Hasret sona eriyor.

Ayasofya yeniden aslına dönüyor ve cami olarak tekrar Müslümanların buluşma mekanı haline getiriliyor.

Ayasofya'nın yeniden cami olarak ibadete açılması bir anlamda bağımsızlığın bir sembolü olarak nitelendirilebilir. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan da Ayasofya'nın nasıl faaliyet göstereceğinin Türkiye'nin iç meselesi olduğunu, öneri sunmanın ötesine geçilmesi durumunda Türkiye'nin bağımsızlığının ihlali olarak kabul edileceğini belirtmesi son derece dikkat çekiciydi. Nitekim bu ifadeyi kullandıktan sonra bu ifadenin muhatapları karşılığının olup olmadığına bakarlar. Türkiye bu ifadenin karşılığının olduğunu özellikle 15 Temmuz 2016'da küresel güçlerin desteklediği hain FETÖ darbe girişimi gecesi ve sonrasında yaptıklarıyla net bir şekilde gösterdi.

Darbe girişiminin üzerinden henüz 40 gün geçmesine ve ordunun zayıfladığı yönünde iddialar olmasına rağmen sınır ötesinde dünyanın en büyük terör örgütlerinden DAEŞ ile mücadele etmeye başladı. Bir yandan yurt içinde terör örgütleri ile mücadele ederken diğer taraftan sınır ötesinde de bu mücadelesini sürdürmeye başladı. Şüphesiz ki bu mücadelede en büyük güç kaynağı yerli ve milli imkanlarla ürettiği savunma ve saldırı gücü oldu. Gerek yurt içinde gerekse sınır ötesinde yapılan askeri operasyonlarda kullanılan silahlarla dünyaya adeta boy gösterisi yaptı.

Doğu Akdeniz'de ve Libya'da oyunlar bozup oyunlar kuran Türkiye, ekonomik saldırılara rağmen kararlı duruşundan vazgeçmeyerek haklarını savunmada geri durmadı.

Tüm bunların bir meyvesi olarak da Ayasofya'nın yeniden cami olarak ibadete açılması Türkiye'nin adeta tam bağımsızlık sembolü oldu.

Türkiye'nin son yıllarda yakaladığı güç ivmesi artarak devam ettikçe Türkiye Osmanlı bakiyesi coğrafyalarda varlığını hissettirmeye devam edecektir. Mescid-i Aksa'nın, Kabe-i Muazzama ve Medine-i Münevvere'nin de özgürleştirilmesi için ekonomik, teknolojik ve askeri olarak daha fazla güçlenmeye ihtiyacımız var. Bunun için ise neslimizin daha bilinçli yetiştirilmesi gerekiyor. Bilgiye yatırım yaparken bilinçlendirme de ihmal edilmemeli. Bilinçsiz bilginin obezite olan biri gibi sağlıksız olacağı unutulmamalı.

Türkiye güçlenirse bugünkü dik duruşumuz karşısında nasıl yıllardır çekinilen ülkeler bir iki tepki göstermenin dışında bir şey yapamıyorsa aynı şekilde dünyanın herhangi bir yerinde Müslümanlara da zarar veremeyeceklerdir.

Ancak unutulmaması ve gözden kaçırılmaması gereken husus var ki o da; güç tek başına yeterli değildir. Ahlaki bozuklukları düzeltmek gerekir. Ancak o zaman Türkiye'nin güçlenmesinin bir anlamı, bir ruhu olur. Günümüzdeki kapitalist, bencil, sadece kendi çıkarlarını düşünen güçlü ülkelerin sahip olduğu güce sahip olmak değil mesele… Asıl mesele Türklük şuuru ve İslam ahlakı ile hareket etmektir.

Ticarette dolandırma, aldatma/kandırma, çalma, hırs ile en fazla karı elde etmek için karşı tarafı zarara sokma, zayıflıklarından yararlanma, işçinin emeğinin sömürüldüğü, işçinin patrona-patronun da işçiye düşman olduğu kapitalist zihniyetle değil…

Gelirin adil dağıldığı, faizin yerine ortaklığın yaygınlaştığı ancak ortakların birbirlerini kandırmaya ve aldatmaya çalışmadığı, işçinin emeğinden çalmadığı, patronun da işçinin haklarını koruyup kolladığı, iş adamlarının birbirlerini kandırmaya çalışmadan malın hakkı neyse onu teslim ettiği, karaborsacılığın yapılmadığı, malın/hizmetin eksiksiz bir şekilde zamanında yapıldığı bir ekonomik gelişim gerekli bizlere.

Unutulmaması gereken bir husus var ki o da; İslam dini sadece kulun Rabbi ile olan ilişkilerini düzenlemez. Kulun kul ile ilişkilerinin nasıl olması gerektiğini de ortaya koyar. Yani İslam sadece namaz, oruç, hac, zekat gibi ibadetlerden oluşmaz. Sadece mabetlerde yaşanacak bir din değildir İslam. Ticari ve iş hayatımızda nasıl olunması gerektiğinin sınırlarını ve kurallarını da ortaya koymaktadır. Zekat gibi zengin ile yoksul arasındaki gelir farkını azaltacak bir sistem kurmuştur İslam. Böylece zenginin yoksula, yoksulun da zengine düşmanca bakışının önüne geçilmiştir. Bu gibi hayatımızın her anında nasıl hareket etmemiz gerektiğini bizlere öğretmektedir.

Ayasofya'nın açılması önemli bir milattır. Türkiye'nin küresel bir güç olma yolunda attığı en önemli adımlardan biridir. Bir işaret fişeğidir adeta. Ancak ruhu kaybetmeden, gereklerini yerine getirerek hareket edilmesi de elzemdir. Ayasofya'nın açılması dışarıya karşı güçlü bir mesaj verirken bizlere de çok önemli mesajlar vermektedir. Bu mesajları doğru okuyup, anlayıp hayata geçirmek gerekir.