0

Bir koku yayılıyor ki öylesine, Mekke sokaklarında, ama koku duyusunun kavrayabildiği bir haz değil. Başlı başına ruhu başkalaştıran. Öylesine keskin ve öylesine hafif, öylesine simetrik bir sinerjiye büründürüyor ki o koku, aşkın nimet dolu hükümlerinden haberler getiren…

Güneş ve göklerdeki yıldızların o kokunun habercisi olduğu hissine kaptırıyor insanı Mekke sokaklarındaki o koku. Muazzam derecede etkileyici. Muntazam derecede bir etki. Çelişik duyguları ve karamsar kurguları beyninizden alıp, beden fonksiyonlarını tabiatın içinde tabiat dışı bir seremoniye götürebilecek kadar bu koku…

Gözünüz yaş bürünüyor ama o ıslaklığın sıvı olmadığını, nur saçan bir müjde olduğunu, bu müjdenin o kokuyla izhar olduğunu, nasıl da anlıyor en günahkar beşer bile…

Yine gitmek istiyor insan, yine gitmek istiyor o kokuya ve gitmekten vazgeçiyor insan, kala kalmak istiyor, kala kalmakta dip derine dalmak istiyor insan…

Mekke kokusu, değil elbet değil, Mekke kokusu değil… Bu iş kentlerle anlatılabilecek bir iş değil, yedi katlı göklerin bile zatına hayran kaldığı, nurun nuruna kavuşmak istediği, yıldızların aşkıyla meşk bulduğu Muhammedî bir kokunun hazzıdır bu hal… Muhammedi bir kokudur Mekke'yi Mekke'leştiren…

Ben anlatamazken bu tasviri mağlup olan kelimelerdir. Ben bir söylerken siz bin anlarsanız bile yine az, yine az… Öylesine bir koku ki, canın cananı selamladığını, cananın canı muhasebesiz bir muhabbetle kabullendiğini ifşa ediyor Mekke sokaklarındaki o koku…

Mekke'de bir koku var ki zaman ve zemin dışı, evvel akılla fark ediyorsunuz, bir müddet sonra akıl gönle devrediyor nöbeti, bitmesin nöbetler, nöbetleri nöbetler kovalasın istiyor insan. Ruha şefaat şahitliğinin müjdesini zerk eden o koku…

Ruhunuza ulaşıncaya değin öylesine içinize doluyor ki bu koku, damarlar ve hücreler halk edildiği günden beri böylesine tatminkar bir muhabbet yaşamamıştı. Sinir dipleriniz mutasyon geçiriyor. Yaşam melekeleriniz kendi kendine 'hay, hay, hü, hü' diye diye tespih ediyor hakkın sıfatlarını… Yaşamak bile yaşam rotasına daha yeni yönelmenin girizgahıyla bir başka boyutlarda… Dünya ve dünyalık arzular nasıl da bu biçim önemsiz, kifayetsiz, keyfiyetsiz, fonksiyonsuz kalabiliyor ki bu koku karşısında, teslim oluyor dünya bu kokunun ruhunuza bandajladığı hidayet karşısında.

Cennet'i size tanımlamanın, anlatmanın, betimlemenin ta kendisidir bu koku. Cennet bulvarlarının kandilidir bu koku. Kevser kenarlarında zikirlenen peygamberlerin adresinedir bu koku. Semada Ahmed'e, yerde Muhammed'edir bu koku. Sağanaklar halinde varlığa nur kaplatıyor bu koku. Kainatın Muhammed Mustafa'nın güzelliği karşısında hayrete büründüğü bir halin nişanınadır bu koku…

Gönle bir başka sütün dikiyor bu koku, ve artık evrim denilen kelimeye inandırıyor bu koku, dünyalık arzulardan Muhammed'in kokusuna evrim evrim yönelmenin rayihasıdır bu koku…

Bir koku var ki Mekke sokaklarında, öylesine Muhammedi ki…

Öylesine Muhammedi bir koku var ki Mekke sokaklarında, kala kalmak istiyor insan secdede, Allah'a zikirlerde kala kalmak istiyor işte…

Salat ü selam O'na olsun, O'nun kokusuna olsun…