV, Kürtçe radyo yayını, Kürtçe eğitim veren okullar konusunda önemli adımlar attı. Devletin resmi haber ajansının Kürtçe ile hizmet vermesinin 3 cü yılına girildi. Yeni derin devlet anlayışı bir başka sorunlu kesim olan Aleviler konusundaki korku perdesini kaldırdı. Dersim'e Tunceli ismini verenler park ve bahçelerde askeri darbe arayışlarında iken Alevi kurultayları yapan bir hükümet vardı.
Yeni Türkiye'nin yeni derin devleti hala eski Türkiye'nin eski derin devleti ile boğuşa dursun hergeçen gün daha da özgürleşen bir Türkiye var.
Şimdi bu özgürleşme bazıları için olumlu bir tat bırakmayabilir damaklarda. Bastırılmış kesimlerin kendilerini sesli ifade etmeye başlaması eski alışkanlıklarında ısrarcı olanlar için kutuplaşma olarak değerlendirilebilir. Farklılıkları bir potada eritme hastalığı olanlar yeni durumu "insanlar arasında kin ve öfke arttı" şekildinde açıklama kolaylığına gidebilirler. Fakat bu duruma alışacaklardır. Öncelikle kendileri gibi düşünmeyen, giyinmeyen, konuşmayan, yemeyen içmeyen ötekilere saygı duymasını öğrenecekler. Öğrenemeselerde bağırlarına taş basıp kabul etmek zorunda kalacaklar. Nefret suçu işlemek gibi bir ayrıcalıkları olmadığını idrak edecekler. Seve seve öğrenemezlerse kanunların zorlayıcı gücü ile boyun eğecekler.
Devlette tercihli kaos sisteminin sonuna gelindi.
Ülke yönetiminde iki başlılığın tercihli bir durum olduğu iyi bir tarih okuması ile anlaşılabilir.
Kontrollü-sürekli kaos bir ülke için dizayn edilmiş ise bundan kurtulmak zor olacaktır. Çözülemeyecek hiç bir problem yok taki bu problemlerin olması bazıları için olmazsa olmaz bir durumsa. Güçlü bir cumhurbaşkanlığı ve güçlü bir başbakanlık ta başından beri saçmalıktı. Yakın tarihimiz Cumhurbaşkanları ile başbakanlar arasındaki sürtüşmelerle dolu. Hemen hemen herkes bu sistemin işlemediği konusunda hemfikir fakat iş bu sistemi değiştirmeye gelince öncelikler farklılaşıyor. Özel bir konuşmamızda bana "başkanlık sistemi Türkiye için şart" diyen bir HDP milletvekilinin televizyonlarda "Erdoğan tek adam olmak istiyor" diye demeç verdiğini duyunca muhalif olmanın ne anlama geldiği konusunda birilerinin fena halde yanıldığını düşünmüştüm. Bazen muhalif olmak iktidar olmanın ta kendisidir.
Kraliçe Elizabeth'e bağlı kalacağına yemin eden biri Tayyib'in başkanlık sistemi ile tek adam olacağını neden düşünür ki?
Türkiye'de bir sistem değişikliğinin arifesinde değiliz. Sistem already değişti. "Kral, Kraliçe, başkan bizden değil" diye arıza çıkartmak akıllıca bir davranış değil.
Bu gün sizden olur yarın bizden...
Herkes sırasını beklemeyi öğrenecek. Yeterki kralımız, kraliçemiz, başkanımız, serokumuz vatandaşının özgürlükleri konusunda titiz olsun.
Söylenmese eksik kalırdı
''Pêşewa ba digire pişta xwe, lê xwe pê ve bernade.''
"Liderler rüzgarı arkasına alır, ama rüzgara kapılmaz."
-D. Deloit-