0
Türkiye'nin önünde, içinde birçok sorunun bulunduğu kocaman bir liste bulunmaktadır. Bu listenin ve sorunların başında; Paralel Yapı ile mücadele, Kürt meselesi, Alevilik ve yolsuzluk bulunmaktadır. Bu sorunlarla mücadelede öncelikle sorumlu; siyaset ve Başbakan Ahmet Başbakan Ahmet Davutoğlu'dur. Davutoğlu'nun birkaç gün önce bütçe görüşmeleri esnasında yapmış olduğu konuşma, onun perspektifi ve Ak Parti'nin yol haritasını göstermesi bakımından oldukça önem arz ediyor.
CHP Ne Yapmalı?
Öncelikle, Başbakanın CHP eleştirisini bir kenara bırakıyorum. CHP'nin darbe ve darbeci gelenek ile ilişkisi oldukça ikircikli... "CHP + Ordu = İktidar" yargısı, oldukça genel ve bir o kadar da sıradan bir çıkarsama değil midir? Hatta bu denklemi bozmayı deneyen Bülent Ecevit, Genel Sekreteri olduğu CHP'den istifa etmek zorunda kalmamış mıdır? Yetmişli yıllarda ilk defa darbecilerle Partisi arasına mesafe koymaya çalışan ve halka biraz daha yaklaşan Ecevit, DSP'yi kurmak zorunda kalmamış mıdır?
Neyse CHP faslını geçiyorum; çünkü bu haliyle bu parti, herhangi bir umut ve gelecek vaat etmiyor. Artık Türkiye'nin daha sahih ve toplumsal talepleri Meclis'e yansıtacak siyasi partilere ihtiyacı bulunmaktadır. Çünkü bu ülkenin, yıllardır saman altı ettiği kangren olmaya yüz tutmuş sorunları var; çözüm süreci gibi… Kürt siyasetine rağmen yol almaya çalışan bir süreç…
Siyaset, Kardeşliği İnşa etmeli…
Başbakan Davutoğlu'nun ifade etmiş olduğu, çözüm sürecinin bir çözülme süreci olmadığı vurgusu oldukça önemli. Başbakan'ın ifadesiyle "Çanakkale'de yan yana duran o ecdadın torunları arasına Kürt, Türk, Alevi, Sünni ayrımı sokmadık, sokulmasına da izin vermeyeceğiz. Bizim için çözüm süreci çözülme süreci değil. Aksine bütün fertlerin kaynaşma süreci…"
Çözüm sürecinin siyasal anlamı; toplumları ayakta tutan, toplumların çimentosu, soyal kaynaşma gerçeğidir. Unutulmamalıdır ki, toplumların sosyal kaynaşmışlık derecesi ile sosyal içerme ve dışlanma arasında güçlü bağlar bulunmakta. İçerici ve kuşatıcı bir tavırda, insanlar güven ve bağlılık geliştirip, sosyal sermayeye yatırım yapmaktadır. Bu da daha güçlü bir sosyal kaynaşma üretmektedir. Diğer taraftan dışlayıcı ekonomilerde ise sosyal kaynaşma zayıflamaktadır. Çözüm sürecini dışlamak veya bitirmek, sosyal birlikteliği dinamitleyeceği gibi, toplumun ekonomik ve kültürel sermayesini de tüketecektir. Bundan dolayı, çözüm sürecini devam ettirmek ve anayasal kardeşliği tesis etmek siyasetin üzerine düşen "farz-ı ayn"dır.
Kürt Siyasetine Düşen Görev…
Davutoğlu'nun konuşmasındaki diğer önemli başlık da HDP'ye yönelik olan sözleriydi. HDP ve Kürt Siyaseti, Türkiye'nin ana muhalefet partisi olmaya adaydır. Hatta en güçlü aday… "HDP'ye aynı çağrıda bulunuyorum: Artık Türkiyeli olun. Türkiye partisi olmak, bir meziyettir. Her yerde konuşalım, bir mahallede, bir bölgede değil..."
HDP, Türkiye'yi kuşattığı müddetçe siyasette karşılık bulacak ve sadece bir kimlik partisi olmaktan kurtulacaktır. Siyaseti, şiddet ile tehdit etmek veya toplumu ateşe topuna çevirmeye teşebbüs etmek siyaset değildir. Şiddeti, bir siyaset biçimi olarak tercih etmek, siyasetin iflasıdır. BDP, HDP ve Kürt Siyaseti, yüzünü Türkiye'ye dönmeli…