0

Tanklar, köşe başından çıkan apoletler, okulda apoletler, şehirde, köyde apoletler, yasaklar, kin, nefret ve aşağılama bir tertip ile tezgaha sürüldü tam yirmi yıl önce. Tüm darbelerde olduğu gibi 28 Şubat'ta da asker kendi insanına sınırsızca saldırdı, insanları sindirmek istedi, ötekileştirdi.

28 Şubat'ı diğer darbelerden ayıran, darbenin post modern olması değil inançları merkez alan bir darbe olmasıydı. 28 Şubat 1997'de dokuz saat süren milli güvenlik kurulu toplantısı sonunda alınan kararların tümü inananları hedef alan kararlardı.

Başörtüsü yasağı, İmam Hatiplerin ortaokul kısımlarının kapatılması, meslek liselilere getirilen kat sayı engeli, kuran kurslarının kapatılması, başörtülü öğrencilerin ve çalışanların engellenmesi gibi daha birçok karar 28 Şubat'la birlikte hayatımıza girdi.

Bin yıl sürecek sürece hazırlanan bir millet vardı o yıllarda. Korku bir heyula gibi başımızın üzerinden eksik edilmedi.

Dernekler, vakıflar kapatıldı. Yeşil sermaye gibi uydurma dosyalarla birçok şirkete kilit vuruldu.

Haber bültenlerinin baş konuğu bol apoletli askerler ya da onların şakşakçısı gazeteciler ve siyasiler oldu. Onlar kararlar aldı, alkışlandı, ülkenin kaderini onlar belirlemek istedi.

28 Şubat'ın Gizli Aktörleri

Gazeteler de 28 Şubat'ın gizli aktörlerindendi. Attıkları manşetlerle süreci güçlendirdiler, milletin değil askerin yanında durarak Refah-Yol hükümetinin sona ermesi için üzerlerine düşeni eksiksizce yerine getirdiler.

Televizyon kanalları kendi uydurdukları kuklaları ekranlara çıkararak inananları karalamaya ve yok etmeye devam ettiler.

Sadece gazeteler değil elbette. 17-25 Aralık ve 15 Temmuz ile daha net görüldü ki 28 Şubat'ın en önemli ayağını FETÖ oluşturmuştu. Dernekler, vakıflar, kuran kursları, imam hatipler kapatılırken, başörtülüler okullardan atılırken nedense FETÖ'nün tek kursu bile kapatılmamıştı, FETÖ'ye mensup kızlar bazen başlarını açarak, bazen de peruk ile hayatlarına devam etmişti. Çünkü emri Allah'tan değil hocalarından almışlardı.

Okullarını gerekirse darbenin komutanı Çevik Bir'e devretmeyi teklif eden, emrindeyiz paşam mektubu yazan, "Başörtüsü füruattandır." diyerek başörtülerini açabilecekleri fetvasını veren, siyasetle hiç ilgileri olmadığını her fırsatta söylemelerine rağmen Refah Partisi'ne "Beceremediniz artık bırakın." diyen FETÖ; 28 Şubat'ın bazen gizli bazen açıktan açığa destekçisiydi.

İmam hatipler ve kuran kursları kapatılınca meydan FETÖ'nün okullarına kalmıştı. Hiçbir okulu kapatılmayan ve her gün daha da güçlenen FETÖ, 28 Şubat'tan nemalanan en önemli paydaşlardan biriydi. Sonuç böyle olunca FETÖ ve 28 Şubat ortaklığı da somutlaşmış oldu.

Karargah Rahatsız (mış)

Hürriyet gazetesi karargah rahatsız haberi yaptı. 28 Şubat'ta değil, 25 Şubat 2017'de yaptı bu haberi. Bir zamanlar genç subaylar rahatsız, ordu göreve manşetleri atanlar aynı oyuna tekrar başlamak istiyor.

Başörtü yasağı kaldırıldı, İmam Hatiplerin orta kısımları açıldı, meslek liseleri diğer okullarla eşit haklara sahip oldu. En son gelişme neydi peki; başörtüsü artık askeriyede ve askeri okuldaki öğrenciler içinde de serbest oldu.

Karargah rahatsız haberini yapmak tam da referandum sürecinde hiçbir iyi niyetle açıklanamaz. Devletin aldığı kararları devlete bağlı birimleri kaşıyarak yorumlamaya çalışmak artık eski Türkiye'de kaldı.

28 Şubat'ı unutmak olmaz. Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür. Bu yüzden sık sık hatırlamakta fayda var. Daha iki gün önce karargah rahatsız haberleri yapılan bir ortamdan bahsediyorum. Rehavete kapılmadan, bu ülkenin huzuru üzerinde kimlerin gizli oyunlar oynadığını bilerek geleceğe hazırlanmak gerek.

28 Şubat'ı da 15 Temmuz'u da unutmayacağız, unutturmayacağız. Köşe başlarında her zaman bekleyen kara gölgelerin farkındayız.