İsrail merkezli Ynet’te yayımlanan analiz, Türkiye’nin son dönemdeki askeri ve diplomatik faaliyetlerini mercek altına aldı. İzmir yakınlarında gerçekleştirilen EFES-2026 tatbikatı üzerinden yapılan değerlendirmede, Ankara’nın yalnızca askeri kapasitesini değil, aynı zamanda bölgesel nüfuzunu da genişlettiği öne sürüldü. Analizde yer alan ifadeler, Türkiye’nin Orta Doğu’daki rolüne dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
Ynet analizinde, EFES-2026’nın yalnızca bir askeri tatbikat olmadığı, aynı zamanda Türkiye’nin bölgesel stratejik hedeflerini yansıtan kapsamlı bir gösteri niteliği taşıdığı iddia edildi.
İzmir çevresinde gerçekleştirilen tatbikata 50’den fazla ülkenin katıldığı, Libya ve Suriye’nin de ilk kez bu kapsamda yer aldığına dikkat çekildi. Bu durumun, bölgedeki değişen ittifak dengelerinin bir göstergesi olduğu yorumu yapıldı.
“Türkler Tel Aviv’i Kuşatıyor” İddiası
Analizde en dikkat çekici ifadelerden biri, Türkiye’nin bölgesel etkisine ilişkin yapılan değerlendirmeler oldu. Ynet, Ankara’nın askeri, teknolojik ve diplomatik ağlarını genişlettiğini savunarak, “Türkler Tel Aviv’i kuşatıyor” ifadesine yer verdi.
Haberde, Türkiye’nin insansız hava araçları, askeri eğitim programları ve savunma sanayi ürünleriyle bölgede yeni bir etki alanı oluşturduğu ileri sürüldü.
Analizde, Türk savunma sanayiinin tatbikat boyunca öne çıktığı belirtildi. Bayraktar TB3’ün TCG Anadolu üzerinden icra ettiği görevler ve Bayraktar Akıncı’nın operasyonlardaki rolü örnek gösterildi.
Ayrıca Türkiye’nin geliştirdiği entegre hava savunma sistemi “Çelik Kubbe”nin farklı tehditlere karşı katmanlı bir koruma mimarisi sunduğu ifade edildi. Haberde, bu teknolojik gelişmelerin Türkiye’nin askeri kapasitesini önemli ölçüde artırdığı savunuldu.
Analizde, tatbikatın yalnızca askeri ekipman gösterimi olmadığı, asıl önemli unsurun uluslararası katılım olduğu vurgulandı. NATO ülkeleri dahil birçok ülkenin tatbikatta yer almasının Türkiye’nin diplomatik etkisini güçlendirdiği ileri sürüldü.
Libya ve Suriye’den gelen birliklerin farklı yapılarıyla aynı çatı altında tatbikata katılması ise dikkat çekici bir gelişme olarak değerlendirildi.
Haberde, Libya’nın farklı siyasi ve askeri fraksiyonlarının aynı tatbikatta yer almasının “tek ordu” hedefi açısından sembolik bir adım olduğu iddia edildi.
Suriye’nin ise uzun yıllar sonra ilk kez uluslararası bir tatbikatta yer almasının, bölgesel yeniden yapılanmanın işareti olduğu öne sürüldü. Bu durumun Türkiye merkezli askeri iş birliği çerçevesine işaret ettiği yorumu yapıldı.
Analizde Türkiye’nin Libya ile imzaladığı deniz yetki alanları anlaşmasına da geniş yer verildi. Söz konusu anlaşmanın Doğu Akdeniz’deki dengeleri etkilediği ve enerji kaynakları açısından stratejik sonuçlar doğurabileceği ifade edildi.
İsrail ve Yunanistan’ın anlaşmayı farklı değerlendirdiği, ancak Türkiye’nin bölgedeki iddialarını güçlendirmeye devam ettiği belirtildi.
Analizin en çok dikkat çeken bölümlerinden biri, Türkiye’nin bölgesel etkisine ilişkin yapılan karşılaştırma oldu. Haberde, Türkiye’nin son 20 yılda geliştirdiği savunma sanayi ve diplomatik ağ sayesinde önemli bir stratejik avantaj elde ettiği savunuldu.
Bu kapsamda, “20 yıldır yapamadığımızı Türkler yaptı” ifadesiyle Türkiye’nin bölgesel etkisinin bazı aktörler açısından geride kalınan bir alan olarak görüldüğü ileri sürüldü.
Analiz, EFES-2026’nın yalnızca askeri değil aynı zamanda siyasi bir mesaj içerdiği değerlendirmesiyle sona erdi. Türkiye’nin Trablus’tan Şam’a uzanan bir etki alanı oluşturduğu iddiası dile getirilirken, bunun uzun vadede bölgesel güç dengelerini etkileyebileceği öne sürüldü.
İzmir’de gerçekleştirilen tatbikatın, uluslararası kamuoyuna yönelik stratejik bir mesaj niteliği taşıdığı ve bölgedeki aktörler tarafından farklı şekillerde okunacağı yorumuna yer verildi.




