Geçtiğimiz hafta, “Akıl ve Rasyonellik Delili”ni ele almıştık. Bu hafta ise, “Matematiğin Kâinata Uygunluğu Delili”ni ele almaya çalışacağız inşâallahü teâlâ.
“Matematiğin Kâinata Uygunluğu Delili,” kısaca şudur: Kâinat, belirli ölçüler ve matematiksel ilişkiler çerçevesinde işlemektedir. İnsan aklı da, bu ilişkileri kavrayarak kâinatın işleyişini anlamakta, gök cisimlerinin hareketlerini hesaplayabilmekte ve fizik kanunlarını keşfedebilmektedir. Peki, insan aklının kavradığı matematiksel gerçekler ile kâinatın işleyişi arasındaki bu uyumun kaynağı nedir? “Matematiğin Kâinata Uygunluğu Delili,”nin mantıkî açılımı ise, şöyledir:
1) Kâinat, belirli ölçü ve ilişkilere sahiptir: Atomların yapısından gezegenlerin hareketlerine kadar pek çok fiziksel olay, belirli ölçülerle ifade edilebilmektedir. İnsan, bu ölçüleri araştırır ve aralarındaki ilişkileri ortaya çıkarır. Demek ki kâinat; matematiksel olarak incelenebilen bir düzene sahiptir. Sormak lazım; “peki, bu düzenin sahibi kim?”
2) Matematik, kâinatın işleyişini açıklamaktadır: İnsan, matematiksel denklemlerle gezegenlerin hareketlerini hesaplar, cisimlerin hızlarını belirler ve fiziksel olayları inceler. Sayılar ve denklemler, fiziksel varlıkların kendisi olmadığı hâlde onların davranışlarını açıklayabilir. Demek ki matematik ile insan zihninden bağımsız olarak var olan kâinat arasında dikkat çekici bir uyum vardır. Peki ama neden ve nasıl?
3) Bu uyum, gelecekteki olayların tahmin edilmesini dahi sağlayabilir: Matematik, yalnızca gözlemlenen olayları açıklamakla kalmaz; gök cisimlerinin gelecekteki konumlarını hesaplamaya ve henüz gözlemlenmemiş bazı olgular hakkında tahminlerde bulunmaya da imkân verir. Böylece matematik, kâinatın işleyişini anlamamızı ve yeni gerçekleri keşfetmemizi sağlar. Bu anlamlı ilişki, matematiksel uyumun tesadüfî birşey olmadığını gösterir.
4) Matematiksel ilişkiler, insanın isteklerinden bağımsızdır: İnsan, matematiksel sonuçları arzusuna göre değiştiremez. Aynı şekilde, kâinatın fiziksel işleyişi de insanın isteğine göre gerçekleşmez. İnsan, matematiksel ilişkileri keşfeder ve bunları kâinatı anlamak için kullanır. Demek ki insan aklı, kendisinin meydana getirmediği bir düzeni kavrayabilmektedir. Peki bu nasıl oluyor?
5) Bu uyum, kâinatın farklı alanlarında da görülür: Matematik; astronomide, fizikte ve kimyada farklı olayların açıklanmasını sağlar. Gezegenlerin hareketlerinden atomların davranışlarına kadar pek çok olay matematiksel yöntemlerle incelenebilir. Bu durum, kâinatın farklı alanlarında belirli düzenliliklerin bulunduğunu ve insan aklının bu düzenlilikleri kavrayabildiğini gösterir.
6) Öyleyse insan aklı ile kâinat arasında anlamlı bir uyum vardır: İnsan aklı, matematiksel ilişkileri kavrayabilmekte, kâinat ise bu ilişkilerle açıklanabilmektedir. İnsan, kâinatın yasalarını kendisi koymadığı hâlde onları keşfeder ve sonuçlarını önceden hesaplayabilir. Demek ki hem matematiksel gerçekleri kavrayabilen bir akıl hem de bu gerçeklerle anlaşılabilen bir kâinat vardır. Peki, bu ikisinin arasındaki uyumun kaynağı nedir?
7) Bu uyum, yaratılışın arkasındaki ilim, irade ve kudreti gösterir: İnsan aklının kavrayabildiği matematiksel ilişkiler ile kâinatın bu ilişkilere göre açıklanabilen yapısı birlikte düşünüldüğünde, akıl ile kâinat arasındaki uyumun nasıl meydana geldiği sorusunu akla getirir. İşte bu uyum; hem insan aklını hem de kâinatı yaratan ilim, irade ve kudret sahibi bir Zat’ın varlığına işaret eder.
8) Matematiğin Kâinata Uygunluğu Delili, Allah’ın varlığını ortaya koyar: Kâinatın matematiksel bir düzene sahip olması, bu düzenin insan aklı tarafından kavranabilmesi ve matematiksel hesaplamalarla fiziksel olayların açıklanıp tahmin edilebilmesi, birbirini tamamlayan gerçeklerdir. Bu uyum, kâinatın yaratılışı ve insan aklının mahiyeti üzerinde düşünmemizi gerektirir. İşte bu hakikat; bize Allahü Teâlânın hem kâinatı hem de onu kavrayabilen insan aklını yaratmış olduğunu net olarak ortaya koymaktadır.
Evet, matematiksel ilişkileri kavrayabilen aklı, bu ilişkilerle anlaşılabilen kâinatı ve ikisinin arasındaki uyumu yaratan tektir, o da Allahü Teâlâdır. Bir atomdaki ölçü ve fiziksel özellikler bile, varlık âlemine bakarak Allahü Teâlâyı bulmaya yeterlidir. Kâinatın bütünü ise, bu ölçü ve ilişkilerin ne kadar geniş olduğunu gösterir. Dolayısıyla “Matematiğin Kâinata Uygunluğu Delili”, Allahü Teâlânın varlığını net olarak ortaya koyan çok kıymetli bir delildir.
(Devamı haftaya…)