0

Ve nihayet… Gülen Hareketinin güzide aktörlerinden olan İdris Bal, yeni bir parti kuracaklarını açıkladı. Uzun zamandan beri AK Parti'ye en ciddi muhalefeti yapan Gülen Cemaati, sonunda partileşme kararını toplumla paylaştı. Cemaatin son dönemdeki silahşörü, İdris Bal yapmış olduğu açıklamada partileşme konusunda uzun süreden beri çalışmalarının olduğunu belirtti: "Geleceğe yönelik, kısır geçmişte gördüğümüz parti kavgalarını bir tarafa bırakarak, beraber çalışıp beraber adım atmalıyız. O çerçevede bizim uzunca süredir çalışmalarımız var. Arkadaşlarımızla beraber farklı kesimlerle… Yeri ve zamanı gelince açıklayacağız. Partileşme noktasına gelindi" dedi. Açıklamasının devamında; "Düşmanlık bir tarafa atılmalı, Türkiye'de hukukun tesis edilmesi için, adaletin tesis edilmesi için, devletin saygınlığının iade edilmesi için özgürlüklerin kurulması için el ele hareket edilmelidir. Biz bu çerçevede arkadaşlarımızla bir araya geldik ve yeri gelince adını da koyup milletimizle paylaşacağız" dedi.

Cemaat, Muhalefet Yapabilir mi?

Öncelikle, demokrasilerin ve liberal demokrasilerin farkı; iktidarın varlığı veya güçlülüğü değil, muhalefet partilerin olmasıdır. Muhalefet, liberal demokrasinin meşruiyet aygıtlarından birisidir. Neredeyse olmazsa olmazıdır… Farklı toplumsal kesimlerin ve sosyal sınıfların partileşmesi, sağlıklı bir toplumun oluşmasını kolaylaştırır. Sonuçta partiler, toplumsal sınıfların taleplerini meclise yansıtan siyasal organizasyonlar değil midir?

Gülen hareketi; dini bir hareket olmaktan öte siyasi talepleri olan politik bir harekettir… Ancak bu politik duruş, dini nüveleri de içinde barındırmaktadır. Özellikle 17-25 Aralık kalkışması ile beraber, Gülen hareketinin siyasal boyutları fazlasıyla ön plana çıkmış, Cemaatin siyasal boyutu kristalleşmiştir.

Bu siyasal hareketin özgül bir ağırlığının olup olmadığı tartışma konusudur. Son seçimlerde cemaatin özgül ağırlığının olmadığının ortaya çıkması da cemaat partisinin düşünmesi gereken en önemli nokta olsa gerek.

Cemaatin Özgül Ağırlığı var mı?

17 ve 25 Aralık tarihlerinde gerçekleşen mevcut hükümeti düşürmeye yönelik girişimde, Cemaat hiç de iyi bir sınav vermedi. Dini kimliğinden öte politik kimliğini ön plana çıkarttı. Türkiye'deki muhalefet eksiğini gidermeye çalıştı. Pensilvenya'dan Gülen, Türkiye'den de Cemaatın yayın organları, mevcut hükümeti itibarsızlaştırmaya dönük çalışmalar yaptı. Tayyip Erdoğan'ın basiretli duruşu sayesinde bu kalkışma, kontrol altına alındı. Kriz aşıldı. Türkiye, siyasetsizliğin kıyısından döndü.

Bu muhalif dalganın siyasi partiye dönüşmesini takdir etmeme rağmen, toplumsal karşılığının fazla bulunmadığını öngörebiliyorum. Ancak Türkiye'nin değişik kurumlarına sirayet etmiş olan Cemaatin vesayetinden kurtulmanın yolunun da demokrasi ve partileşmek olduğunu vurgulamalıyız. Artık Cemaatin partisi, hukuk rengine bürünmüş darbe girişimlerinden ve seçilmiş hükümeti itibarsızlaştırma projelerinden uzak durarak demokratik siyasetin prensiplerine odaklanmalıdır. Cemaat Partisi, dost-düşman vurgusundan öte siyasetin dar koridorlarında müzakereci demokrasiyi öncellemelidir.