Dünyanın en büyük, önemli ve meşhur heykeli; Newyork'taki Özgürlük Heykelidir denebilir. Yani Statue of Liberty, gerçek ve tam adı ise; Liberty Enlightenintening the World. Yani, Dünyayı aydınlatan Özgürlük! Newyork'un ve ABD'nin sembolü kabul edilir. Sadece Özgürlük değil, Adalet ve Demokrasi'nin de sembolüdür.
Malum olduğu üzere Leydi (bayan) Özgürlüğün sağ elinde dünyayı aydınlatan ateş, özgürlük meşalesi, sol elinde kitabe tutar. Tabletin üstünde de 4 Temmuz 1776 tarihi yazar ki Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi'nin tarihidir. Kısaca, Hürriyet, Adalet, Demokrasi ve Bağımsızlık. 32 kısım tekmili birden. Batı'yı (ve Demokrasisi'ni) Batı yapan tüm temel değerler bu heykel'le temsil edilir. Bu yüksek değerler, diğer milletlerin adeta hayranı oldukları, idealize ettikleri idolleridir.
İdol ise, çoktanrılı dinlerde küçük boyutlu tanrı ya da tanrıça heykelciğidir. Veya insan eliyle yapılmış tanrı ve put demektir. Batı medeniyetine sadece hayran olunmaz, tanrısal bir saygı ve huşu da duyulur. Bizde bu tür şeylere anıt veya abide denir. Özgürlük Abidesi, Abide-i hürriyet gibi. Abide ise ebade yani ibadet etmek, kulluk etmek kökünden gelir. Bu anlamda anıt, heykel, put, abide, statue (statü) aslında paganizm'den kalma, putperestlik çağırıştıran ibaded, en azından derin ve sınırsız hürmet gerektiren simgelerdir. Sadece beğenmek veya takdir etmek değil!
Abide dişil (müennes, feminine) bir kelimedir. Bayan özgürlük (Leydi Liberty) gibi. Cahiliye devrinde Arap çok tanrıcılığının büyük putları Lat, Menat ve Uzza'da dişi tanrılardı. Müşrikler onları, Tanrı'nın kızları diye onore ederlerdi. Hatta büyük Lat'ın, Tanrının eşi ve tanrıların annesi diye de taltif edildiği söylenir. Tanrının bir cinle evlenmesinin tanrısal ürünleri! Yunan mitolojisine ve tanrılarına ve sair mitolojilere ne kadar da benziyor değil mi? İşte küfür, böyle "tek millet" oluyor!
İnsan nasıl Tanrısız yaşar, ancak kendi tanrı olarak ki, bu ise mümkün değildir! İnsan ya gerçek ve tek Allah'a inanır ya da nefs, putlar, şeytan, idoller gibi sahte tanrılara, tanrıcıklara, tanrıçalara inanır. Ama materyalistler, pozitivistler ve naturalistler dahi tanrısız değillerdir. Sadece Allah'ın muazzam ve benzersiz vasıflarını sahte tanrılarına, maddeye, doğaya, atfederler o kadar! Tevfik Fikret; "Beşerin böyle dalaletleri var, putunu kendi yapar, kendi tapar." demişti.
Özgürlük heykeline, özgürlüklerin annesine dönersek; Batı medeniyetinin ve sembollerinin heykeli dedik. Ama neden sadece Amerika'da, Newyorkta? Sorulabilir. Fakat bu heykel, emperyalizmin, sömürgeciliğin, bu uğurda yapılan büyük zulüm ve soykırımların İngiltere ile birlikte en büyüğü Fransa tarafından yapılarak ABD'ye hediye edilmiştir. Zira Fransa ABD'nin Bağımsızlık savaşını da desteklemiştir. Paris, Osaka, Priştine, Nevada, Güney Dakota, Bordeaux, Poiters gibi kentlerinde daha küçük kopyaları mevcuttur.
Bu Avrupa/ABD ortak yapımı heykel'in tacı'nın 7 sivri ucu 7 kıtayı ve 7 denizi simgeler. Yani sadece ABD ve Avrupa için değil, dünyanın geri kalanı için de yol gösterici bir idoldür. Kaidesiyle birlikte toplam 93 metre gibi devasa büyüklüktedir. Meşaleye 168 basamaklı bir merdivenle çıkılır ve 15 kişi manzarayı aynı anda seyredebilir. Şüphesiz ki, çok etkileyicidir!
