0
Ezel sancısı ve bereketiyle donanan mübarek coğrafyam nasıl da acemi ve kendine bile ürkek. Çelik tarakların yürekler taradığını görüyorum ve buna kayıtsız insan, insan diyorum insan, insanlığa tebarüz edemeyen varlık. Kendi varlığından bihaber, yer ve zaman işgal eden varlık. Yokluğun tüm alametleriyle donanmış varlık! İnsan, metafizik sancı.
Duvarların korktuğu coğrafyam, köşe başları çöp bidonlarının korktuğu, evcil hayvanların sinir krizlerine tanıklığımın mevcudiyetiyle, çocuğunun beşiğini omuzlarında taşıyan onurlu annelerin kalp kanamasına bedel dramlarıyla, kimin umurunda ki… Şu kış mevsiminde sabahların çisesi neredesin, kendi kendine zulüm, kendi kendine azap, kurşun zamanları deviriyor benim aziz toprağım, tarihe 'kurşun demi' olarak not düşülecek keder faslı. Mayın sadası asıl beyinlerimizde zonklayan, vicdansızlığımızın kiralık katlinde yer bulan şu çaresizlik ebediyet korkturuyor… Gözyaşlarının sebeplerini hiçbir zaman çözemeyecek insan, aşkları erteleyip kırık cam parçalarıyla gün deviren, gün deviren insanım, sana kelimelerin çaresizliği ededince, günahsızlığın bütün yüküyle ıslanıyorum, sana ey mübarek coğrafya, sana ıslanıyorum, sana çaresiz, sana volkan yakarışlarıylayım… Akan gözyaşında feleğin çürümüş ataletini görüyorum, annelerin hüzün çiselerinde… Ağlayın, ağlayın yabani hayvanlar bile durup, dur durak bilmeden durup ağıtlar yakıyorken, hayvanlar insanın çaresizliğine hazin… Ey insan dur ve zaman korksun gözünün yaşından…
Gel bana kendini anlat diyorum, Cemal SÜREYYA'nın şiirlerine, Ahmed ARİF'in dizelerine, Said-i Nursi'nin iman makamına sığınan genç kardeşim, gel bana anlat diyorum, sana diyorum, çoktan karda iz bırakıp, iz bırakılan yer karla donanmış ve iz, beline kadar günah, iz boğazına kadar hüzün… Coğrafyam üşüyor, gençler kalp donukluğunda. Ah şaşkın Mezopotamya, ah aşkın Anadolu, 'tarihin atası' unvanına yine acemilik nakaratlarını dizmişsin… Sevdaları unutmuş, keder bürünmüşsün, heder sürünmüşsün, nedir derdin, gizli sebeplerin mi var, nedir, yerin ağırlığı kadar ne, ne, ne… Azap yağmurlarıyla güneş mi ararsın, serçeler, nereye konmak niyetiniz, kim olmak hevesiniz, nedir şu yaman derdiniz… Ah mübarek coğrafyam, ruh sana üşüşmüş…
Gel ve anlat bana toprağım, ey vatanım, sen ki Müslüman Cizre'sin, mübarek Nusaybin'sin, Peygamber kokulu Amed, sen ki sevgililer sevgilisine sahabeler efendilerimize iman burcu olan Diyarıbekir… Kim üzdü sizi, kar neden temizleyemiyor sizdeki ıstırap faslını, belinize kadar nedir bu halsizlik… Ey Peygamber kokusu sinmiş toprak, Peygamber çiçekleri doğuran kök, ey Muhammed adıyla nakışlı dal ve gökyüzünde iman estetiğiyle renkler Muhammed'in yüzünden alınmışçasına al, sana diyorum ey vatan sana, her karışına Ahmed lisanıyla sümbüller veren, Mahmud'un bedii kıraatında yükselen nur, ey her cenginde bile Mustafa sanatlı memleket… Ey Muhammet'le bütünleşen, 'güzel ahlak'ı tamamlamak için bir yaratılış sanatı olan, evrenin ruhuyla nakışlı coğrafyam, ne oldu sana, kim oldu… !!!???
Vatanım, sana sözcükler biriktiriyorum, hecelerle gönüllerde amin nidası dirilten… Annelerin hüzün demetlerini öğütlüyorum, anneler ki vatanın ta kendisi… Anneler ki Muhammed Mustafa'nın lügatinde diriliş haznesine bürünen… Vatanım, sen ki sende iman biriken…