Geçtiğimiz hafta, “Matematiğin Kâinata Uygunluğu Delili”ni ele almıştık. Bu hafta ise, “Kâinatın İnce Ayarı Delili”ni ele almaya çalışacağız inşâallahü teâlâ.

“Kâinatın İnce Ayarı Delili” kısaca şudur: Kâinatın fiziksel yapısı yani yıldızların, gezegenlerin, maddenin ve enerjinin düzeni; temel fiziksel sabitler yani ışığın hızı ve yer çekiminin gücü gibi ölçüler, başlangıç koşullarıyla yani kâinatın ilk oluşum dönemindeki şartlarla yakından ilişkilidir. Bütün bunlar, yıldızların oluşumundan kimyasal elementlerin meydana gelmesine kadar pek çok süreci belirler.

Fiziksel sabitlerin farklı değerlerde olması, karmaşık yapıların oluşmasını ve bildiğimiz anlamda yaşamı mümkün kılan şartları değiştirebilir. Dolayısıyla kâinat ve sahip olduğu ince ayar bir tesadüf eseri asla olamaz. Bilakis o; sonsuz ilim, irade ve kudret sahibi bir Zâtın eseridir. O da herşeyin yaratıcısı olan Allahü Teâlâ’dır. “Kâinatın İnce Ayarı Delili”nin mantıkî açılımı ise, şöyledir:

1) Kâinat, belirli fiziksel yasalara ve sabitlere bağlıdır: Evet kâinatın düzenini belirleyen kurallar ve sabit değerler; kütle çekimi ve atomları meydana getiren temel etkileşimler, kâinatın yapısını belirler. Yıldızların oluşması, enerji üretimi ve kimyasal elementlerin meydana gelmesi, bu özelliklerle yakından ilişkilidir. Demek ki kâinatın yapısı, fiziksel yasalardan bağımsız değildir. Bu yasalar, maddenin hangi şartlarda nasıl davranacağını belirler. Kâinattaki fiziksel süreçlerin belirli kurallara göre gerçekleşmesi, onun yapısını anlamak bakımından büyük önem taşır.

2) Fiziksel sabitlerin değerleri, kâinatın yapısını etkiler: Temel fiziksel sabitlerin farklı değerlerde olması, yıldızların ve karmaşık yapıların oluşumunu önemli ölçüde değiştirebilir. Dolayısıyla mesele yalnızca kâinatın var olması değil, belirli fiziksel özelliklere sahip olmasıdır. Bu özellikler, kâinatın gelişimini ve madde çeşitliliğini doğrudan etkiler. Böylece kâinatın mevcut yapısının temel fiziksel değerlerle bağlantılı olduğu ortadadır.

3) Kâinatın fiziksel özellikleri, yaşam açısından dikkat çekicidir: Yaşam; yıldızların oluşması, uygun kimyasal elementlerin meydana gelmesi ve belirli fiziksel şartların biraraya gelmesiyle yakından ilişkilidir. Öyleyse kâinatın bu özelliklere neden sahip olduğunu açıklamak gerekir. Çünkü yaşamın ortaya çıkması, birbirinden bağımsız birçok fiziksel ve kimyasal şartın uygun biçimde biraraya gelmesine bağlıdır.

4) Fiziksel yasaların işleyişi, onların nihai açıklaması değildir: Bilim, fiziksel olayların hangi yasalara göre gerçekleştiğini araştırır. Ancak neden var oldukları konusunda bir şey söyleyemez. Bir olayın işleyişini anlamakla onun varlık sebebini açıklamak aynı şey değildir. Bu sebeple kâinatın temel özellikleri, yalnızca fiziksel işleyiş bakımından değil, varlığın nedeni bakımından da değerlendirilmelidir.

5) Kâinatın ince ayarı, ilim ve iradeyi gerektirir: Kâinatın, hayatı mümkün kılan hassas fiziksel dengeleri; sonsuz ilim, irade ve kudreti gerektirir. Bu ölçü ve dengeler bizi, kâinatın yaratılışı ve işleyişi üzerinde düşünmeye sevkeder.

6) İnce ayar, yaratıcı fikrini gündeme getirir: Kâinatın fiziksel özelliklerinin belirli değerlerde bulunması ve bu değerlerin yaşamı mümkün kılan süreçlerle ilişkisi, kaçınılmaz olarak sonsuz ilim, irade ve kudret sahibi bir Yaratıcı’yı akla getirir. Çünkü kâinatın fiziksel yapısı, yalnızca varlığın değil, bu varlığın sahip olduğu özelliklerin de açıklanmasını gerektirir.

7) Bu delil, ilim, irade ve kudretle ilişkilidir: Yani kâinat; ilim, irade ve kudret eseridir. Âyet-i kerîmede buyruldu ki: “Şüphesiz biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık.” (Kamer 49) Bu âyet-i kerîme, yaratılışta ölçü ve takdir bulunduğuna dikkat çeker. Kâinatın fiziksel özellikleri üzerinde düşünmek de bu ölçünün ve yaratılışın hikmetinin anlaşılmasına yardımcı olur.

8) Bu delil, Allahü Teâlâ’nın varlığını net olarak göstermektedir: Çünkü kâinatın fiziksel özellikleri ve bu özelliklerin yaşamla alakası, varlığın nihai sebebini sorgulamamızı gerekli kılar. Zira kâinat, kendi kendisinin yaratıcısı ve düzenleyicisi olamaz; onu yaratan bir Zât olmalıdır. O da Allahü Teâlâ’dır…

Yirmi haftadır üzerinde durduğumuz bu hayatî mevzuyu burada noktalıyoruz. Gönüllerden bir şüpheyi giderebildiysek, zihinlerde hakikate dair yeni bir pencere açabildiysek ne mutlu bize. Vesselâm…