0
"Devletin dini veya ideolojisi olmamalıdır," vecizesi çoğu zaman çok büyük hikmetler içeren bir yaklaşım gibi yorumlanır ve anlaşılır.
Bu gerçekten öyle midir? Genelde liberal geçinenlerin dillerine pelesenk ettiği bu sözün aslında ne anlama geldiğini düşünelim istiyorum.
Bunun için şu iki sorunun açıklıkla yanıtlanması gerekir:
Birincisi soru şu: Din ve ideoloji nedir?
İkinci soru ise şu: Devlet ne için vardır?
Din veya ideoloji denince elbette farklı şeyler kast edilir. Ancak "devletin dini veya ideolojisi olmamalıdır" cümlesini serd edenler genelde aynı anlamda kullanırlar.
Çünkü kast edilen şey burada devletin kendi anlayışını iktidar gücünü kullanarak halka dayatması kast edilir.
Türkiye'de genelde Kemalizmin Türkçü ideolojisini dayatması gösterilerek bu söylem, yani devlet din/ideoloji dayatamaz söylemini meşrulaştırmaya çalışırlar.
Burada kast edilen şey şu bizce: Devlet halka kendi yüce değerlerini dayatmamalıdır. Bu doğrudur fakat öyle değerler vardır ki yüceliği ne devlete ne de bir topluma bağlıdır.
Yani devletin kendine ait bir "yüce nesnesi" olamaz. Ama evrensel insanlık değerleri olan şeyler vardır ki devlet bunu "yüce nesne" veya ideoloji olarak benimsemek ve onu halka öğretmek zorundadır.
Bunlar bilinen şeylerdir aslında. Mesela ırk, dil, din, cinsiyet vb ayrımcılığı yapmamak, yardıma muhtaç olana yardım etmek, işinde adil olmak, dürüst olmak, hak yememek, vs. bunlar yüce değerlerdir. Bu ahlak ilkeleri bütün ideolojilerde, dinlerde ve toplumlarda vardır.
İnsanlığın ortak mirasıdır. Bunun kaynağı ister akıl deyin ister Tanrı deyin aynı yola çıkar bize göre.
Bize göre devletin en yüce görevi insanlarda adalet duygusunu yerleştirmektir. Devlet hem adil olmak hem de adaleti bireylere öğretmek zorundadır.
Devletin ideolojisi veya dini adil olanla adil olmayanı, adalet ile zulmü, yanlış ile doğruyu eşit görmek ve öğretmek değil, aksine bu iki uçurum arasındaki farkı vatandaşa öğretmek ve taraf olmaktır.
Burada denilebilir ki kimin adaleti, kimin yanlışı?
Eğer adalet, doğru, zulüm kavramları boştur. Herkesin kendi adalet, zulüm ve doğruluk tanımı vardır derseniz. O zaman zulüm ve haksızlıktan söz edemezsiniz, kime göre zulüm, kime göre haksızlık diye size itiraz edilir.
Aksine dünyanın her yerinde kötüler ve kötülük birbirine benzer. Bundan uzak durmanın eğitimi de devletin dini ve ideolojisidir.
Devlet insanlara bir din dayatmamalıdır. Ama hangi dini seçerse seçsin, buna dinsizlik dahil, kişiler belli ahlaki değerleri benimsemek ve onlara uymak zorundadır. Bu da çok defa yazdığımız evrensel ahlak ilkeleridir. Demokratlığı da, adil olmayı da, dürüstlüğü de bununla izah edebiliriz ancak.
Devlet niçin vardır sorusuna gelecek olursak. Devlet sanıldığı gibi patronların güdümünde olan ve serbest piyasanın salınımına göre şekil alan bir organ olamaz.
Devlet değer dikte edemez demek devlet küresel sermayenin yolunu açsın demektir. Devleti yönetenleri halk seçsin ama sadece alt yapı hizmetleri yapsın demek devletin tarafsızlığını ileri sürmek değil devleti kapitalist değerlerin bekçiliğine hizmetçi olarak görmektir.
Bu da dinlere ve ideolojilere karşı tarafsız olmak değil mevcut dine karşı yeni din önermektir. Çoğu zaman dinlere karşı çıkmak dinlere mesafeli olmakmış gibi görünür. Ama aslında mevcut olana karşı yeni bir din önerisidir.
Tabi din denilince sadece peygamberi ve Kutsal kitabı olan dinleri düşünmemek gerekir. Din bir yaşam felsefesidir. Böyle bakılınca ateistlerin de dinlere karşı çıkarken yaptıklarının kendi din savunuları olduğunu düşünebiliriz.
Buna göre devlet dinleri öğretmemelidir diyenlerin çoğunun kapitalizm, sosyalizm veya ırkçılık gibi yeni dinleri önerdiğini görebilirsiniz. Selam ile.