‘Devlet Tiyatrosu’nun nâşiriefk̃ârında Komünizm propagandası
1930'da neşriyâta başlıyan Darülbedayi mecmûası, 1916'da açılan Dârülbedâyi-i Osmânî'nin nâşiriefk̃ârıydı. Dârülbedâyi, 1931'de Şehir Tiyatrosu ismini aldığı gibi, nâşiriefk̃ârı da, 1 İlkteşrîn 1935 târihli 60. sayısından îtibâren Türk Tiyatrosu ismiyle neşriyâta devâm edecekdir.
26 K̃ânûnisânî 1932 târihli Akşam gazetesinde (s. 2) yer alan aşağıdaki haberden, “Büyük Şef”in Dârülbedâyi veyâ Şehir Tiyatrosu'na büyük teveccüh gösterdiği anlaşılıyor:
“Gazi Hz. dün gece dokuzbuçuğu on geçe darülbedayii teşrif buyurmuşlar ve Yalova türküsü namındaki ilk musikili komediyi temaşa etmişlerdir. Reisicumhur Hz. tiyatro binasına dahil oldukları zaman seyirciler tarafından şiddetle alkışlanmışlar ve sahne karşısındaki locadan piyesi sonuna kadar temaşa buyurmuşlardır. Gazi Hz. bire doğru halkın tezahüratı arasında tiyatro binasını terketmişler, saraya avdet eylemişlerdir.”

Selâmi İzzet Sedes, Yeni Mecmua'da neşredilen yukarıdaki makâlesinde, Muhsin Ertuğrul'un, “Tek Adam”ın pek büyük iltifâtına mazhar olduğunu anlatıyor: “Muhsin'in erdiği en büyük mazhariyetle, aldığı en büyük mükâfata şahit oldum. Bir gece Atatürk Muhsin'i arkadaşlarına takdim ederken: ‘Herşey olabilirsiniz, fakat san'atkâr olamazsınız!' dedi. Bu ne eşsiz mazhariyettir!” (Yeni Mecmua; Halk ve Gençlik Mecmuası, Sâhibi: A. Cemal, İstanbul, 1939, No 36)
***
Muhsin Ertuğrul: “İnsanlığın beklediği mes'ûd devre, Sovyet ülkesinde artık takarrür etmiş, Komünizm, güzel meyvalarını vermiye başlamıştır”
İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatrosu, o devirde, tiyatro-sinema rejisörü ve aktör Muhsin Ertuğrul (1892 - 1979) tarafından idâre edilmekteydi. Ertuğrul, 1934'de Sovyetler Birliği'nde uzun bir tedk̆îk̆ seyâhatine çıkmış, avdetinde, seyâhat intibâlarını, (eşi Neyyire Neyir / Münip Eyüp Ertuğrul'un -1902 / 1943- Yazı İşleri Müdürlüğü'nü deruhde ettiği) Darülbedayi'in 1 Birinci Teşrîn 1934 ilâ 15 Mart 1935 târihli 9 sayısında, “Moskova Notları” başlığı altında tefrika etmişti. Ertuğrul, bu seyâhat intibâlarında, İnsanlık târihinin şâhid olduğu en gaddâr rejimin hüküm sürdüğü, milyonlarca insanın haşerât muâmelesine mârûz kaldığı ve haşerât gibi imhâ edildiği temerküz kamplarının mûcidi, Boşevik Fırkası imtiyâzlılarının (“Nomanklatüra”) hâricindeki insanların, açlık, sefâlet ve korku hâlinde yaşadığı, on milyonlarca insanın kātili bu dehşet diyârını, yeryüzü cenneti gibi takdîm ediyordu:
“İşte Sovyet ülkesinde, [çocuk tiyatrosu gibi müesseseler sâyesinde] çocuklar, gençliğe böyle hazırlanarak, alışarak geçiyorlar… Çünkü gençliğin de bundan daha mühim, daha büyük hayata hazırlanış teşkilâtı var… Elhasıl bir çocuk anasının karnından çıkdığından itibaren işe başlayıncıya kadar, kendisini herhangi bir zengin ana babadan daha fazla himaye eden, her türlü maddî, manevî ihtiyacını düşünen bir muhitle karşılaşıyor… Bu suretle zengin çocuklarına iççeken fakir, masum yavrular ortadan kalkmış ve her yavru sınıfsız ve farksız en zengin bir çocuğun bile bulamadığı refaha kavuşmuş oluyor…
“Demek oluyor ki insanlığın uzun asırlardanberi iççekerek özlediği, beklediği mes'ud devre Sovyet ülkesinde artık takarrür etmiş, herkesi hakikî insanlığa kavuşduran bu saadet noktasına varmak için aşılan sarp yollar, çetin mücadeleler artık arkada kalmışdır…
“Demek oluyor ki bin kat güçlükle dikilen ve nice nice idealistlerin kanlarıyla sulanan ‘Komünizm’ ağacı kendisinden beklenen güzel, faydalı yemişleri artık vermiye başlamıştır… Sovyet Rusya'da bu ağacı baltalamaya uğraşmak insanlıktan en son ideali çalmak olur.” (Muhsin Ertuğrul, “Moskova Notları; Çocuk tiyatrosu”, Darülbedayi, Tefrika No VII, 1 İkinci Kânun 1935, sayı: 55, s. 5)
Peyami Safa da Sertel'lerle berâber çalışmıştı
Cumhuriyet ile Tan arasındaki kayıkçı kavgasında muârız cephelerde yer alan Yunus Nadi ile Yalman ve Sertel'lerin “eski dostlar” olması gibi câlib-i dikkat bir başka husûs da, bu kavgaya Cumhuriyet saflarında katılan Peyami Safa'nın dahi, birkaç sene evvel (1929-1931), Sertel'lerin Resimli Ay ve Resimli Şark mecmûalarının muharrir kadrosuna dâhil bulunması, bilâhare Komünistlik ithâmıyle hücûm ettiği insanlarla berâber çalışıyor olması, hattâ o kadronun bir başka mensûbu olan Nâzım Hikmet'le, Dokuzuncu Hâriciye Koğuşu isimli romanını ona ithâf edecek kadar yakınlığı bulunmasıdır.

(İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nun nâşiriefk̃ârı on beş günlük Dârülbedâyi mecmûası, 1 İkincik̃ânûn 1935, No 55, ss. kapak, 1, 3 ve 6)
Kemalizm-Komünizm yoldaşlığına bir misâl… Sene 1935: “Ebedî Şef” devri… Muhsin Ertuğrul'un, İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatrosu'nun nâşiriefkârı Darülbedayi'deki alenî, resmî Komünizm propagandası: “İnsanlığın uzun asırlardanberi iççekerek özlediği, beklediği mes'ud devre, Sovyet ülkesinde artık takarrür etmiştir…”
***
Tan gazetesinin henüz Yalman, Sertel'ler ve Dördüncü tarafından satın alınmadığı devrede de, bu gazetenin ikinci sayfasının bir köşesinde Nazım Hikmet, dîğer köşesinde Peyami Safa yazıyordu. Kezâ, 1920'li senelerde, (Tan'ın sonraki ortaklarından) Halil Lûtfi Dördüncü ile, Büyük Yol isminde bir akşam gazetesi neşretmiş, fakat gazete, pek kısa ömürlü olmuştur. (P. Safa'nın yazdığı gazete ve mecmûalar hakkında kaynaklarımız: Ömer Faruk Yücel, Gazetecilik Yönüyle Peyami Safa, Ankara: Gazi Üni. Yük. Lis. Tezi, Eylûl 2016; Yrd. Doç. Dr. Murat Güvenir, “Peyami Safa Üzerine”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, cild 1, sayı 44, 1989, ss. 253-263; Beşir Ayvazoğlu, “Safa, Peyami”, T.D.V. İslâm Ansiklopedisi, cild 35, 2008, ss. 437-440)
Peyami Safa'nın Resimli Ay (ve Resimli Şark) devresi ve Nâzım Hikmet'le münâsebetleri hakkında Sabiha Sertel'in Hâtırât'ında câlib-i dikkat mâl̃ûmât ve ideol̃ojik değerlendirme bulunuyor:
“…Nazım (Resimli Ay'da) yeni bir edebiyatın temelini atmakla kalmıyor, aynı zamanda sosyalizm davasına yeni unsurlar kazanmaya çalışıyordu. Bir zamanlar Peyami Safa'yı da kazanmak sevdasına tutulmuştu. Peyami o zamana kadar vasat hikâyeler, romanlar yazardı. Nazım'la temasa geldikten bir müddet sonra, ‘Dokuzuncu Hariciye Koğuşu' romanını yazdı. Nazım, ‘Resimli Ay'da (29 Şubat 1930, s. 32) bu kitabın tenkidini yaparken Peyami'yi övüyor, kendi sanat görüşünü belirtiyordu. Nazım, bu romanı, realist olduğu için beğenmişti… […]

(Peyami Safa’nın 1923’te basılan 24 sayfalık risâlesi: İlk Reîs-i Cumhûrumuz Mustafa Kemâl Paşa (Büyük Hal̃âskârımız Mustafa Kemâl Paşa),Çocukluğu ve Gencliği – Siyâsî ve Askerî Hayâtı, Tasnîf Eden: P. S. [Peyâmi Safâ], [Fiyatı:] 5 kuruş… (2012’de, Can Şen ve Fevzi Yetkin tarafından Latin harflerine çevrilerek tanıtılmıştır.)
Kemalist Propagandanın belli başlı kalemşörlerinden Peyami Safa’ya nazaran da, “Mustafa Kemâl, beşer değil, fevkalbeşerdir”… Onu ilâhlaştırmak husûsunda, muharrir ve siyâsetciler birbirleriyle yarış hâlindeydiler… Çünki Totaliter Rejimin çarkları böyle işliyordu… Nitekim aynı zihniyet ve tavır Lenin, Stalin, Mao, Mussolini, Hitler, v.s. için de cârî idi… Bu bâtıl zihniyet, bir asırdır hükmünü yürütüyor… (Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi; Yeni Söz, 6.9.2019/345)
***