0
Cumhuriyet tarihinden bu yana toplam "dört" anayasa yapıldı. Onlarca kez de anayasa tadilatı yapıldı. Bu anayasaların ortak özelliği tamamının "olağanüstü koşullarda" yürürlüğe giren anayasalar olmasıdır.
24 anayasası, 21 anayasasının kuşatıcı, bütünleştirici ve çoğulcu ruhunu ortadan kaldırıp yerine ötekileştirici, ayrıştırıcı ve tek tipçi bir anayasayı ikame etmek amacıyla yapılmıştır. 21 anayasasına nazaran son derece radikal bir anayasa olan 24 anayasası, ana karakterini 1961'e kadar sürdürmüştür.
Ne var ki, "tadilatçı gelenek" de 1924 anayasası ile başlamıştır.
1928'de "Devletin dini İslam'dır" ibaresi anayasadan çıkarılmış, 1930 yılında kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınmış, 1937'de de anayasaya "laiklik ilkesi" eklenmiştir.
Cumhuriyetin ikinci anayasası 1961 anayasasıdır.
61 anayasası, 27 Mayıs 1960'ta Başbakan Adnan Menderes'e yapılan askeri darbeden sonra "Milli Birlik Komitesi" şemsiyesi altında toplanan komitacıların politbüroda hazırladığı bir anayasadır.
61 anayasası, TBMM'nin fesh edildiği, Cumhurbaşkanı ve Başbakanın tutuklandığı, olağanüstü koşullarda hazırlanarak yürürlüğe girmiş bir anayasadır.
1982 anayasası da 61 anayasası gibi bir askeri darbe sonrası yürürlüğe girmiş bir anayasadır. 12 Eylül 1980 darbesinden iki yıl sonra yürürlüğe girmiş 82 anayasası, olağanüstü koşullarda "Danışma Meclisi" adı altında toplanan askerler tarafından yazılmıştır.
Demokles'in kılıcı gibi
Her üç anayasa da "devleti önceleyen, halkı öteleyen" anayasalardır.
24, 61 ve 82 anayasalarının, halkın seçtiği yöneticilerin iktidardan alaşağı edilmesi neticesinde yazılması ilginçtir. Zira bu anayasalar aynı zamanda resmi ideolojinin kendisini "formatlamasını" sağlamıştır. Darbe sonrası yazılan her üç anayasa, katı laikçi, tek tipçi, ceberrut devleti tahkim etmek üzere yazılmış anayasalardır. Bu anayasalarla devlet, halkın tepesinde "Demokles Kılıcı" gibi sallanmaya devam etmiştir.
Darbecilerin motivasyonu da budur zaten.
Maksat, halkı "zapturapt" altına almaktır.
Türkiye'de darbeler de, darbeler sonrası yazılan anayasalar da,vatandaşı hizaya sokmak maksadıyla yapılmıştır.
Bu makûs kader, ilk kez 15 Temmuz'da değişmiştir.
Alevisi,sünnisi, Türkü, Kürdü, sağcısı, solcusu, yaşlısı, genciyle Türkiye halkı,bir bütün olmuş, Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir askeri darbeyi püskürtmüş ve kendi seçtiği iktidarın alaşağı edilmesini engellemiştir.
Bu tarihi bir başarıdır!
İlk kez "resmi ideoloji" halk karşısında kaybetmiştir.
İşte Nisan'da sandık başına gidip oylayacağımız anayasa değişiklik paketi, böyle bir zafer sonrası, doğrudan halkın seçtiği bir Meclis tarafından hazırlanmıştır.
İlk kez bir darbe girişimi sonrası halk kendi anayasasını yazmıştır.
İlk kez halk, yönetime el koymuş, olağan koşullarda, kendi seçtiği milletvekillerince yazılmış bir anayasanın oylanması için sandık başına gitmenin eşiğine gelmiştir.
TBMM'den geçen anayasa değişiklik paketini, 24, 61 ve 82 anayasalarından ayıran en önemli özellik, ilk kez bir anayasanın "siviller" tarafından yazılmış olmasıdır.
Bu tarihi başarının ardında"15 TemmuzŞehitleri ve Gazileri" vardır.
Şehitlerimizi rahmetle anıyor, gazilerimize sağlık diliyoruz.
Fakat bu tarihi başarının ve darbe anayasaları serüveninin değiştirilmesi öyküsünün ardında bir kişi daha var.
O kişi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dır.
Sayın Erdoğan'ın 15 Temmuz'daki dik duruşu, halkına liderlik etmesi, darbecilere karşı mücadele etmesi, vatandaşlarını sokağa davet etmesi, Türkiye'de darbeci geleneği tarihin karanlık sularına gömmüş, darbeci zihniyetin yazdığı anayasalar devrini de tarihin çöp sepetine atmıştır.
İşte Nisan Referandumu, bu başarı hikayesinin taçlandırılmasıdır.
Kendinle gurur duy Türkiye!
Çünkü dümenin başında sen varsın artık…