Günümüz dünyasında kitle iletişim araçlarının ve medyanın gücüyle büyütülen devasa bir algı operasyonunun gölgesinde yaşıyoruz. Bir tarafta "terör" kelimesi adeta tek bir inanç grubuna, Müslümanlara ya da Doğu toplumlarına yapıştırılmaya çalışılırken; diğer tarafta tarihin sayfaları bambaşka, kapkaranlık bir hakikati haykırıyor.

Algıları bir kenara bırakıp belgelere, arşivlere ve insanlığın hafızasına bakalım. Kimdir gerçekten bu gezegeni kan gölüne çevirenler?

Tarih kitaplarını açtığınızda karşınıza çıkan en büyük kıyımların altında kimlerin imzası var?

Sanayi ölçeğinde insan yok eden, toplama kampları kurup 11 milyondan fazla masum insanı sistemli şekilde katleden Adolf Hitler Müslüman mıydı?

Kendi halkı da dahil olmak üzere milyonlarca insanı çalışma kamplarında (GULAG) ve yapay kıtlıklarla ölüme sürükleyen Josef Stalin veya Mao Zedong İslam adına mı bu kararları aldı?

Akdeniz’i kana bulayan Benito Mussolini bir Doğu medeniyetinin mi temsilcisiydi?

Cevabı hepimiz biliyoruz: Hiçbiri.

Gelelim "modern dünya" dedikleri sistemin yüzleşmekten korktuğu yakın tarihe...

Hiroşima ve Nagazaki’de saniyeler içinde 200 bine yakın sivil insanı buharlaştıran o atom bombalarını atan el, bir Müslümanın eli miydi?

Kamboçya’da kendi halkının üçte birini katleden Kızıl Kmerler faciasını, 100 bine yakın insanın katledildiği Bosna Soykırımı'nı ya da yüz binlerce insanın hayatını kaybettiği Cezayir’deki Fransız katliamlarını Müslümanlar mı başlattı?

Dünyayı iki kez global bir felakete sürükleyen, toplamda 80 milyondan fazla insanın ölümüne yol açan I. ve II. Dünya Savaşları’nın failleri kimlerdi?

1979’da Afganistan’a girerek coğrafyayı onlarca yıllık bir kan deryasına çeviren Sovyetler Birliği’ydi. 2003’te uydurma kitle imha silahı yalanlarıyla Irak’ı işgal edip yüz binlerce sivilin ölümüne, koca bir coğrafyanın yetim kalmasına neden olan yine Batı koalisyonuydu.

Tablo son derece nettir: İnsanlık tarihinin şahit olduğu en yıkıcı savaşların, en kanlı soykırımların ve toplu katliamların hiçbiri İslam dünyasından çıkmamıştır.

Ancak ne hikmetse, küresel medya çarkları döndüğünde; milyonları katleden devasa devlet politikaları "strateji", "demokrasi getirme" ya da "dünya düzeni" olarak meşrulaştırılırken; Ortadoğu'daki her acı, şiddet ve reaksiyon tek bir etikete indirgenir: "Terör."

Burada amaç, geçmişteki ve günümüzdeki küresel işgalleri gizlemek, failleri aklamak ve suçsuzları sürekli bir "savunma ve özür dileme" psikolojisine hapsetmektir.

Oysa rakamlar yalan söylemez. Tarih, manipüle edilen sosyal medya gönderilerine ihtiyaç duymayacak kadar açık ve berraktır. Eğer "terör" en yalın haliyle masum insanları korkuyla, şiddetle ve bombalarla yok etmekse; dünya kamuoyu dönüp aynaya bakmalıdır.

Çünkü terörün, katliamın ve soykırımın dini, ırkı ve coğrafyası yoktur; ama tarihsel sorumluları ve failleri bellidir. Ve o failler, asla Doğu'da ya da İslam coğrafyasında aranmamalıdır.