0

Aslında, Cemaatçi Milletvekili İdris Bal'ın kurmuş olduğu Demokratik Gelişim Partisi'ni yazacaktım. Açıklamalarını ve "Cemaatle ya da Fethullah Gülen ile görüşmeniz oldu mu?" sorusuna vermiş olduğu cevabı gerçekçi bulmadım, maalesef. Çünkü sahih bir gerçeklik üzerine inşa edilmeyen siyasi duruşların millet tarafından kabul görmeğini yakın dönem siyasi tarihimiz göstermiştir.

"Beni ister Sayın Gülen, ister İzzettin Doğan, ister Süleyman Efendi'nin cemaati, ister İskender Paşa, ister gayrimüslüm kesimler, cemaatler, ister ülkücü kesim, kim kucaklarsa kucaklasın şeref duyarım bundan. Kim desteklerse desteklesin, şeref duyarım bundan. Eğer bahsettiğiniz sayın Gülen ise görüşmedim" açıklaması gerçeği yansıtmaktan uzak değil midir?

İdris Bal'ın Handikapları…

Malumun ilanı olan Bal'ın Cemaatçi kimliği, kendisinin önündeki en büyük handikaptır. Bal'ın siyasal kimliği, hafsalamda birçok soruyu doğurdu. Mesela, demokratik gelişimin önündeki en güçlü vesayet odağı olan Paralel yapının siyaseti kuşatması karşısında Bal'ın tavrı ne olacaktır? Bal, demokratik gelişim derken, yoksa Paralel Yapı'nın hegemonyasını mı kastediyor? Darbeler konusunda DGP'nin tavrı ne olacak? Doğrusu ben, pek anlayamadım.

Dünün basın dünyasındaki en iyi yazılardan birisi, Sabah Gazetesi Yazarı Okan Müderrisoğlu'na ait… "Ömer Çelik'in Gözüyle Paralel Yapı" başlıklı yazısında Müderrisoğlu, kültür Bakanı Çelik'e "Paralel yapı gerçeğiyle ne zaman yüzleştiniz?" sorusunu yöneltiyor. Çelik'in cevabı oldukça ufuk açıcı: "Darbe, iktidarın gayrimeşru yollardan el değiştirmesidir… Ama 17 ve 25 Aralık, darbe ötesi bir süreçtir. Bir iktidar değişikliğinden ibaret değildir. Türkiye Cumhuriyeti'nin mülkiyeti haklarının milletten alınıp başka bir iradeye teslim edilmesi isteğidir. Bunun arkasındaki akıl, sıradan bir üst akıl değil. Bu hükümet gitseydi yerine ne gelecekti?"

17 ve 25 Aralık, yeni bir vesayet odağı olan Paralel Yapı'nın anti-demokratik yollarla siyaseti kuşatması ve seçilmişleri itibarsızlaştırma hamlesidir.

Paralel Yapı'yla Yüzleşmek…

Okan Müderrisoğlu'nun yazısını okurken, kendime, Paralel Yapı'yla ne zaman yüzleştiniz sorusunu sordum. Ben, 2007-2010 yılları arasında Türkiye, askeri vesayet ile mücadele ederken, farklı platformlarda sıklıkla şunu ifade ettim: "F tipi yapılanma, demokrasinin önündeki en büyük engeldir, hatta askeri vesayetten bile daha tehlikeli olabilir."

Son birkaç ay içerisinde şöyle bir hadise yaşadım. Paralel yapı ile yeniden yüzleştim. Dostlarımdan birisi, öğrencilik yıllarında Cemaat evlerinde kalmıştı. Arkadaşım, henüz herhangi bir fikre sahip değilken, Cemaat tarafından emniyet teşkilatına girme konusunda ikna edilmiş ve Cemaatin Emniyet mensubu yetiştirmek için kurduğu yurtlardan birinde eğitim görmeye başlamış. Tabii ki, öncelikle, komiserlik sınavını geçmesi gerekiyormuş. Sınavlara kısa bir süre kala, Cemaat ağabeyleri tarafından cevaplar kendilerine verilmiş.

Cemaatin Uyanıklığı…

Bu hırsızlık hadisesini de meşrulaştırırken savunulan argüman şuymuş… Atatürkçü Düşünce Derneği veya Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Mensupları yerine içinde Allah korkusu olan insanların bu makamlara gelmesini gerekiyormuş. Sınava iki hafta kala iyice muhalif bir kimliğe bürünen arkadaşım, kazandığından emin bir şekilde, otuz beş dakikada sınav salonundan çıkmış. Fakat yüz üzerinden yirmi iki puan almış ve sınavı kaybetmiş... Kısacası, hırsızlık kitaba uydurulmuş…

Türkiye'nin son on yılı, demokrasinin yeniden konsolide edilme denemeleridir. Hatta Türkiye'nin uzun on yılı… Artık siyasal sistem revize Edilmekten öte yeniden kurulmalıdır. Bu sistemin sorunları, yapılan politik revizyonlarla düzeltilemez. Siyasal yapının genetik kodlarına dokunan yapısal bir değişim şarttır. Yoksa darbe ve türevleri, bu ülkenin üzerinde Demokles'in kılıcı gibi sallanmaya devam edecek…