Ekonomik verilere baktığımızda olumlu gelişmeler olduğunu görüyoruz.
2018 Ağustos ayında yaşanan kur operasyonunun ardından Türkiye ekonomisi ciddi bir türbülansa girmişti. Ancak bir süredir döviz kurunda durumun stabil olduğunu görebiliyoruz.
Dövizin yüksek ya da düşük olmasından ziyade aşırı dalgalı olması ekonomi için problem teşkil eder. Bu bağlamda düşünüldüğünde sınırlı bir alan içinde hareket ettiğini söylenebilir.
Faiz oranlarına bakıldığında ise geçen sene yaklaşık yedi ay %24 olarak uygulanan politika faizi beş ayda yarı yarıya düşürülerek %12'ye çekilmişti. Merkez Bankası yılın ilk para politikası kurulu toplantısında yeniden faiz indirimi kararı alarak 11,25'e çekti.
Enflasyon oranlarına baktığımız zaman Aralık ayında fiyatlar genel düzeyinde bir önceki aya göre %0,74, bir önceki yılın Aralık ayına göre %11,84'lük bir artış olduğu görünüyor. 2018 Eylül ayından sonra durumun kontrol altına alınması sevindirici bir gelişme olarak söylenebilir. Enflasyon oranlarıyla ilgili olarak bir şöyle bir not düşmekte fayda var. TÜİK'in açıkladığı enflasyon oranları fiyatlar genel düzeyini göstermektedir. Belirli bir bölgedeki, belirli bir ürün gurubunu temsil etmemektedir. Türkiye geneli olup 81 il merkezinin tamamını da içeren toplam 225 ilçeden ayda 28 711 işyerinden 544 256 fiyat derlenmekte ve 4 274 kiracı endeks kapsamında takip edilmektedir.
Devam edelim…
Kasım ayında sanayi üretimi aylık %0,7 artarken yıllık %5,1 arttı. Perakende satış hacmi ise aylık %1,7 artarken yıllık bazda yıllık %8,5 arttı.
Kasım ayı ciro endeksine baktığımızda da orada da bir artış olduğunu görüyoruz. Sanayi, inşaat, ticaret ve hizmet sektörleri toplamında ciro endeksi kasım ayında yıllık %14,8 arttı. Sektörleri ayrı ayrı incelediğimizde de; sanayi sektörü ciro endeksi kasım ayında yıllık %10,1, inşaat ciro endeksi %2,6, ticaret ciro endeksi %20,1 ve hizmet ciro endeksi %14,9 arttı.
Ekonomik güven endeksi ise kasım ayında 91,3 iken, Aralık ayında %2,6 oranında artarak 93,8 oldu.
Borsaya baktığımızda da tarihi rekorların kırılarak en yüksek seviyelerin yaşandığını görüyoruz.
Kredi Risk Primi olarak ifade edilen CDS oranlarına bakıldığı zaman da önemli ölçüde azalarak 244,03 seviyelerine geldiğini görüyoruz.
Bu veriler Türkiye ekonomisi ile ilgili olumlu gelişmelerin olduğunu ve gelecek dönemde toparlanmanın devam edebileceğini göstermektedir.
Bu gibi güzel gelişmeler yaşanırken elbette tozpembe bir tablo çizdiğimi zannedilmesin. Ancak ekonomide olumlu bakmak ve pozitif düşünmek ekonomide toparlanmanın ilk adımı olduğunu da unutmamak gerekir.
Yapısal sorunlarımız elbette var. En başta işsizlik oranlarında beklenen seviyede bir toparlanma yaşanmadığını görebiliyoruz. İşsizlik oranları içinde genç işsizlik oranları gerçekten moral bozucu…
Ancak işsizliğin azalması için yatırımların artması, yatırımların artması için ise klasik kapitalist iktisada göre faiz oranlarının daha fazla düşmesi gerekmektedir. Faiz oranlarının düşmesi için tasarrufların artması gerekiyor. Türkiye'de ciddi ölçüde tasarruf açığı problemi bulunuyor. İşin aslına bakılırsa bizim milletimizde tasarruf yok değil ancak yastık altı olarak tabir edilen bir yerde bulunduğu ve sistemde herhangi bir üretime katılmadığı için yok gibi duruyor.
Bu da faiz oranlarının yükselmesine ve buna bağlı olarak diğer problemlerin oluşmasına neden oluyor.
Ekonominin yaşadığı başka yapısal problemler de bulunuyor. En başta katma değeri yüksek üretimlerimizin henüz arzulanan seviyeye ulaşmamış olmasıdır. Katma değerin artması için ise eğitime ve bilgiye gereken önemin gösterilmesi gerekiyor elbette.
Ancak özellikle Anadolu'da bulunan üniversitelerin birçoğunda laboratuvar malzemeleri eksik ve yetersiz olduğu için Ar-Ge beklenen seviyede artış göstermiyor. Bu konuda özellikle sanayiciler ve üniversitelerin birlikte hareket ederek laboratuvarları ortak kullanıp çalışmaların finansmanını sağlayarak ar-ge'ye yatırımlar artırılmalıdır.
Ekonomide problemlerimiz olsa da umut ışığı olduğu söylenebilir. Ancak her şeyi de devletten beklemeden bizim de elimizi taşın altına koymamız gerekiyor. Üniversiteler, sanayi ve iş dünyası bir araya gelerek bu problemi çözebilir. Kendi başımıza bir şeyler yapmayı öğrenmenin zamanı geldi de geçiyor bile…