Bir o kadar önemli heykel de Adalet ve Düzen'in sembolü Themis tanrıçasıdır. Yunan mitolojisinde, Uranüs ve Gaia'nın kızı, İlahi adaletin tecessümüdür. Büyük Tanrı Zeus'un Metis'ten sonraki ikinci karısıdır. Babaları Zeus olan Horae ve Moirae'nin annesidir. Roma mitolojisinde karşılığı Justia'dır. "Kadın" ve "Bakire" olması bağımsızlığı ifade eder. Elindeki "Kılıç" adaletin verdiği cezaların caydırıcılığını ve gücünü, "Terazi" adaleti ve bunun dengeli bir dağıtılımını simgeler. Diyeceksiniz ki, hem iki tanrıçanın annesi hem de "Bakire" nasıl olur? Bu bir mitoloji ve putperestliktir, mantık aranmaz. Temelden uydurma ve batıl bir efsaneler bütünü. Büyük Çağlayan adliyesinde bile, anıtsal merdivenli girişte iki tane var. Fetöcü Adalet Bakanı yaptırmıştı!
Kadın, alihe (tanrıça) olduklarından mı nedir? Özgürlük, Adalet, Bağımsızlık ve Demokrasi bizzat üreticisi, var edeni, (!) Batı tarafından devamlı tecavüze uğrar, kirletilir. Hürriyet, Adalet ve Demokrasi ABD/Avrupa'ya gebedir çünkü!
Malumunuz, soğuk savaş döneminde "Hür Dünya" diye bir propaganda sözü vardı. Başta ABD, Avrupa ve NATO'dan müteşekkil. Özgürlükler ülkesi ise ABD! Zira ABD özgürlük, demokrasi ve adalet gibi, aynı zamanda etik değerlerin öncüsü, hamisi, (büyük) abisi sayılıyor!
Sözü fazla uzatmadan tam da günümüzden, somut örnekler verelim ki, laf havada kalmasın, teori ve felsefeye boğulmasın. Venezuela Cumhuriyeti nam, son Sosyalist ülkelerin birinde, başkent Karakas'da Maduro denen seçilmiş başkan, gerçekte ABD'ye ait (olması gereken!) dünyanın en zengin petrol, doğal gaz, altın, elmas, nadir toprak elementlerini çalmasın mı? Özgürlük, adalet ve demokrasi şampiyonu ve hamisi, bütün ulusların abisi, hakkını yedirecek değil ya.
Bir gece yarısı özgürlük ve demokrasi güçleri, Karakas'ta ki başkanlık konutunda, yine özgürlük sevdalısı adamlarının da ihaneti, (pardon, ilkesel yardımıyla) hanımıyla birlikte yataklarından alınıp, Bayan Özgürlüğün kentine, (ülkesine) kaçırıldı ki, bağımsızlık, özgürlük ve demokrasi ne demekmiş herkes görsün! Bu sırada bayan Maduro'da dahil kafaları gözleri yarılmış, Nicolas zor yürüyor. Buna kestirmeden, mafya jargonuyla paketleme denildi. Egemen bir devletin seçilmiş başkanı ve eşini gece yarısı paketleyen bir demokratik eylem!
Fakat şu yüksek adalet ve özgürlük anlayışına bakınız ki, kafalarına sıkmamışlar da, özgürlük heykelinin şehrinde adil bir şekilde yargılıyorlar! Avukatları bilem var. Ancak, o yüksek adil yargılama başlamadan evvel Newyork iklimine alışsın diye, ayaklarında terlik, başlarında hayvan kulaklı ve görünümlü kukuleta, bir minibüsün arkasında kent gezisine çıkarmışlar. Sen misin, mazlum Amerikan halkının servetini çalan? Hadi geçen sömügecilik yüzyılında çalıyorsun, Hangi cüretle, hırsızlık ve sömürüye 2026' da dahi devam ediyorsun?
