Dünya eski defterini kapatıyor. Liberal düzenin parlak cümleleri yorgun düştü. Güvenlik yeniden siyasetin merkezine yerleşti. Enerji hatları, ticaret yolları, limanlar, demiryolları, savunma sanayii ve finans merkezleri artık aynı cümlenin içinde konuşuluyor. Türkiye bu fırtınayı kenardan izleyen bir ülke değil. Haritanın tam ortasında, bütün hesapların kesiştiği yerde duruyor.

Son on yılda yaşananlar bugünkü tabloyu anlamak için yeterlidir. Gezi olayları, 17-25 Aralık süreci, 6-8 Ekim Kobani olayları, hendek-barikat terörü, canlı bomba saldırıları ve 15 Temmuz darbe girişimi Türkiye’nin iç cephesini sarstı. Devlet bu süreçten daha merkezi, daha güvenlikçi ve daha operasyonel bir akılla çıktı. Bu tercihin bedelleri oldu. Hukuk, özgürlükler ve kurumsal denge alanında ağır tartışmalar doğdu. Fakat çıplak gerçek şudur. Ankara, dağınık bir bölgede ayakta kalmanın yolunu sert kapasite inşasında gördü.

Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı ve Bahar Kalkanı harekâtları bu aklın sahadaki karşılığıydı. Türkiye sınırında bekleyen tehdidi uzaktan seyretmeyeceğini gösterdi. Libya anlaşması Doğu Akdeniz’deki dışlama hamlesine karşı denizden verilen cevaptı. Karabağ zaferinde Türk savunma sanayiinin sahadaki etkisi görüldü. Suriye’de yeni dönem açılırken Türkiye masanın uzağında kalmadı. Bütün bunlar tesadüf zinciri değildir. Birikmiş devlet refleksinin dış politika diline dönüşmesidir.

Bugün aynı refleks daha geniş bir stratejiye bağlanıyor. Terörsüz Türkiye hedefi, Orta Koridor, Kalkınma Yolu, Hicaz demiryolu, INRAIL, enerji merkezi olma iddiası, İstanbul Finans Merkezi ve Türk Devletleri Teşkilatı aynı büyük resmin parçalarıdır. Türkiye doğudan batıya, kuzeyden güneye akan malın, enerjinin, verinin ve sermayenin düğüm noktası olmak istiyor.

Orta Koridor, Türk dünyasını Avrupa’ya bağlayan omurga haline geliyor. Kalkınma Yolu Basra’dan Türkiye’ye, oradan Avrupa’ya uzanan yeni ticaret hattıdır. Hicaz demiryolu eski coğrafi hafızayı güncel lojistik ihtiyaca bağlar. INRAIL İstanbul’daki demiryolu darboğazını aşma hamlesidir. İstanbul Finans Merkezi bu akışların para, sigorta ve tahkim ayağıdır. Türk Devletleri Teşkilatı ise bu haritaya siyasi kimlik ve kurumsal zemin kazandırıyor.

Enerji meselesi bu büyük iddianın en sert sınavıdır. Hürmüz çevresindeki gerilim Türkiye’ye eski gerçeği yeniden hatırlattı. Ankara petrolü ve gazı bulabiliyor, fiyatı belirleyemiyor. Tedarik çeşitlendiği için panik yaşanmıyor. Fakat petrol yükseldiğinde cari açık etkileniyor. LNG sıkıştığında sanayinin maliyeti artıyor. Elektrik ve doğal gaz faturası yükseldiğinde enflasyon mutfağa kadar iniyor. Enerji güvenliği artık depo doluluğu meselesi olmaktan çıktı. Fiyat güvenliği, kur istikrarı, sanayi rekabeti ve sosyal dayanıklılık aynı dosyaya girdi.

Yenilenebilir kapasite, Sakarya gazı, Gabar petrolü, LNG altyapısı ve depolama yatırımları Türkiye’ye alan açıyor. Fakat enerjiye ulaşmak başka, enerjiyi öngörülebilir maliyetle kullanmak başka iştir. Büyük ülke kriz gününde yakıt bulan ülke değildir. Gemi rotası değiştiğinde ekonomisi titremeyen ülkedir.

Bu tabloya Avrupa’nın güvenlik kaygısı da ekleniyor. Ukrayna savaşı, Rusya tehdidi, ABD’nin dalgalı tutumu, İran gerilimi ve göç baskısı Avrupa’yı Türkiye gerçeğiyle yeniden yüzleştiriyor. Türkiye artık Avrupa için yalnızca göç pazarlığının tarafı değildir. Savunma sanayii, Karadeniz dengesi, enerji hatları, Orta Koridor ve NATO güvenliği açısından vazgeçilmez bir aktördür. Bu durum Ankara’nın elini güçlendirir. Fakat gücün kalıcı olması için güvenilir hukuk ve sağlam ekonomi gerekir.

İç siyaset de bu denklemden ayrı okunamaz. CHP’deki gerilim, Kılıçdaroğlu’nun FETÖ çıkışı ve devletçi söyleme yaslanması, Türkiye’nin 2013 sonrası hafızasıyla doğrudan ilişkilidir. Ana muhalefetin yönü artık teknik parti meselesi değildir. Suriye, PKK, DEM, AB, NATO, savunma sanayii, enerji hatları ve sermaye düzeniyle bağlantılı stratejik bir başlıktır.

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in faili meçhul dosyalarına yönelmesi de aynı çerçevede önem kazanır. Devlet geçmişin karanlık sayfalarına eğildiğini göstermek istiyor. Bu adım vitrin olarak kalırsa unutulur. Dosyalar gerçekten aydınlanırsa devletin meşruiyet hanesine yazılır.

Türkiye bugün büyük bir eşiğin önündedir. Coğrafya elverişli, savunma sanayii güçlü, altyapı birikimi ciddi, Türk dünyasıyla bağlar derinleşiyor, Avrupa güvenlik arayışında Türkiye’ye yeniden bakıyor. Fakat bütün bu imkânların kalıcı güce dönüşmesi için hukuk, eğitim, teknoloji ve toplumsal güven şarttır.

Türkiye 2013-2023 arasında ayakta kalmayı öğrendi. Şimdi mesele daha büyüktür. Ayakta kalan ülke düzen kurabilecek mi? Asıl sınav budur.