0
Bir zamanlar Anadolu'nun hoş bir şehrinde insanlar mutlu ve huzurlu bir yaşam sürerlermiş. Zaman geçmiş, devran dönmüş iç ve dış tehditler peydahlanmaya başlamış.
Şehrini ve halkını seven bir kaç gönüllü kolları sığayıp teşkilatlanmışlar, zamanın mücadele yöntemleri ile var güçlerini seferber etmişler. Düşmanların ayak sesleri yavaş yavaş şehrin sınırlarında duyulmaya başlamış, ciddi tedbirler alınmazsa başlarına büyük felaketlerin geleceğini bu gönüllüler önceden farketmişler.
Halkının karşısına geçip onları düşmana karşı birlikte hareket etmeleri, en azından maddi olarak ellerini ceplerine sokup yardımda bulunmaları için hertürlü ikna yollarını kullanmışlar. Dökmedik dil, yormadık çene, tüketmedik nefes kalmamış.
Bu gönüllüler bir yandan düşmana karşı maddi ve manevi hazırlık yapmak için var güçleri ile mücadele ederken, diğer yandan da çalışmalarına engel olmaya çalışan içerideki menfaat simsarlarının oyunları ile başetmeye çalışmaktaymışlar. Ama bir türlü halk ne bu içerdeki simsarların oyunlarını görebiliryor, ne de dışarıdaki düşmanın tehditlerini anlayabiliyormuş. Kendi hallerinde dünyalık meşgalelerle oyalanıp dururlar, eski hesaplarla uğraşırlarmış.
Ne yazık ki hem içerideki simsarların yoğun kulis çalışmaları, hem de dışarıdaki düşmanların ciddi donanımlı savaş teknikleri yüzünden bu vatan sevdalıları ciddi bir karşı direniş gösterememişler.
En nihayetinde, yalnız kalan bu gönüllüler çaresiz kalmışlar ve düşman da şehrin kapısına dayanmış, şehir halkının çoluk çocuğunu kesmişler, kadınlarına tecavüz etmişler, erkeklerini de köleleştirip şehri almışlar.
Yanmış yakılmışlar, ahları semaları kaplamış, "keşke elimizi cebimize atsaydık, imkanlarımızı seferber etseydik içimizdeki simsarların oyunlarına gelmeseydik de bu aşağılık duruma düşmeseydik" demişler.
Dün nasılsa bugün de aynıdır. Değişen bir şey yok aslında, değişen sadece yöntemler ve figüranlar. Bugün silah gibi güçlü olan "oy" hakkını, vatan savunması için veremeyenler, yarın herşeyini vermek zorunda kalacaklar, 12 yıldır elde edilen maddi ve manevi değerler yok edilecek. Bunu görebilmek için illaki başımıza felaketlerin gelmesi mi gerekir.
Sinsi ve kalleşçe ciddi bir savaş var hem içerde hem de dışardı.
Oy namustur. Oy özgürce yaşayabilmenin günümüzdeki adıdır. Oy birlik ve beraberlik içinde güçlü olabilmenin adıdır. Hele şimdi topyekün vatan savunmasıdır.
Bir oy şu anda düşmana atılmış atom bombası gibi etkili olabilir. Düşmanın silahı bu şekilde, aynı silahla karşılık vermez, ayrılık ve gayrılığa düşer, particilik sendromundan kurtulamazsak "ahlar, vahlar" çekmeye hazır olmalıyız.
Türkiye'de İslamcı Siyasetin manevi babası olarak bilinen Mehmet Zahid Kotku hazretlerinin tavsiyesi gözönünde bulundurulmalıdır: "Seçim zamanı kullandığımız reyler bizim hangi tarafın adamı olduğumuzu açıkça göstermektedir. Hiçbir Müslüman açlıktan öleceğini bilse bile bir Allahsıza, bir dinsize, bir Masona ve bir caniye katiyyen rey veremez ve onların tarafını tercih edemez!"
Bu tavsiyelere ek olarak, düşmanlarla işbirliğine giren içimizdeki hainlere ve onların işbirlikçilerine asla oy veremez, onlarla işbirliğine giren babası da olsa, parti başkanı da olsa oy veremez ve çekimser hele hiç kalamaz.
Bu seçim Türkiye'nin İslam Dünyasına umut oluşunun, zulme karşı duruşunun ve şeref ve haysiyetinin sorgulanacağı bir seçim olacaktır.
Cennetmekan II. Abdülhamit örneği bu vatan için çok önemli bir tecrübedir. İç ve dış düşmanların tek ortak bir hedefi vardı , o da "II. Abdülhamit gitsin", ve gitti. Arkasından koca bir İmpararatorluğun çapulcularla içerden, emperyalistlerce dışardan nasıl tarumar edildiğini, ülkeyi batırdıklarını, yok ettiklerini gördük.
Şimdi de aynı hedefte kilitlenilmiş: "Tayyip Erdoğan gitsin". Gidince ne olacağını daha önceki yaşanmış tecrübeden çok iyi biliyoruz.
İçerden çapulcu işbirlikçileri, dışardan da fırsat kollayan sırtlanlar paramparça edecekler, ülkemizin kaynaklarını ümmetin umutlarını sömürecekler.
1 Kasım günü verilecek oylar sadece basit bir oy verme hadisesi değil, yüzyıllık bir hesaplaşmaya karşı tavır almadır.
Bu yüzden particilik oynama zamanı değildir. İçinde azıcık vatan ve ümmet sevgisi olan herkes oyunu AK Parti'ye vermek zorundadır. Seçimden sonra particilik oynanmaya devam edilebilir. Ama şimdi tercih vatan ve millet savunması olmalıdır.
Şehir halkı gibi iş işten geçtikten sonra akıllanmanın, ah vah etmenin hiçbir faydası olmaz.