Özgürlük ve demokrasi şampiyonu ABD, daha önceleri de Panama başkanı Noriega'yı, Haiti başkanı Aristide'yi de kaçırıp ABD'de yargılamıştı. ABD Trump'a kadar az çok kitabına uydurma, kamuoyunu hazırlama, (kandırma), medeniyet veya demokrasi götürme gibi propagandalar için zaman ve para harcardı. Şimdi bunlara da gerek duymuyor. Artık kartları açık oynuyor. Menfur, azgın, haris, mütecaviz emellerini gizleme ihtiyacı da duymuyor. Mesela Irak işgali öncesi a - Irak'a demokrasi getirmek. b - kimyasal silahlara el koymak gerekçesi propaganda edilmişti! Sonra bunların işgal öncesi yalanlar olduklarını en yetkili ağızlar itiraf etti. Bediüzzaman’ın tabiriyle, Batı medeniyeti diye resmedilen şey, beşerin nefs-i emmaresi'dir, insan nefsaniyeti gibi daima kötülüğü emreder, şeytana da rahmet okutur.
Bu başka bir yazının konusudur fakat şu kadarını belirtelim. Batıla dayanan bir yapı Hak üretemez. Haklı olan güçlüdür'ü değil; güçlü olan haklıdır'ı esas alır. Hak, çoğulu hukuk, maksadı adalet ve gerçek bir hukuk devleti beklenemez. Hele ki, Uluslararası Hukuk, semtine uğramaz. Nitekim Trump; "Benim Uluslararası Hukuka ihtiyacım yok" dedi ki, sadece yıllardır uyguladıkları fiili durumu itiraf ve ilan ettmiş oldu. Yok, emperyalist, "kapitalist bir ihtiyaç" durumu doğsa yine az çok uyabilirmiş!
Hukukun kadim meselesi şudur; "Kanunlar örümcek ağına benzer, sinekler takılır, kartallar (ABD kartalı, İngiliz Arslanı) deler geçer!" Kaldı ki, Uluslararası Hukuk'u vaz'edenler de kendileridir. Fakat kendileri bununla bağlı değildir, küçük ülkeleri bağlar(lar)! Büyük hukuk filosu Carl Schmitt; "Kim ki olağanüstü hale karar verebilir egemen odur." "İstisna" veya "olağanüstü" ile hukukun üstünlüğünün dışına çıkılabilir diyordu. İlkesiz Deha, Nazi Hukuk düzeninin böyle meşrulaştırır, ama kendisinden komünistler de pek feyz alır!
Uluslararası hukukun hiç olmadığına dair binlerce somut delil vardır ancak üçünü belirtelim; Birleşmiş Milletlerde veto hakkı sadece 5 büyük emperyaliste tanınmıştır. Yani Milletler asla eşit değildir. Dünya bir türlü beşten büyük olamıyor! Uluslararası Hukuk kitaplarının ilk konusu, gerçekte bir Uluslararası Hukuk var mıdır? Sorusuna çaresizce cevap ararlar. Sırf bu bile hukukun sallantılı durumunu gösterir. Başka hukuk alanları için asla bu soru sorulmaz. ABD ve ortağı, (belki patronu), İsrail'in her türlü zulümleri ve soykırımları mutlak bir dokunulmazlık zırhına büründürülmüştür! Batı medeniyeti Filistin jenositini candan destekliyor. Hâlbuki etnik temizlik insanlığa karşı en büyük bir suçtur. Bu alçaklığı protesto edenlere de her çeşit zillet reva görülüyor. Batı medeniyeti İsrail üzerinden bizatihi kendini, meşum demokrasisini, "Ortadoğudaki tek demokrasi'yi" savunmaktaymış! Hollanda Başbakanı; "Demokrasilerin soykırım hakkının olduğunu" bile ilan etti, kameralar önünde. Batı demokrasisi, medeniyeti, adalet ve özgürlüğü, işte budur!
Maduro, devasa tehdit karşısında petrolümüzü paylaşmaya hazırım, Amerikan şirketleri tekrar gelebilir, (sömürebilir! )dedi de yine çare olmadı. Venezuela doğal kaynaklarının tamamına çökmek varken, Venezuela aciz devletini ve halkını neden bu muazzam servete ortak yapsın ki?
