0

On dönüm bahçesisin içinde büyük bir köşkü vardır zengin adamın. Bu bahçenin köşesine de bir bina daha yaptırmaya karar vermiştir. Eski binalar ahşaptan imar edildiğinden, çam, gürgen ve ceviz ağaçlarını tomruk halinde satın alan adam, inşaat yaptıracağı yere bunları istif eder. Bir sabah, köşkün saf bekçisine "Bir hızarcı bul. Bahçedeki ağaçların arasındaki çamları biçtir. Tahta ve kalas yaptır ki inşaata başlayalım" der. Saf bekçide aldığı emir üzerine bir hızarcıları bulur. Yalnız istiflenen çam tomrukları yerine, köşkün bahçesinde dikili ne kadar kıymetli çam ağacı varsa, hepsini kestirip devirir. O günden sonra da bekçinin adı "ÇAM DEVİREN" olarak kalır.

İşte Joe Biden'ın gerçekleştirdiği son Türkiye ziyareti, buradaki ÇAM DEVİRMEK deyimini bir kez daha ete kemiğe bürümüştür. Mesela Biden'ın, Meclis Başkanımız Sn. Kahraman ile görüşmesinde, FETÖ lideri için "Keşke başka bir ülkede olsaydı" demesi gibi. Başkan Yardımcısının yaptığı onca gülücüğü gölgede bırakan bu yaklaşımı, en hümanist ifadeyle ÇAM DEVİRMEK olarak tanımlanabilir. Belki de bu bir gaf değil, aksine bir hissiyatının dışa vurumuydu ne dersiniz? Hatta daha da ileri gidersek, acaba bu "çok sıkıştırıyorlar başka ülkeye gidin" çağrısı mı diye de düşünmüyor değil insan.

Ha! Birde Biden'ın, Sn. Cumhurbaşkanımız ile yaptığı basın toplantısında söyledikleri var tabi. "Biz, hukuk ülkesiyiz. Bizim anayasamız, yasalarımız var, Bizim yasalarımız, iade edilecek bir kişinin mahkemeler tarafından yeterli nedenlerde olmasını gerektiriyor" ifadesi yani. Bu yenilir yutulur gibi bir şey midir yahu? Ne yani bizde Anayasa, yasa, hukuk, yok muydu? Gönderilen seksen beş koli belge ve FETÖ'cülerin itirafları ortadayken, bu da neyin nesiydi Allah aşkına? Madem değimlerden gidiyoruz; FETÖ hakkında SİNEKTEN YAĞ ÇIKARMAYI güden bu zihniyet, yoksa "Onunla henüz işimiz bitmedi. Sonuna kadar kullandıktan sonra bakarız" mı demek istiyordu?

Bu perspektifte bakılırsa, Fırat Kalkanı adıyla başlatılan Cerablus operasyonuna, içeriden ve dışarıdan gelen bazı yorumlarda oldukça enteresan. Der Spıegel'den tutunda Washıngton Post 'a kadar koca koca basın organları, "Türkiye; Suriye sınırındaki kenti, IŞİD'den temizlemek için harekata başladığını ilan etti' şeklinde gördü operasyonumuzu. Fakat ne hikmetse "Suriye'den onay alınmalıydı ve oradaki Kürt gruplara (PYD/YPG/PKK) müdahale edilmemeli" diye de eklemeyi ihmal etmediler. Hülasa kaçınılmaz son belirince, AĞIZLARINDAKİ BAKLAYI ÇIKARTMAKTAN geri kalmadılar. Tıpkı düşük tondaki bu tehdidin, nirvanasını açıkça dillendiren Salih Müslim ve içimizdeki uzantıları gibi.

Siz bakmayın TAVŞANA KAÇ TAZIYA TUT şeklinde okyanus ötesinden cızıklayanlara. İçimizdeki FELAKET TELLALLARINA ise hiç aldırmayın. Devletimiz, tam bir denge politikasıyla hareket etmektedir. Örneğin istihbarat yetkilileri, söylenenlerin tam aksine bu operasyonu Suriye ile önceden paylaşmıştır. ABD demokratları da, seçimlere DAEŞ'i bozguna uğratan bir yönetim olarak girmenin hesabındadır. Rusya, Türk Akımı, Batı ise mülteci meselesi yüzünden DAEŞ'e müdahalemizi desteklemeye mecburdur. Ve İran, olası PKK/PYD devletinin kendisine de sıçrayabileceğinin farkındadır. İşte bu konjonktürü iyi değerlendiren Devletimiz kritikte olsa tam zamanında düğmeye basmıştır. Yani Fırat Kalkanı harekatı, DAEŞ ile sınırlı kaldığı sürece ŞİMDİLİK kimse ses çıkartmayacaktır.

Lakin şer cephesi boş durmayacak, KANDİLVANYA üzerinden canımızı acıtmaya ve ülke içirişindeki konsensüsü baltalamaya çalışacaktır. Çünkü iç kamusal desteği kaybedersek, hata yapacağımızı düşünmektedirler. Zira terörle, siyasi taşeronlarıyla, irtibatlı oldukları kurumlarla ve ekonomik müdahalelerle, toplumdaki kenetlenmeyi bozmaya yelteneceklerdir kesinlikle. Ama 15 Temmuz ruhunu yitirmediğimiz sürece bu beyhude kalacaktır.

Anlayacağınız DAEŞ'e müdahalemiz görünürde her kesin işine geliyor. Fakat bölgedeki asıl hengame PKK/PYD yi tam hedef aldığımızda kopacaktır. O zamanda ise milli bir akılla radikal kararlar almak durumundayız.

Vesselam…