“Tripoliçe Kalesi’nde, âsî Rumlardan emân alarak teslîm olan 40.000 Türkü, kadın-erkek birer birer vahşîce öldürdüler… Anlatılsa derin iç yarası olur… Bu kadar vahşet de yetmedi: Türk ölülerini mezardan çıkarıp yaktılar!”

“Türkler böylece hazırlık yaptıkları sırada Arnavut askerî kumandanı Elmas ağa, silâhları ile selâmete çıkmak için eşkıya reisleri ile gizlice anlaşma yapmıştı. Yaptıkları anlaşmaya göre, matem günü olan 10 Muharrem 1237 Cuma günü kale kapılarını açıp dışarı çıkacaklardı.

“Tam bu sırada eşkıya Tripoliçe’ye girdi. Halka hücum ettiler. Biçare Türkler ne yapacaklarını bilemeyip çaresiz savunmaya geçti. Kimi sokaklarda şehit oldu, kimi evlerine kapanıp kaldı. Üç yüz kadar Türk de Değirmentepe’deki tabyaya girip sığındılar.

“Bu içler acısı durum üç gün sürdü. Bu süre içinde Yunan eşkıyası Türklere öyle vahşice davrandılar ki yaptıkları anlatılsa derin iç yarası olur.

“Sonunda, bazı eşkıya reisleri söz vererek [verdikleri için] tabya ve evlerde bulunan 40 bin erkek ve kadın Türk amana gelip [emân alarak] teslim oldular.

“Eşkıya tarafından hepsi Rumeli yakasına çıkarılacak vaadiyle avutulmuşken, içlerinden kurtulan pek az olup birer birer vahşice öldürüldüler. Hele Tripoliçe ileri gelenlerinden ve eyalet erkânından kimse bırakılmamıştı. Yalnız, düşmanlık olsun diye, Gördes âyânı Kâmil beyle Kronlu Ahmet bey sağ bırakılmıştı.

“Yunanlı eşkıya sağ kalanlara yaptıkları vahşice davranışlarla yetinmeyip Türk mezarlığını da kazıp ölülerini çıkarıp yaktılar.

“Kısacası, eyalet merkezi Tripoliçe halkının çoğu böyle zulüm ve eziyetle yok edilip gitmiştir.” (Ahmed Cevdet Paşa, Tarih-i Cevdet, Dilini bozarak Latin harflerine çeviren: Tevfik Temelkuran, İstanbul: Üçdal Neşriyat, 1974, c. 12, ss. 31-33. Târih-i Cevdet’in 12 cildlik bu takımını bana hediye eden Orhan Demirözü Eniştemi ve eşi Güler Teyzemi rahmetle yâdediyorum. Orhan Eniştem, çok kitab okuyan, pek geniş kültürlü bir insandı. Sohbetlerinden, tartışmalarımızdan çok istifâde etmişimdir. Yetişmemizde ne kadar çok insanın emeği geçiyor! Hepsine minnetdârım! Allâh, çocuklarına ve torunlarına hayırlı ömür ihsân etsin; hiçbirini Hidâyet Yolu’ndan ayırmasın!)

“Şefler”in (Türk jenosidinin başlıca tertîbcisi) Venizelos ile dostlukları

“Ebedî ve Millî Şefler”in şoven Yunanlı liderler içinde en fazla ahbâb oldukları şahsıyet, herhâlde Venizelos’tu (Elefteryos Venizelos; Girit, 11.8.1864 – Pâris, 18.3.1936, mezarı Hanya’da). Bu intibâı edinmek için 1930’lu senelerde neşredilmiş birkaç habere göz atmak k̃âfîdir, zannederiz. (Venizelos hakkındaki mêhazımız: Fransızca “Elefthérios Venizélos”,

https://fr.wikipedia.org/wiki/Elefth%C3%A9rios_Veniz%C3%A9los; 7.3.2026. Farmasonluğunun, bu mêhazdaki mesnedi: Evstathiou Diakopoulou, O Tektonismos stin Ellada -La Franc-Maçonnerie en Grèce-, Corfou : Ionios Philosophiki, 2009, p. 297. Ayrıca, Yunanistan Büyük Locası’nın İnternet Sitesinde de, iftihâr ettikleri meşhûr Masonlar listesinde yer alıyor…)

Türkiye ile Yunanistan arasında 30 Ekim 1930’da Ankara’da imzâ edilecek dostluk muâhedesi münâsebetiyle Venizelos Ankara’ya gelmişti. Başvekîl İsmet Paşa’nın o, Yunan Hâriciye Vekîli ve refîkalarının şerefine verdiği ziyâfette îrâd ettiği uzun nutuktan ve mevk̆idaşının cevâbî nutkundan, Venizelos ile İsmet Paşa arasındaki dostluğun daha Lozan Müzâkereleri günlerinden başladığını öğreniyoruz. Kemalist Hükûmetin Başvekîlinin aşağıdaki ifâdelerini onu tâk̆îben konuşan Yunan Başvekîli de têyîd ediyor :

