0
AB'nin bize bazı demokratik ve ekonomik iyileştirmeler konusunda talepte bulunmasını "dayatma" olarak niteleyenlerden değilim.
Çünkü biz devlet olarak bunların çoğunu taahhüt etmiş imzalamışız.
Ancak AB'nin özellikle Doğu Avrupa üyeleriyle müzakere yürütürken daha esnek davrandığı bir sır değil.
Peki neden Türkiye ile ilişkilerinde sürekli "ipe un seriyor" da Avrupa topraklarındaki ülkelere "beklemeden geç" diyor?
Çok basit çünkü onlar Avrupa Kıtası'nın topraklarıdır.
Geçtiğimiz Pazartesi Londra'nın eski belediye başkanlığını yapmış Muhafazakar politikacı Boris Johnson AB'nin bu günkü felsefesinin temelinde Napolyon ve Hitler Nazizm'imin "süper devlet" fikrinin yattığını söyledi. (BBC)
AB aslında sanıldığı gibi bir Hıristiyan kulübü değil. Nitekim AB anayasası yapılırken "Tanrı" kelimesi geçecek söylentileri AB'nin çalkalanmasına neden olmuştu.
Tamamen seküler olan birliğin asıl amacının eski Roma İmparatorluğu hayali olduğu saklı bir şey değil artık.
Bu hayal Avrupa tarihinde ilk değil. Bu, Napolyon'un da Hitler'in de hayali olan "süper devlet" idi. Bu gün ki AB'nin farkı şu: Hitler ve Napolyon silah zoruyla yaparken AB bürokrasi ile yapmaya çalışıyor.
Onun içindir ki AB Avrupa topraklarına ait ülkelerin üyelik sürecini çok kısa tutmuştur.
Eğer Türkiye farklı eyaletlerden oluşsaydı eminim ki İstanbul'un dahil olduğu eyaleti her şeye rağmen alırdı.
**
MHP Kilit Parti Olacaktır Artık
İlk Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan'a karşı Ekmel beyi destekleme konusunda MHP ve CHP'nin kutsal ittifakını hatırlayalım.
Dokunulmazlık konusunda MHP'nin Ak Parti'ye destek vermesi MHP'nin duruma göre tutum ve tavır değiştirebileceğini gösteriyor.
Ve partinin git gellerinin olduğunu ve siyasal partilerin politikalarına göre rota belirleyeceğini gösteriyor.
Başka ne anlama gelir?
MHP'ni gerektiğinde sağı gerektiğinde de solu destekleyeceğini gösterir.
Referandum ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri yapıldıkça MHP ve HDP gibi partiler tek başlarını aday belirlemekten çok CHP ve Ak Parti'nin adaylarından birini desteklemek durumunda kalacaklardır.
Her ne kadar bu durum politikasızlık ve politika belirlemek yerine belirlenen politikalar arasında seçim yapmak gibi bir dezavantaj içeriyorsa da bu aynı zamanda MHP'nin giderek kilit parti konumunu üstlenen bir işleve de sürüklüyor. Bunu da belirtmek gerek.
**
Kürt Seçmenin Bölünmesi Kaçınılmaz Görünüyor
HDP de bundan sonra aday göstermek yerine MHP'nin benzeri bir politika takip edecektir.
Bu da HDP'nin seçmen tabanının parçalanmasına neden olacaktır.
Mesela bundan önceki seçimde Ekmel beyi destekleseydi büyük bir Kürt seçmen oyunu farklı kullanacaktı. Erdoğan'ı destekleseydi yine aynı şey olurdu.
Buradan kaçınılmaz olarak bundan sonraki seçimlerde özellikle Cumhurbaşkanlığı veya Başkanlık seçimlerinde Kürt seçmeninin bölünmesi kaçınılmaz gibi görünüyor.
Çünkü HDP'ye kerhen oy veren sağ eğilimli Kürt seçmen ile parti tabanı arasında zaten bir doku uyuşmazlığı sorunu vardır.
Bu çatlak şu iki sebeple derinleşecek gibi görünüyor:
Birinci sebep, bu "sağ eğilimli" Kürt seçmenin CHP'ye yaklaşmış sol kimlikli bir siyasete uzak olması. İkinci sebep ise Kürt kentlerinin çatışma alanı olarak seçilmesi ve sivillerin göçe zorlanmış olması.