Beyaz Saray'ın resmi iks (Twitter) hesabı üzerinden paylaşılan bir mesajda, Başkan Trump'ın görselinin eşlik ettiği gönderide, yer alan "No Games, FAFO" (Oyun yok FAFO) İngilizce bir küfür (argo) cümlesi "Fuck Around, Find Out" af buyurun; kaşınanı ..keriz demek! Elbette bunu artık Venezuela’ya değil tüm dünyaya bir tehdit olarak söylüyor. Zaten Venezuela'nın işini bitirmiş de, artık gezegeni tehdit ediyor. Zaten şimdilik ve acilen beş ülkeyi daha açıkça tehdit ediyor. Üstelik Grönland, NATO üyesi Danimarka'ya ait. Dışişleri Bakanı Rubio önümüzdeki hafta işi bitirmek üzre görüşmeye gidiyor. Grönland'ın yalnızca kaynaklarını değil, mülkiyetini de istiyor. Kanada ve Panama'nın da. Kritik bir soru? Bunlara tecavüz edebilen bir mütecaviz, daha etmeyeceğim deyip tövbe eder bunlarla yetinir mi? "Kaşınanı öperiz" derken, kaşınma; kendi rızanızla vermezseniz, zorla alırız demek! Trump, Kolombia Cumhurbaşkanı için de "o kıçına dikkat etsin" diye kibar bir uyarıda bulundu.
Şöyle bir yanılgıya düşmemeli. Bu azgınlık ABD'ye ve Trump'a özel bir istisna hali, değil. Batı medeniyetinin kahir ekseriyeti ve ABD'nin olağan hali bu. Judeo Christian mütegallibe kibri, kötücüllüğü, aç gözlülüğü!
ABD daha kuruluşunda, yerlilere çiçek mikroblu battaniyeler ve her türlü gaddar yöntemlerle soykırım uygulamış, Afrikanın özgür gençlerini hayvan avlama metotlarıyla avlayıp köleleştirmiş bir özgürlük diyarı! Polisin insanlar ve kameralar önünde takır takır insan vurduğu, zencilerin boynuna basarak boğulduğu bir demokrasi! Dünyanın muhtelif ülkelerinde yüzlerce kanlı darbeye imza atmış bir hukuk devleti!
Ülkemizde de, tüm kanlı zalim darbelerin patronu, sağ- sol çatışmalarının tertipçisi, PKK ve FETÖ gibi dünyanın en dehşetli terör örgütlerinin patronu bir emperyalist. 15 Temmuz'da kendi savaş uçaklarımızla, TBMM'yi ve Özel Harekat karargahını bombalayan, kendi tanklarımızla kendi insanlarımızı, arabaları içinde ezen bir ihanet mimarı. Bir generale ait şu sözü de unutmamalı; "Az gelişmiş ülkeler, kendi ordularının işgali altındadır!" Elbette patron Batı'nın sevk ve idaresinde!
1946'dan beri 80 yıldır İsrail soykırımını destekleyip alkışlayan, son iki yılda 100.000'e yakın masum sivil, çocuk, yaşlı ve kadını öldüren, evleri, hastaneleri, cami ve kiliseleri haak ile yeksan eden Netanyahu'yu destektekleyen ilkesiz ve vicdansız Avrupa emperyalizmi.
Filistin, Afganistan, Irak, Suriye Gazze'ye bakıp da ABD ve Avrupa'nın sadece Müslümanları katlettiği sanılmasın. Avrupa ve ABD, Hristiyan ve Avrupalı Ukraynayı Rusya'ya yem ettiler, ateşe attılar. ABD artık Rus'un işgal ettiği yerler onların, tüm ülkenin nadir toprak elementleri ise benim deyip duruyor! Venezuela ve Kolombia ile acil tehdid ettiği beş ülkenin de hepsi Hristiyan.
Avrupa kendi içinde, 30 yıl ve 100 yıl din ve mezhep savaşları yapmış, çok kan akıtmış bir medeniyet. Bütün dünya tarihinde sadece iki defa yapılmış iki ayrı cihan savaşını icra etmiş bir medeniyet! Henüz 80 yıl öncesinde ağır bir Yahudi soykırımı yapmış, fırınlarda insan yakmış, gaz odalarında masum insanları çoluk çocuk zehirlemiş bir antisemit!
Batı, özgürlük, demokrasi, bağımsızlık ve adaleti böyledir, en fazla budur. Asla çifte standartsız, hesapsız, ilkeli ve samimi değildir. Zulmeder, seni zalim çıkarır. doğal kaynaklarını gasbeder seni hırsızlıkla suçlar. Canını yakar, niye inliyorsun, öldürür, niye ağlıyorsun diye azarlar.
