0

Kim ne derse desin. Önümüzdeki yüz yılların çatışmaları medeniyetler arasında olmayacaktır.

Asıl çatışma veya çekişme sekülerlik ile dindarlık arasında olacaktır. Asıl direniş isanlara "modernliği" ve "çağdaşlığı" götürüp onların elindeki ekmeği almaya çalışanlara karşı olacaktır.

Çünkü bu gün silah ticareti yapanlardan tutun uyuşturucu ticareti yapanlara kadar insanı erdeme, ahlaka ve vicdana çağıran tek güç dindir.

Din sekülerlerin hiç sevmediği bir alandır. Ortaçağ Hıristiyan ruhbanları gibi kendi dogmalarını mutlak hakikat gibi herkesin önünü sürmektedirler bu gün.

Yeryüzünde din ve değer adına bütün kutsalları yok ettikten sonra onların işi rahat olacaktır.

Çünkü insanların tutunacağı hiçbir "sabite"leri kalmayacaktır. Artık bütün meydan kapitalist sermayeler adına misyonerlik yapan seküler ruhbanlara kalmış olacaktır.

O kadar kör bakış açıları vardır ki. Onlara göre yeryüzündeki bütün kötülüklerin anası dinlerdir, kutsal kabul edilen değerlerdir.

Onun için dinlerden arınmak ve uzaklaşmak insanın ilk vazifesi kabul edilir.

Seküler olunca insanlığın aydınlanması için bütün kapılar açılmış olacaktır.

Zizekdenilen popüler kültür eleştirmeni İslam dünyasına bakıyor ve Müslüman toplumların en seküler toplumu Kürtlerdir, diyor.

Tabi kast ettiği seküler solcu Kürtler. Çünkü Google'da öyle okumuş. Zahmet edip Kürt kültürünü veya tarihini okuma gereği duymamaktadır. Çünkü sekülerlik iddiaları için aslında kanıta da gerek yoktu.

Cumhuriyetçilerimiz ve ulusalcılarımızın sekülerlik konusundaki fanatizmi ve "kesin inançlılığı" gözlerini o kadar karartmış ki bu gün Türkiye'de yolunda gitmeyen ne varsa dini yok saymayan ve seküler olmayan hükümetten kaynaklandığına inanırlar.

Hükümeti ve halkın seçtiği Cumhurbaşkanını "imam", "hoca" ve benzeri ifadelerle tahfif etmeyi misyon kabul ederler.

Dine ve dindara kayıtsız şartsız karşı çıkmak ve onu yok etmeye çalışmak körlüğü karanlık Ortaçağ zihniyetinin işaretidir.

Çünkü bu yobaz anlayışa göre din ve bilumum metafizik inançlar aslında insanın çocukluk çağında kalan ilkel alışkanlıklardır.

Onlara bilimi, aklı ve bunlara dayalı medeniyeti götürdüğümüzde onların bu "çocukça düşüncelerden" arınmaları işten değildir.

E tabi kendilerine bu bilim ve aydınlanma yani sekülarizm dini götürüldüğünde hala ısrar ediyorlarsa güç de kullanılarak değişime ve dönüşüme zorlanabilmelidir bu anlayışa göre.

Ancak din bu iddiaların ortaya atıldığı günden beri zayıflamış değildir toplumlarda. Hatta giderek güçlendiği de söylenebilir.

Öyleyse asıl sorunun ne olduğunu saptamak lazım. Asıl soru şudur: Din ile devlet, din ile hayat ve din ile hukuk ve saire birbirinden tam olarak ayrılabilir mi?

Bu ayrımın teorik olarak mümkün olmayacağını insanlar görmektedir bu gün. Bunun neden mümkün olmadığını bir başka yazıda konuşmak dileğiyle.