Kadimden beri insan zihnini en fazla meşgul eden hususlardan birisi hatta birincisi Âlem-Tanrı ilişkisi konusudur.
Mevzunun ilk basamağını 'kainatın bir yaratıcısının olup olmadığı' sorusu oluşturur. Cevap Tanrı'nın varlığı şeklinde ise akabinde gelen soru Tanrı ile varlık arasındaki ilişkinin mahiyeti hususundadır.
Bu sorulara cevap arayan iki imkan vardır. Felsefe ve din. Bu bağlamda haliyle Tanrı felsefenin tanımladığı "Tanrı" ve dinin tanımladığı "Tanrı" olarak iki şekilde anlaşılacaktır.
Felsefenin tanrısı var kabul edilmiş olsa dahi bu illaki yaratıcı bir tanrı olmayabilir. Yani Tanrı tasavvur edilirken yoktan yaratıcı değil bir heykeltıraş misali "usta" gibi tahayyül edilmiştir. Mesela Aristoteles'e göre Tanrı kendisi gibi ezeli ve ebedi olan maddeyi bulmuş ve kainatı oluşturmuştur. Keza yine Platon ezeli ve ebedi idelerden istifade ile varlık alemini var etmiştir. Mesela ideler aleminde kusursuz bir "ağaç" idesi vardır. Dünyada ki bütün ağaçlar bu idenin bir kopyası olup aslının kusurlu benzerleridir.
Dinin öğrettiği Tanrı'dan kasıt elbette ki vahye dayanan dinlerdir. Yalnız bir şartla: Kaynağı Tanrı'dan olmakla birlikte tahrifata uğramamış, insan tarafından bozulmamış vahiy.
Felsefenin Tanrısı, yaratıcı olmadığı gibi evrenle ilişkisi bulunmayan bir varlıktır. Mesela Aristoteles açısından varlık hareket ile vardır. Yahut hareket olduğu müddetçe varlık vardır. Lakin bu hareketi başlatan bir güce, ilk hareket ettiriciye ihtiyaç vardır: Aristoteles bu görevi Tanrı'ya verir.
Ayrıca bu Tanrı hareket etmeyen hareket ettiricidir. Kendisi mükemmel olduğu için aşağısında olan varlık alemi ile hiç ilgilenmez. Sadece kendisini düşünür. Aristoteles bunu söyle izah eder: En mükemmel iş "düşünme" eylemidir. Kendisi en mükemmel olan Tanrı düşünürken haliyle en mükemmeli düşünecektir. Dolayısıyla kendisini düşünecektir.
Kısacası Tanrı bir fiske vurmak suretiyle hareketi başlatmış ve ondan sonra kainat ile hiç ilgilenmemiş, alemin işleyişine karışmamış, yönünü varlıktan tarafa çevirmemiştir.
Newton'da Tanrı hususunda farklı kanıda değildir. Elbette klasik felsefenin üstadı Aristoteles ile modern felsefenin kurucularından Newton arasında çok önemli farklar vardır. Lakin Tanrı telakkisi hakkında temelde aynı düşünmektedirler.
Newton'a göre saat gibi mekanik olarak işleyen bir evren vardır. Âlem bir makine olunca bunu inşa eden, yapan ve harekete geçiren bir güce ihtiyaç vardır. İşte bu güç Tanrı'dır.
Kainat bir kez saat gibi işlemeye başlayınca artık Tanrı'ya ihtiyacı kalmamıştır. Yasaları bellidir ve bu yasaları öğrendiği oranda insan tabiat üzerine egemen olacak ve onu istediği gibi kullanabilecektir.
Böyle bir ahvalde Tanrı'ya ne dua etmeye, ne güvenmeye ve hatta ne de ibadet etmeye gerek kalmamaktadır.
İşte bu izahlar deizmin özü hatta ta kendisidir.
Şayet bir Tanrı varsa bile bu zaten "kainat" saatini kurmuş yahut gerekli fiskesini vurarak oluşu başlatmıştır. Artık onun ne alemin işleyişi ile ne de insanların yaptıkları ve ahvali ile bir ilgisi kalmamıştır.
Bu nedenle din göndermesine de gerek yoktur. İnsanlardan kendisine itaat etmesini istemesine de. İnsanların sevinci, acısı, arzuları ve istekleri ile onun meşguliyeti arasında bir bağlantı yoktur. Zira o mükemmel bir varlık olarak en mükemmel işi zaten yapmaktadır. Bir de alem ile yahut insanlar ile meşgul olması felsefeye göre gereksizdir.
Kurmuş olduğu kainat saati ondan bağımsız olarak zaten kendiliğinden işlemektedir. Yani işleyen bu saatin Tanrı'ya ihtiyacı kalmamıştır.
İşte mükevvenatın varoluşunda bu bir fiskeyi yeterli görenlere deizm adı verilirken, bu fiskeyi dahi çok görüp inkar edenlerin inancına da ateizm ismi verilmektedir.
Kısacası gerek deizm ve gerekse ateizm tanrı hakkında vahyin aydınlatması olmaksızın insanlığın içerisine düşmüş olduğu felsefi karadeliklerdir.