0

Bir kaç gündür Türkmen Dağı'nda yaşananları hep birlikte takip ediyoruz. Bu bölge Anadolu'nun Çanakkale'sidir.

Düşman bir değil, onlarca. Kimisi Müslümanım deyip içerden vurmaya çalışan münafık hainler, kimisi doğrudan savaşan düşmanlar, kimisi de düşmana karşı birlikte hareket edelim diye anlaşmaya varılan, sözlerine güvenilmez ikili oynayan kuzu postuna bürünmüş canavarlar.

Kıyamete kadar devamedecek bir savaşın içindeyiz. Savaşın olmadığı bir an düşünülemez. Savaşın bittiği yanılgısına düşüp, barış kandırmacası ile hazırlıkları bıraktığımız an, ansızın içten ve dıştan fırsat kollayan düşmanın tuzakları içinde buluruz kendimizi.

Sürekli bir savaş vardır aslında yeryüzünde, Hak ile Batıl'ın mücadelesinde gevşeklik kabul edilemez. İnsanlığı imtihan için yaratan Yüce Varlık bu konuda hazırlıklı olmamızı istiyor. "Ey müminler savaş hazırlıklarınızı yapınız ve sonra da ya bölük bölük ya da hep birlikte savaşa çıkınız." (Nisa 71)

Bu savaş kimi zaman kendimizle, kimi zaman değerlerimiz adına, kim zaman da din düşmanlarının doğrudan saldırılarına karşı, vatan savunması adına millet ve ümmetin onuru için yapılır.

Yurttu ve dünyada barış ancak ve ancak düşmana karşı topyekün hazırlıklı olmakla sağlanabilir.

Savaş ve mücadele imanın ve müslüman olmanın bir parçasıdır, hatta özüdür. Allah'ın yeryüzüne göndermiş olduğu mesajların en temel hedefi "altı değer"in korunması içindir. Bu altı dğer canın korunması, dinin korunması, aklın korunması, malın korunması, neslin korunması ve onurun korunmasıdır.

Bu değerler de ancak ve ancak mücadele ile, savaş ile korunabilir. Onurun korunması değeri, diğer beş değerin temeli sayılır. Onuru korunmamış bir Müslüman'ın hayatı korunsa bir anlam ifade etmez. Sadece fiziken özgür ama ruhen köle olarak yaşamını devamettirir. Onuru korunmamış bir müslümanın dinini korumanın hiçbir sağlıklı açıklaması olamaz. Önce onurun korunması gerekir ki Müslüman diğer değerlerini yaratılış gayesine uygun yaşatabilsin.

İşte bu sebepten Allah, "İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkar edenler de tağût yolunda savaşırlar. O halde siz şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır." (Nisa, 76) ayeti ile kiminle mücadele edileceğini öğretmektedir.

Gizli ve açık din düşmanları şeytanların öğretileri için savaşırlar, gerçek iman edenler de Allah ve Rasulü'nün öğretileri için savaşırlar.

Ama kesin olan bir şey vardır ki, hernekadar savaşan daima hazırlıklı ve güçlü olsa da, kazananlar sayıları az bile olsa gerçek iman edenlerdir. Çünkü şeytan ve şeytanın yolunda gidenlerin hileleri zayıftır. İşin özü tam teslimiyette.

Zaten bütün mücadelenin temel gayesi de kimin gerçekten iman edip, kimin gerçekten iman etmediğinin ortaya çıkarılması değil midir?

Savaşın da, barışın da, kısacası topyekün hayatın gayesi budur. İçimizdeki özün ortaya çıkarılmasıdır.

İslam davet mesajının dünyanın her bir köşesinde duyulması, yaygınlaştırılması da ancak fiziki ve manevi mücadelenin sürekli devamettirilmesine bağlıdır. Bir başka ifade ile Allah'ın kullarına imtihan olarak verdiği maddi, manevi güçlerin doğru yerde kullanılıp kullanılmaması meselesidir.

İmkanlar ölçüsünde Allah yolunda, hak dini İslam'ı ve Islam'ın değerlerini tehdit eden her türlü düşmanla mücadele etmek her bir müslümanın üzerine farzdır.

Bu yüzden ülkemizi tehdit eden iç ve dış düşmanlara karşı birlik ve beraberlik içerisinde topyekün savaşa hazır olmamız gerekir. Münafıkların hedef saptırmasına aldırmadan Türkmen Dağı bütün imkanlarla savunulmalıdır.

Mümin ferasetle hareket etmeli, müttefikim diyenlere de asla güvenilmemeli, hatta onların sözlerinin ve planlarının tam tersi yapılmalıdır. Fırsat kollayan din düşmanlarının sözlerine asla güvenilmez.

Bir toplum en ufak bir ferdini feda etmeyi göze aldığı an yok olmaya başlamış demektir. Doğudaki bizim gönüllü sınır korumaları durumundaki Türkmenler asla feda edilmemelidir. Bu mesele Türkmenlerin değil bütün Türkiye'nin meselesidir.

Çanakkale'yi nasıl imanla savundu isek, Türkmen Dağı'nı da aynı imanla savunmak zorundayız. Buranın düşmesi demek Anadolu'nun düşmesi demektir.