0

Çok zor bir coğrafyada yaşıyoruz. Burası bize Müslüman ecdadımızdan emanet. Müslümanlar, dünyaya kendilerine kalan miras olarak değil, emanet olarak bakarlar. Mirasta paylaşım esastır ve bazen de yağmalama esastır. Emanette ise ona gözü gibi bakarak, gelecek nesillere iletmek vardır.

Bin yıla yakın bu coğrafyayı adaletle ve sulh içinde idare ettik. Ancak, Osmanlı son üç asırda Avrupa'da gerilemeye başladı, coğrafi keşiflerde etkin olamadı, sanayi inkılabını yakalayamadı, dahili unsurlar ve yerli işbirlikçiler de hedefi Büyük İsrail/vadedilmiş topraklar olan ırkçı emperyalistler tarafından isyana teşvik edildi. Yenilgiler, yıkımlar, savaşlar ardı ardına geldi.

1 Kasım 1922'de saltanat ilga edildi. 3 Mart 1924'te de hilafet kaldırıldı. Bu coğrafyanın Müslüman unsurlarını/anasır-ı İslam,-Mustafa Kemal'in bile meclis konuşmalarında mevcuttur- bir arada tutan şey İslam kardeşliğidir. Ancak bunu Cumhuriyet'in kuruluşundan önceki meclis konuşmalarında özellikle İstiklal Harbi devam ederken söyleyen ve kullanan Mustafa Kemal hemen bunun ardından saltanatı ilga edip, Osmanoğulları'nı Türkiye'den bebeklerine varıncaya kadar derdest ettikten/ sürdükten sonra hiç bu topraklara, bizim gerçeklerimize, kültürümüze, inanç değerlerimize uymayan bir laiklik anlayışı, sekülerizm dayattı. Yapılan bazı yıkıcı ve yabancı devrimlerle birçok kıymetimiz yok edildi ve sonuç olarak; Müslümanların birbirleriyle olan bağları zayıflatıldı.

Elbette büyük problemlerimiz var. Bu imparatorluk bakiyesi olan topraklarda Müslümanların meseleleri elbette vardır.Müslüman Kürtlerin de meseleleri vardır, Müslüman Türklerin de meseleleri vardır.

Ancak bu meseleleri bizim gibi İslam kardeşliği ile mayalanmış bir toplumda sadece bir ırk temelinde, etnisite bazında gündeme getirirseniz işte bugünkü çarpık anlayış ve hazin sonuç ortaya çıkıyor. Kürt sorunu gibi bir ifade aslında bizim hakikatimizi yansıtmıyor. Son zamanlarda Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın "Kürt kardeşlerimizin meseleleri vardır ancak Kürt sorunu yoktur" şeklindeki sözüyle aslında bu formülleşmiş oldu.

Geçen yüzyılda, ırkçı emperyalistler Ermeni meselesi iddiası ile uluslararası alanda Türkiye'yi ve genel olarak da Müslümanları soykırımcı gibi göstermek istedikleri gibi bu coğrafyada kendilerince bir karmaşa oluşturmak istiyorlardı. Ancak bunu başaramadılar. I. Dünya Savaşı ve İstiklal Harbi'nden sonra Ermenilerin buradan gidişiyle burada bir tutamak bulamadılar. O zaman yerel bir unsurla bunu devam ettirmek istediler. O da Müslüman Kürt kardeşlerimizdi.

Kendi meselelerimizi kendi dinamiklerimizle kendi değerlerimizle tarihi birikimlerimizle çözemezsek uluslararasılaşır. Cumhurbaşkanımız liderliğinde Türkiye, bu meselenin uluslararasılaşmasını istemediği için bu çözüm ve barış sürecini başlattı. Tekrar edersek, Kürt meselesi başlığı adı altında Türkiye'nin başını ağrıtmak istediler. Özellikle son 13 yıldır Türkiye'yi kendi toplumun dinamiklerinden aldığı güçle yöneten AK Parti hükümetleri, çalışmaları buna izin vermedi. "Kürdler bu toplumun onurlu ve eşit bireyleridir, biz bu konunun Uluslararasılaşmasını engelleyeceğiz ve bu ülkenin dinamikleriyle kendi meselelerimizi çözeceğiz" demeye başladığında bu sefer uluslararası fincancı katıları yeniden ürkmüş oldu.

Burada; meseleyi kendi içerisinde çözmek isteyen AK Parti iktidarına ve özellikle Yeni Türkiye'nin lideri Erdoğan'a karşı bir suikast var. Bütün yapılanlar, milli iradeyi temsil eden; şer ve dış güçlere "hayır" diyen, yerel bir kalkınmayı, uyanışı ve dirilişi simgeleyen Erdoğan'ı alaşağı etmek üzere planlanmış. Cumhurbaşkanımıza karşı sistemli bir biçimde özellikle Davos'tan, Mavi Marmara hadisesinden sonra takındığı İslami ve milli tavırdan, özellikle Gezi olaylarındaki dirayetli tutumundan dolayı; 17-25 Aralık komploları ve 6-7-8 Ekim Kobani bahaneli tedhiş eylemleri ve bugünkü yıkıcı hadiseler başladı.

PKK terörü, 30 yılı aşkın bir süredir devam ediyor. Doğu'daki Kürt kardeşlerimize yerelde çok büyük zulümler, işkenceler, pislik yedirme, köy yakmalar dahil her şey yapıldı. Birçok güvenlik gücümüz, öğretmenimiz şehit edildi. Buna rağmen İstanbul'daki Kürd'e Türk'ü, Türk'e de Kürd'ü öldürtemediler. Ne yaparlarsa yapsınlar Kürt'ten Ermeni çıkmaz!

Şimdilerde bazıları, "Türkiye, Suriye olur" uyarısını veya tehdidini savuruyor. Allah'ın izniyle Türkiye, Suriye olmayacak. Çünkü şunu çok iyi biliyoruz ki bin yıldır birlikte kardeş olarak yaşayan millet, harici unsurların ne yapmak istediğini biliyor ve kendisine biçilen bu deli gömleğini giymeyecek.

İKİ DOĞU ve İKİ BATI'NIN RABBİNE EMANET OLUNUZ...