“Türk-Yunan yakınlaşması hakikatte Lozan konferansının toplandığı zaman başlar. Orada sizinle benim idare etmiş olduğumuz çetin ve güçlüklü müzakereler bu suretle aramızda aylarca muhafaza ettiğimiz temas birbirimizi tanımak, ve binnetice uzlaşmak fırsatını vermiştir. Her birimiz kendi memletinin diğer memlekete yaklaşmasının sade faydalı değil ve fakat lüzumlu olduğunu görmüştür. Zira, bunun için mücbir sebep vardı. Komşu memleketin iyi anlaşılmış menfaatleri hemen her noktada uygun geliyordu. Bunun içindir ki, herşeyi sâlim bir tarzda anlıyan ve dûrendişâne bir dirayetle hareket eden zatı âlileri Yunanistan’da bir yakınlaşma ve anlaşma siyasetine çalışmağa koyuldunuz. Bu işte bilhassa seçkin iş ortağının şimdiki Hariciye Nazırı M. [Mösyö] Mihalakopulos ve daha başka yüksek devlet adamları tarafından, yardım ve cesaret gördüğünüzü memnuniyetle kaydettim. Diğer taraftan, aziz Başvekil Hz., bu siyasetin bizde de fevkalâde bir zemin bulmuş olduğunu bilirsiniz. İlh…” (Cumhuriyet, 28.10.1930, s. 10. Bizdeki intibâa nazaran, İsmet Paşa’nın nutku, Fransızca îrâd edilmiş, gazetelere tercümesi verilmiştir.)

Foto (1)-6

(https://grandlodge.gr/tektones/venizelos-eleftherios/) (11.3.2026)

Yunanistan Büyük Locası’nın İnternet Sitesinde, Farmason Devlet Adamı Venizelos’un hayâtı…

***

30 Ekim 1930’da, Ankara’da, Yunan Başvekîli Venizelos ve Hâriciye Vekîli Mihalakopulos ile Başvekîl İsmet Paşa ve Hâriciye Vekîli Tevfik Rüştü Bey tarafından imzâlanan muâhedelerden ilki, Bîtaraflık ve Dostluk Muâhedesi idi ve buna bir Bahrî Îtilâf Beyânnâmesi ilâve edilmişti. İkincisi ise, Ticâret, İkâmet ve Konsolosluk Muâhedesi idi.

Venizelos, Ankara’da büyük âlâyişle karşılanmış, ayrıca, “Büyük Şef” tarafından Çankaya’da husûsen kabûl edilmiş, kendisiyle neredeyse iki sâat sohbet etmişti.

Foto (2)-5

(Cumhuriyet, 28.10.1930, s. 1)

27 Ekim 1930’da Venizelos Ankara’dadır. Yunanistan ile Türkiye arasında dostluk muâhedeleri imzâlamak üzere gelmiştir. Kemalist Devlet ricâli tarafından her yerde âlâyişle karşılanmakta, büyük iltifât görmektedir. Başvekîl İsmet Paşa’nın husûsî alâkasından mâadâ, “Büyük Şef” tarafından dahi Çankaya’da kabûl edilip onunla iki sâate yakın sohbet etme mazhariyetine nâil olmuştur. Ayrıca, 29 Ekim Bayramı’nın resmigeçid merâsimini de onunla berâber tâk̆îb etmiştir. 31 Ekim 1930 târihli Cumhuriyet’in birinci sayfasındaki resimde, Mustafa Kemâl ve Macar Başvekîli Kont Bethlen ile berâber TBMM’den çıkarken görülüyor…

***

Venizelos’un ziyâreti vesîlesiyle, 28 Ekim 1930 târihli Cumhuriyet’in ilk sayfasında, bu gazete nâmına neşredilen ve aynı zamânda Kemalist Totaliter Rejimin noktainazarını aksettiren makâlenin iddiâsına nazaran: “Türk – Yunan husûmeti artık tarihe karışmıştır”… Bu başlık altında, makâle, aşağıdaki satırlarla devâm ediyor:

“Yunan Başvekili M. [Mösyö] Venizelos, dün sabahtanberi Ankara’da, Türkiye Cumhuriyetinin misafiridir.

“Hiç şüphe yok ki bu hâdise, siyaset âleminde son senelerde görülen vekayiin en mühimlerinden biridir. Yalnız Yunanistan’da değil, bütün Balkanlar’da en büyük Türk düşmanı addedilen bir siyaset rücülünün [ricâlinin; ricâl̃ < recûl̃], bir zamanlar harben ve düşman olarak girmek istediği Ankara’ya şimdi sulhan ve dost olarak gitmesi, elbette gayet mühim bir siyasî hâdisedir.

“Bu vak’a Türkiye ile Yunanistan arasında Lozan’da başlıyan sulh-ü-müsâlemet hayatının artık muahedenin sahifeleri arasından ve resmî devlet münasebatı şeklinden çıkarak ruhlara nüfuza başladığını gösteriyor.

“Osmanlı saltanatı ile Yunanistan, Yunan istiklâlinin ilânındanberi, mütemadi bir cidal içinde yaşadılar. [Osmanlı’dan bir başka milletin Devletiymiş gibi bahsedilmesine dikkat buyurulsun!] Açıkça harp etmedikleri zaman müstakbel bir harp için hazırlık yapar ve fırsat kollarlardı. Bu düşmanlık devrinin son çarpışması, Anadolu harbi oldu. Millî mücahede ve Lozan muahedesi, Osmanlı saltanatını tasfiye ettiği gibi Türk-Yunan husumetini de tasfiye etti. İlh…” (“Türk – Yunan husûmeti artık tarihe karışmıştır”, Cumhuriyet, 28.10.1930, s. 1)