0
Miladi takvime göre bir yılı daha geride bırakmamıza bir kaç günümüz kaldı. Nasıl bir yıl hayal etmiştik, nasıl bir yıl ile karşılaştık...neyi planlamış, planlamış olduklarımızın kaçta kaçını gerçekleştirebildik? Bir biri ardına aklımıza gelecek sorularımızı çoğaltabilir, her sorumuzun cevabını muhasebe gücümüzün boyutuna göre farklı şekillerde cevaplandırabilir ve kendimizi tatmin edebiliriz.
Kazanımlarla dolu bir yılı mı ihya ettik, yoksa kayıplarla dolu bir yılı mı tükettik?
Kazanım ve kayıpları sadece bu dünya ile sınırlandırmadan, geniş açıdan bakarak düşümeye çalışalım. Maddi kayıplarımız belki de bizim ruhi kazanımlarımız olabildiği gibi, tersi de mümkün. Maddi olarak kazandık zannettiklerimiz gerçekte ruhen kayıplarımız olabilir.
Kazanımlar ve kayıplar aslında insanın eşyayı nasıl değerlendirdiği ile, dünyaya ve dünya ötesi varlığa nasıl baktığı ile ilgili bir anlayış...
İnsan açlığa tahammül eder, hem vücuduna tasallut etmiş illetlerden temizlenir perhiz yapma adına, hem de ruhen duygu ve düşünceleri berraklaşır oruç tutma adına...
Belki de toplum olarak karşılaştığımız sıkıntıların temelinde dünyaya verilmesi gereken değerden daha fazla önem veriyor olmamız olabilir...insan izzetini de zilletini de kendi yaptıkları ile elde eder. Sevgili Peygamberimiz (sav) açık açık demiyor mu "İyne yoluyla alışveriş yaptığınız, öküzlerin kuyruğuna yapıştığınız, tarımı seçtiğiniz ve cihadı terk ettiğiniz zaman Allah size öyle bir zillet musallat eder ki dininize dönünceye kadar onu üzerinizden atamazsınız." (Ebu Davud)
Hadiste geçen "iyne" kelimesi dünyevileşmenin farklı bir boyutunu ifade eder. Gerçekte yasak olan bir alış-verişin nasıl dünyevi hırsla helalmiş gibi kabul edilebilir hale getirildiğinin vurgulanması. Yani dünya ve dünyalık için nasıl zilleti tercih ettiğimizin tanımlanması. Nedir o zaman iyne?
Herkesin anlayabileceği şekilde ifade edilirse iyne: Bir kimsenin muhtaç durumda olan birine değerinden daha fazla bir fiyata vadeli sattığı bir malı peşin fiyatına geri satın almasıdır, diye tanımlanabilir.
Metinde geçen, "öküzlerin kuyruğuna yapıştınız" cümlesi ile ifade ediyor efendimiz dünyevileşmeyi, rahatın tercih edilmesini, tarım hayatına yönelinerek asıl yapılması gereken teknik ve fen ilimlerinden uzak kalınmayı. Bunun doğal sonucu olarak düşmanın üzerimize galebe çalması. Silah ve savunma sanayinden ziyade tarıma ağırlık verilerek mücadelenin terkedilmesi.
İşte asıl toplumu zillete sevkeden, düşmanlar karşısında haysiyetsiz bırakan en önemli davranış, "ve cihadı terk ettiğiniz zaman" yani cihadın, Allah yolunda mücadelenin terkedilmesi... Yani korkaklaşıp, gavurla çatışmayı göze almaktan kaçınmak.
Yeniden izzetimizin geriye verilebilmesi için aklımızı başımıza almamıza, kendi değerlerimizi yaşam modeli haline getirirp tabiri caizse "gavurluktan" kurtulup topyekün İslamlaşmamıza bağlıdır. Bunu yapmadığımız zaman Allah bizi çeşitli musibetlere uğratır, sıkıntılarla yüzleştirir, onur ve şerefimizi ayaklar altına aldırır. Bu zilletten kurtulmanın çaresi, reçetesi de ancak "dininize dönünceye kadar onu üzerinizden atamazsınız" ihtarında gizli.
Din sadece ibadetlerle sınırlı, camiye hapsedilebilecek bir kavram değildir. Topyekün bir yaşam biçimidir. Siyasi, sosyal, iktisadi, insanı ilgilendiren hertürlü faaliyeti kapsayarak bizi Yaratan varlığın istediğine göre davranış sergileme biçimidir. İşte bu yüzden topyekün yaşam şeklimizi, kültür ve geleneklerimizi, giyimden kuşama, gelenek ve göreneklerimizden, maddi ve ruhi değerlerimize kadar herşeyimizi aslına döndermemiz gerekir.
İzzetimizin yeniden bize geri verilmesi ancak bu öze gönüşe, yalana teslim olmanın verdiği sarhoşluktan, bizi dünyevileşmeye çeken bataklıktan kurtulmaya bağlıdır.
Bilerek yada bilmeyerek işlenmiş bütün hatalardan tevbe ederek ümmet bilincini bütün varlığımızla duyumsayarak yeni yıla girmeliyiz. Yeniden bir olarak birliğimizin şuuruna vararak bir vücudun parçaları gibi olmamız gerektiğini hatırlayıp özümüze dönmeli, dinimizi kucaklamalı, bir bakıma dinimiz uğruna çatışmayı göze almalıyız ki izzet ve şerefimiz bize geri verilsin...
Ömür tüketirken, bir kum saati gibi, güdülerimizin isteklerine değil, dinimizin değerlerine sımsıkı yapışarak yeni yıla girelim. Tatlı suyu tatmadıkça acı su, insana gözünün nuru gibi hoş gelirmiş...