Siyonizmin kıskacındaki ABD, artık resmen dengesini kaybetti. Daha önce başkalarına yaptığı kabadayılığı bu defa Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) yapmaya kalkıştı. Soykırımcı katil Siyonistleri korumak uğruna, Uluslararası hukuk kararlarına meydan okudu. Dahası tehdit etti. ABD’yi bu kadar kızdıran neydi acaba?
Geçtiğimiz hafta dünya kamuoyunda yankı yapan çok önemli bir olay vardı. Eski UCM yargıcı Navi Pillay'ın Nobel Barış Ödülü'nü kazanması, ABD Başkanı’nı gerçekten kızdırdı. Ödülün kendisine verilmesini bekleyen Trump, Pillay’ı hiç tanımadığını iddia etti. Fakat uluslararası hukuk açısından en vahimi de, Dışişleri Bakanı Rubio’nun açıklamasıydı. Tavır ve üslubu, 19. Yüzyıldan kalma sığır çobanlarını hatırlatıyordu:
"Başkan Trump, Uluslararası Ceza Mahkemesinin Amerikalıları yargılamasına asla izin vermeyecektir. İşte bu nedenle bugün ABD, Uluslararası Ceza Mahkemesine yaptırım uyguluyor."
"Ya UCM tehditlerine son verecek ya da biz UCM'yi ortadan kaldıracağız."
"Bunu yapmazlarsa ABD, Amerikalılar artık tehdit altında kalmayana kadar UCM'yi adım adım yıkmaya devam edecektir."
Biz şimdiye kadar sadece işgalci Siyonistlerin, ABD’nin desteğiyle uluslararası hukuk kararlarına uymadığını sanıyorduk. Fakat artık ABD açıkça hukukun üstünlüğünü reddediyor ve soykırımcıların savunmasını üstlenmiş oluyor. UCM’yi açıkça tehdit ediyor.
Hatırlayalım; UCM, Kasım 2024'te Gazze'deki soykırım sebebiyle katil Netanyahu ve soykırımcı Yoav Gallant hakkında tutuklama emri çıkarmıştı. ABD ise söz konusu karara şiddetle itiraz etmiş ve kararı tanımadığını dile getirmişti. Geçen Ağustos’ta mahkeme Başkanı Tomoko Akane dahil olmak üzere UCM yargıçlarına ve savcılarına yaptırım uygulamıştı.
ABD'nin yeni yaptırım kararını; mahkemenin eski yargıçlarından ve "İşgalci İsrail'in Gazze'de soykırım işlediği" sonucuna varan Birleşmiş Milletler raporunun hazırlanmasını sağlayan Navi Pillay'ın Nobel Barış Ödülü'nü kazanmasından hemen sonra açıklaması oldukça ilginçti..
UCM'nin kurucu sözleşmesi Roma Statüsü'ne taraf olan İngiltere, Kanada, Danimarka, Almanya, Fransa, İtalya, Japonya ve Hollanda Dışişleri Bakanları, ABD'nin UCM'ye yaptırım uygulama kararına karşı ortak yazılı açıklama yaptılar:
"UCM'nin kararlı destekçileri olarak, ABD tarafından mahkemeye uygulanacağı açıklanan yaptırımlardan üzüntü duyuyor ve bunlara güçlü şekilde karşı çıkıyoruz. Mahkemenin, Roma Statüsü kapsamındaki görevini yerine getirmeye devam edebilmesi için bu tür tedbirlere karşı hazırlık amacıyla yürüttüğü çalışmaları takdirle not ediyor ve mahkemenin bunu yapabilmesini sağlama konusundaki sarsılmaz desteğimizin altını çiziyoruz."
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, ABD'nin UCM’ye yaptırım uygulama kararını kınayarak, "Bu karar, UCM'nin kilit bir rol oynadığı uluslararası ceza adaletine yönelik ortak çabalara ciddi darbe vurmaktadır." dedi
UCM'den yapılan yazılı açıklamada ise, söz konusu yaptırımların, 125 taraf devletin soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve saldırı suçunu soruşturma yetkisi verdiği bir yargı kurumunu hedef aldığı kaydedildi:
"Tarih bu anı yargılayacak. Gelecek nesiller ve her şeyden önce toplu vahşetlerin mağdurları, onları korumak için kurulan bir kurum saldırıya uğradığında nasıl karşılık verdiğimizi soracak. Mahkemenin dimdik durup durmadığını, uluslararası toplumun ilan ettiği ilkeleri savunup savunmadığını veya baskı karşısında bu ilkelerin terk edilmesine göz yumup yummadığını soracaklar."
UCM Başkanı Tomoko Akane de, "Mahkeme, en ağır suçların sayısız mağduru adına, bağımsızlık ve tarafsızlık içinde, yalnızca hukuk ve delillere dayanarak görevini eksiksiz yerine getirmeye devam edecektir" ifadesini kullandı.
Bu açıklamalar ABD’nin, Trump’ın ve Rubio’nun suratında patlayan bir şamar sayılır. UCM ve uluslararası hukuk, ABD’den büyüktür. AB ve bütün dünya milletleri, mazlumların hakkını arayan ve suçluları mahkum eden bu mahkemenin arkasındadır. ABD, yeldeğirmenlerine saldıran Don Kişot gibi kendisini dünya kamuoyunda gülünç ve zelil duruma düşürmüştür..