0

Adam Erzurum otogarına indiğinde sabah erkendir. Ramazan ayıydı oruç tutması gerekiyordu. Ama seferiydi. Otogarda çorba içerken iki tane iri kıyım adam gelip "utanmıyor musun Ramazan ayında yiyip içmekten" diyerek fena halde döverler. Adam "aslında ben de oruç tutarım ama seferiydim" falan deme fırsatı bulamadan kalkıp uzaklaşır oradan. Çarşıda dolaşırken kendisini döven o iki adamı lokantada yemek yerken görür bir süre sonra. Korkarak yaklaşır yanlarına ve "siz değil miydiniz beni oruç yiyorsun diye döven, siz neden yiyorsunuz?" der. Adamlar: " Biz tutmik tutturik oğlım" der.

***

Dini bir yaşam tarzına dönüştüremeyenler onun söylemiyle ve göstergeleriyle yetinmeyi tercih ettiler. Çünkü o daha kolaydı.

Allah'ı kalbine çağıramayanlar onu işlerinde yardıma çağırdılar. Onun emirlerini bir ahlak şeklinde içselleştiremeyenler onun iman tarafıyla değil sosyal kurallarıyla ilgilendiler.

Çünkü iman onların kalbinden aşağı inmedi.

**

Sıffin savaşında yenilgiyi ufukta gören Muaviye Hz. Aliye "Kur'anı hakem kılalım aramızda" diyerek Allah'ı ve Kur'anı siyasi emelleri için kullandı.

Mezhep ayrılığının, siyasal ayrılığa dönüşmesinin tohumları ekildi. İhtilafı rahmet, sevgi, bereket ve hoşgörüden uzaklaştıran kültür aşılandı böylece.

**

Allah önce kalbe hitab etti.Mekke döneminde önce bireye, insana, vicdana şekil vermeyi amaçladı. Daha sonra toplumun huzur şartlarını ve bir arada yaşama formüllerini düzenleyen ayetler gönderdi.

Mekke dönemi ile Medine dönemi arasındaki fark budur. Önce kendini, nefsini ve iç dünyanı şekillendir denmiştir.

**

Dini kendi özel hayatımızda aktif kılmadan başkasına dayatmaya kalkışmak dini suistimelden başka bir şey değildir.

Dini eğitim, aile, ahlak ve insani ilişkiler alanında etkin kılmadan onu siyasette ve uluslararası ilişkilerde söyleme dönüştürmek önce dindarların birbiriyle kavgasına sonra da başka toplumların din ile kavga etmesine zemin hazırlar.

**

Müslüman toplumlar arasındaki etnik, siyasal ve ekonomik kavgaları mezhep ve dini anlayış üzerinden isimlendirmek çatışmaların ve çekişmelerin dini olduğunu zanneden kitlelerde kalıcı etki bırakır.

Böylece siyasal çatışmalar ve geçici düşünce ayrılıkları teolojik temellere oturtulmuş olur. Bu da çatışma ve ayrılığı kalıcı kılmaktan başka bir şeye yaramaz.

O yüzden dini grup, cemaat ve tarikatların gönül ve iman hizmeti yaparken "öteki" dini grup ve cemaatlere veya din dışı gruplara karşı ayrıştırıcı üslup ve eylem kullanması öncelikle o dini gruba veya genel olarak dine zarar verir.

**

Dış politikadan iç politikaya her türlü sorunu din üzerinden izah etmek dinin değerini düşürür.Aynı din içindeki gruplar, mezhepler veya etnik yapılar arasında da sorunlar olabilir. Eğer bunları da dini ve teolojik temele oturtursak dindarlar arasında çatışma kültürüne hizmet edecektir bu.

Din varlıktan bilgiye; devletten ekonomiye; ahlaktan sanayiye her alanda bir şey söyler. Ama biz dindar bir kişi veya grup olarak bir şeyi söylüyoruz diye söylediklerimiz dini olacak diye bir şey yok.

Dindarın her şeyi dine uygun olmalı. Ama yaptığı her şeyin dini olduğu söylenemez.