Allah ile putlar arasındaki sonsuz zıddiyet ne ise gerçek özgürlük/ adalet ile heykelleri arasında ki çelişki de o'dur. Asla hakikati yoktur, batıldır, sihirbaz şalı ve katmerli bir illüzyondur! İnsanlık tarihinde Batı sözde medeniyeti kadar, özgürlük, bağımsızlık, adalet boğuculuğu ve suistimalleri yapan bir uygarlık olmamıştır! İşgal eder, sömürür, katliamlar, soykırımlar yapar, petrollere, altınlara çöker, medeniyet ve demokrasi getirdim diye minnet altında bırakır, zulmettiklerini haksız çıkarır, borçlu yazar.
En kötüsü; kaynak, servet ve topraklardan önce zihinleri işgal eder. Kendine hayran bırakır, övdürür, özendirir. Venezuela ve diğer sömürge halklarına kendini alkışlatır, sömürüye ve zulme direnç hatlarını dağıtır, utandırır. Ülkemizde asrı aşan Batı hayranlığını ve Batıcı resmi ideolojiyi, endokrinasyonunu, hatırlayalım. Ciddi bir kesimimiz, Devlet-i Aliye'mizi yıktı ve bize cumhuriyet nam devlet-i sağire armağan ettiler diye ne kadar da müteşekkir. 15 Temmuz'da Cumhurbaşkanımıza Maduro muamelesi yapılacaktı. Tankları bravo diyerek alkışladılar, sela okuyan müezzinleri cami avlusunda dövdüler. Bira, kuru yemiş, çekirdek ve ATM kuyruklarına girdiler. Televizyon karşısında darbe konulu macera filmlerini (görüntüleri) keyifle, kahvelerini yudumlayarak seyrettiler. Bugün Maduro'ya yapılanlar Erdoğan'a yapılacak olsa yine sevinç gösterileri yaparlar. Hâlbuki Kılıçdaroğlu; "bir darbeye kalkışılırsa tankın üzerine önce ben çıkarım" derdi, öyle yapmadı, yapmazlar.
"Aç canavara tahabbüb, (sevgi), merhametini değil iştahasını açar. Hem de diş ve tırnağının kirasını ister!" Said Nursi
"Batı hiçbir zaman medeni olmamıştır ve bugünkü refahı, devam edegelen sömürgeciliği; döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur." Aliya İzzetbegoviç
Bu metazori ve açık tecavüzün hukukun en temel prensiplerine, acaba varmı ki, diye sorduğumuz uluslararası hukuka aykırılığını tartışmak da zul görünüyor. Ama en azından şunu belirtelim. BM şartının madde 1,2. fıkrasında yer alan "Uluslar arasında, halkların hak eşitliği ve kendi geleceklerini belirleme ilkesi" ve Ceza Usul Hukuku ve Anayasa Hukukunda yer alan "doğal hakim" ilkesi açıkça ihlal edilmiştir. Fiili durum ise; mafyatik bir şidded ve zorbalık ve bir haydutluktur!
Bayan Özgürlüğün elindeki meşale insanlığı aydınlatmadı, ateşe sürdü, yaktı, kundaklamak için kullanıldı. Özgürlük, adalet, demokrasi, sadece operasyonel kavramlar ve aygıtlardı. Irak'a demokrasi getireceğiz dediler. Kan, gözyaşı, kaos, sefalet, bölünmüş bir devlet ile bir milyon cenaze bıraktılar. Hiçbir ABD/Avrupa işgali, hiçbir ülkeyi, öncesinden daha iyi yapmadı, çok daha kötü yaptı.
Batı medeniyeti diye birşey yoktur. Batı demokrasi'si de yoktur. Uluslararası Hukuk hiç yoktur. Adalet ve hürriyeti ise, "Leydi Özgürlük" ve "Themis"den, mitolojik tanrıçalardan ibarettir. Heykelleri vardır, ruhları yoktur. Göstermeliktirler, hakikatleri yoktur. Ancak, propagandadif ve manipülatiftirler! Batı medeniyetinin en mahir olduğu şey; "Zehri altın tas içinde sunmaktır!" Özgürlük, adalet, demokrasi vs. zehir içeren altın taslardır, akibeti kötüdür. Yeni kolonyalizm'den (New kolonyalizmden), korkarken, geleneksel, eski sürüm, radikal sömürgecilik hortladı. Dünyanın ve insanlığın başına çok büyük işler açacak gibi!