17 Ocak 2021

'Mahrem'i öldürmek

“Mahrem”, uzun yıllardır horlanan kavramdır.

“İslam”ı geri kalmışlığımızın baş sorumlusu sayanlar, İslam’ın âlâmeti farikalarından “mahrem”i ilk elden “suçlu” sandalyesine oturttular.

Günbegün “mahrem”in yaşam sınırları daraltıldı.

O hale geldi ki, “mahrem”in sınırlarını ne kadar daraltırsanız, “mahrem”ihayattan ne kadar kovarsanız, o kadar “çağdaş”(!) oluyorsunuz.

“Cep to cep” haberleşmenin patlamasıyla birlikte “mahrem” kavramı, nerdeyse buharlaştı.

“Mahrem”, “marjinal” bir kavram oldu.

“Emlak avcıları” isimli TV programda görüyorum. “Batı”lı insanlar ev alırken, “evin mahremiyeti”ni göz önünde bulunduruyorlar.

Öyle zannediyorum ki Türkiye’de bir “evin mahremiyeti”nden bahsedecek olsanız kıyamet kopar, yer yerinden oynar; ne gericiliğiniz, ne yobazlığınız kalır; topa tutulur, linç edilirsiniz.

Maşallah boynuz kulağı geçmiştir.

Türkiye’de, sadece yabancı, Avrupa ve Amerikan okullarında, kız-erkek ayrı eğitim yapıldığını da belirtmeliyim.

Bu büyük başarımızla ne kadar gurur duysak azdır, başımız göğe ermiştir.

Türkiye’de “mahrem” konusu netameli ve belalıdır.

Çok tehlikeli bir alanda kalem oynattığımın farkındayım. Ancak gerçekleri de dile getirmenin sorumluluğunu hissediyorum.

Yeni nesillerin yabancı bir kelime sanacakları, belki anlamı için sözlüğe bakacakları “mahrem”i anarak, hatırlatarak, toplumsal hafızada nerdeyse antik kazı yapmak istedim.

“Mahrem” kelimesini lügatlerimizden sürmekle kalmadık, kadınların maruz kaldıkları her türlü olumsuzluğun sorumlusu saydık. Bu “Batılı”laşma ile birlikte hep dillerin altındaki bakla oldu.

“Mahrem”i yıkmakla güya “özgürlük” kazanılıyor.

İffet”, “haya”, “edep” kavramları da “mahrem” gibi günah keçilerindendir, ağzınıza alırken korkmalı, dikkat etmelisiniz, taşlanabilirsiniz.

Halbuki haberleri izlerken görüyoruz ki, “İffet”, “haya”, “edep” artık bir ihtiyaç değil, zarurettir.

 “Mahrem” kavramını hayatımızdan kovmakla, yaratılışın kodlarıyla, toplumun genleriyle oynadık. Bu oynamaların yaratacağı hasar ve tahribat, GDO’lu gıdalar gibi olamayacaktır. Yıkım ve çöküntü olacaktır.

Aile, toplumun yapı taşıdır.

Devletlerin sınırları olması gibi, ailelerin de sınırları olmalıdır.

Ailenin sınırlarına “mahrem” denir.

Sınırları olmayan, yani mahremi olmayan ailenin, kendisi de yoktur.

Aileyi yok ederseniz, milleti yok edersiniz.

Sovyet işgaline giren Türki Devletlerde “Türk Kimliği”nin korunması “Aile”nin korunması ile mümkün olmuştur. “Türklere mahsus ev mimarisi” nedeniyle, komünist rejim, “Türk aile çekirdeğini” kıramamış, aile yıkılmayınca “Türklük” de yıkılamamış, “Ruslaştırma” başarılamamıştır.

Kişilerin de aileler gibi “mahrem”leri; yani “sınır”ları olmak zorundadır.

Ne yazık ki “Mahrem” kavramı dört koldan saldırı altındadır.

Filmler, diziler, dernekler, vakıflar, LGBT gibi sapkın örgütler, “mahrem kavramı”nı delik deşik etmek, hayattan daha da sürmek için var güçleriyle saldırıyorlar.

Öte yandan ”Feminizm”in kadın ile erkeği eşitleme saçmalığı ağır tahribat, yıkım yapıyor.

“Feminizm”, kadını erkek rollere zorlamasıyla, “kadın-anne-eş” olan “kadın” yok ediliyor.

Hava ile suyu eşitleyemezsiniz!

Kadın erkek, erkek de kadın olmaya zorlanıyor, K-Pop’u görüyorsunuz.

Eşitleme soysuzlaştırmadır.

Kadını hiçe saymak kadar erkeği kadınlaştırmak da, değersizleştirmek de, kadını havalara çıkarmak da toplumu çürütür, mahveder.

Bu, “Tanrıyı kıyamete zorlamak” benzeri ahmakça cüretkârlıklar, tarihin gelecek dönemlerinde, Kur’an’da helakları anlatılan kavimler gibi, insanlığın yüz karası olarak anılacak, “Batı Medeniyeti”nin tükeniş nedenlerinin başında sayılacaktır.

Genetiği değiştirilmiş insanlık, insanlığın kıyameti olacaktır.

Bu bir tufandır.

“Mahrem”, ailenin vatanıdır.

“Mahrem”i öldürmek, “vatan”ı öldürmektir.

 
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement