Jeffrey Epstein dosyaları, bir sapığın kişisel suç sicili değildir.

Bu dosyalar, emperyalist sistemin ahlaki ve siyasal çürümesinin arşividir.

Bize yıllardır “hukuk”, “insan hakları” ve “demokrasi” dersi veren küresel elitlerin, arka odalarda nasıl bir dünya kurduğunu gösteren belgelerdir bunlar. Uçuş kayıtları, tanık ifadeleri ve ilişkiler ağı şunu açıkça ortaya koyuyor:

Bu sadece bir suç şebekesi değil, küresel bir güç şebekesidir.

ABD’den Avrupa’ya, Karayipler’den Ortadoğu’ya uzanan bu ağ, sermaye ile siyasetin, istihbarat ile ahlaksızlığın nasıl iç içe geçtiğini gözler önüne seriyor.

Ve hâlâ çıkıp “bu bireysel bir sapkınlıktır” diyenler var.

Hayır.

Bu, bireysel değil; sistemsel bir hastalıktır.

Ve Ortadoğu: Emperyalizmin Kirli mutfağı.

Dosyaların en karanlık kısmı Ortadoğu bağlantılarıdır.

İsrail, Körfez ve Batı hattında kurulan ilişkiler bize şunu söylüyor:

Epstein yalnızca zenginlerin eğlence tedarikçisi değil, aynı zamanda jeopolitik bir aracıydı.

İsrail’le kurulan yakın ilişkiler, teknoloji şirketleri, güvenlik ağları ve siyasetçilerle temaslar, meseleyi doğrudan istihbarat oyunlarına taşıyor. “Şantaj ağı” iddiaları boşuna ortaya atılmadı. Çünkü bu tür ağlar emperyalist ve kirli odaklar için düzen için son derece işlevseldir:

Kirlet

Kayda al

Bağla

Sustur

Bu, klasik bir kontrol mekanizmasıdır.

Ortadoğu’nun bu dosyalarda görünmesi tesadüf değildir. Çünkü Ortadoğu:

Petrolün,

Paranın,

Silahın,

Rejimlerin kesiştiği yerdir.

Epstein bu coğrafyada bir “turist” değildi.

Bu coğrafyada iş yapıyordu.

Malum Körfez rejimlerinde Paranın olduğunu fakat Vicdan ve insanlığın olmadığını biliyorlardı.

BAE ve Suudi Arabistan hattındaki bağlantılar bize şunu gösteriyor:

Epstein ağı yalnızca Batı merkezli değildir; Körfez sermayesiyle de beslenmiştir.

Kâbe örtüsünden parçaların Epstein’a gönderildiği iddiası, olayın ulaştığı sembolik çürümeyi anlatmak için tek başına yeterlidir. Kutsal addedilen değerler bile, bu küresel çürümüşlükte bir “hediye nesnesine” dönüşmüştür.

Bu ülkelerde soruşturma var mı?

Yok.

Şeffaflık var mı?

Yok.

Hesap veren var mı?

Yok.

Çünkü bu düzen, kendi suçunu soruşturmaz.

Sadece zayıf halkayı feda eder.

Demokrasi Maskesi ve Çürümüşlük Batı Demokrasisinin iki farklı Yüzüdür.

Batı medyası bugün Epstein dosyalarını “skandal” diye sunuyor. Oysa bu dosyalar bir skandal değil, bir itiraftır.

Yıllardır: Herkese “ahlak dersi” veren, Ortadoğu’ya “medeniyet” taşıdığını iddia eden, Afrika’yı “insan hakları” adına sömüren aynı merkezler, kendi elitlerinin çocuk ticaretiyle iç içe olduğunu saklamıştır.

Demek ki: Demokrasi söylemi vitrin, ahlaksızlık mutfaktır.

Türkiye Neden Yok? Daha Doğrusu: Neden Görünmüyor?

Epstein belgelerinde Türkiye’ye dair doğrudan bir suçlama yok. Bu doğrudur.

Ama bu, sistemin dışında olduğumuz anlamına gelmez. Çünkü bu ağlar devletlerle değil, aracılarla çalışır: finansçılarla, lobicilerle, taşeronlarla.

Bugün Türkiye dosyalarda yok diye rahatlamak saflıktır.

Asıl soru şudur:

Bu düzenin kurduğu ağlardan gerçekten bağımsız mıyız, yoksa sadece görünür halkada mı değiliz?

Mesala; İncirlik Üssünün olduğu Adana devlet hastanesi doğum arşivi yangını bir tesadüfmüydü.!? Van ve Hatay depremlerinde Binlerce kayıp çocuk vakaları v.s, v.s.

Asıl Skandal: Epstein’in Ölmesi Değil, Yaşayanların Susmasıdır

Epstein öldü!.. Ama onun ağı yaşıyor.

Uçuş listelerinde adı geçenler nerede?

Finans bağlantıları nerede?

Siyasi temaslar nerede?

Hiçbiri ciddi biçimde yargılanmadı.

Çünkü emperyalist düzende: Suç kişiseldir Sistem masumdur. Bu en büyük yalandır.

Sonuç itibariyle Epstein Bir İstisna Değil, sistemin kendisidir. Epstein, emperyalist sistemin ürettiği bir anomalidir sanılıyor.

Hayır.

O, bu sistemin mantıksal sonucudur.

Para varsa,

iktidar varsa,

denetimsizlik varsa,

ahlaksızlık da vardır.

Epstein dosyaları bize şunu söylüyor:

Bu düzen sadece halkları sömürmüyor;

ahlakı da çökertiyor.

Ve belki de en korkutucu soru şudur:

Epstein gerçekten tek miydi,

yoksa biz sadece bir tanesini mi gördük?