0
Geçen hafta sonu Türkiye'de bir hukuk darbesi daha yaşatılmaya çalışıldı. 2013 yılından itibaren Türkiye, Brezilya ve Arjantin gibi gelişmekte olan ülkelere 'Hukuk' marifetiyle ayar veriliyor. Daha ilginç olan ise Brezilya, Türkiye ve Arjantin devlet başkanları, yolsuzluk suçlamasına maruz kalırken, iki yüzlü Batı ülkelerinin 'ahlak bekçisi' tavrı manidar ? Bu üç ülkenin devlet başkanları, sosyo-ekonomik olarak benzer toplumların temsilcisi. Brezilya, Arjantin ve Türkiye'de toplumun çoğunluğunun desteğini arkasına almış ve her seçimden zaferle ayrılan Dilma, Erdoğan ve Kirchner hükümetleri, 'yolsuzluk' adı altında post-modern darbeye maruz kalmaktadırlar. Bu üç ülkeye müdahale edilmesinin ana sebebi, bağımsız enerji, bağımsız ekonomi ve dış politika reflekslerinden kaynaklanmaktadır.Batı ülkelerine karşı, karakterli bir tutum sergileyenbu üç ülke, (Üçüzler) bir yandan toplumsal olaylar ve ekonomik manipülasyonlarla boğuşurken, diğer yandan hukuki kıskaç altında. Son Türkiye'de yapılmaya çalışılan yargı krizi, yakın gelecekte muhtemel saldırıların artçı şokları…
İstanbul Adliyesi'nde "paralel yapı" soruşturmasına istinaden tutuklu, 75 kişinin paralel yapıya mensup hakimler tarafından tahliye edilmesi, kamuoyunda bir "25 Nisan Hukuk Darbesi" olarak değerlendirildi. Son 10 günde ilginçtir ki, Brezilya, Arjantin ve Türkiye'de benzer bir şekilde,sözde ''Hukuk'' adına demokratik yollarla seçilmiş iktidarlar hedef alınıyor. Brezilya'da Medya ve Muhalefet genel seçim öncesi ve sonrası, Brezilya Ulusal Petrol Şirketi'nde (Petrobras) yaşanan yolsuzluk skandalını, 'önceden bildiği ve yolsuzluğa göz yumduğu' için Cumhurbaşkanı Dilma Rousseff'i suçluyor. (Son olarak iki milyon kişi Av. Paulista'da Devlet Başkanı Dilma Rousseff'in istifası için protesto gösterisi yaptı.) Soruşturmayı yürüten savcı, iktidarın hedef almadığını açıklasa da Dilma Hükümetini, Siyonist medya ve işverenler sendikası yoğun bir şekilde sıkıştırıyor. Arjantin de durum farklı değil. Sadece şekiller değişik. Arjantin, elektrik ve petrol şirketlerini milleştirilmesiyle Kirchner hükümeti, önce Batı'nın tepkisini çekti. Sonra ülkede toplumsal olaylar patlak verdi. Daha sonra ülke genelinde yaşanan grev yüzünden hayat durdu. Bu arada bir yandan Uluslararası sermaye ile çatışan Kirchner, önce 'Arjantin iflas etti' spekülasyona maruz kaldı. Daha sonra 'ABD'nin kendisini öldürmek istediğini' açıkladı. Bitmek bilmeyen engellemelere birde hukuki olay eklendi. 1994'teki 'terör' saldırısı soruşturmasını yürüten savcı Alberto Nisman'ın intihar ettiği söylendi. Arjantin medyası bu intiharın Kirchner tarafından yapıldığı iddia etse de daha sonra Savcı'nın, Devlet Başkanı Kirchner için tutuklama talebi hazırladığı ortaya çıktı.(Tıpkı, Türkiye'de Erdoğan'ın 17-25 Aralık'ta başına geldiği gibi)
Brezilya'da sadece Dilma hedef alınmıyor. Ülkenin gelmiş geçmiş popülaritesi en yüksek başkanı Lula da Silva'da hedefe alındı. Önce Mensalao yolsuzluk soruşturmasına adı karıştırılmak istendi. Daha sonra Lava-jato operasyonunda, halefi Dilma ile birlikte rüşvet ve kara-para aklama suçlamalarına maruz kaldı. Bir başka deyişle mevcut başkan Dilma Rousseff'le ile birlikte, hukuk marifetiyle paketlenmek istendi. Brezilya, yeni petrol sahasının üretim ihalesini, Çinli ve Fransız konsorsiyomun almasıyla, sermaye-hükümet gerilimi had safhaya ulaştı. Dünya Kupası sırasında 'harcamaları' ve 'otobüs biletini' bahane eden Siyonist medya, genel seçimlerden sonra 'yolsuzluk' kozunu oynadı. Özellikle Brezilya'da genel seçimlerin 5 ay önce yapılmasına karşı, ülkede 'askeri darbe istiyoruz' mitinglerinden tutun, hükümetin istifasına kadar pek çok eylem yapılmakta. Türkiye'de de durum farklı değil. Barzani ile K.Irak petrolleri için 50 yıllık uzun vadeli antlaşmalar yapmasıyla gerek iç siyasette, gerekse bölgede birçok problemle karşı karşıya kaldı. Türkiye'de Erdoğan hükümeti 'Gezi İhaneti' ve '17-25 Aralık' darbelerine maruz kaldı. Ortadoğu'da İŞİD/DEAŞ belasıyla komşu oldu. . Bu olayları tesadüf veya komplo teorisi ile açıklamak saflık olur.
Nihayetinde Üçüzler (Brezilya-Arjantin-Türkiye (BAT) ) gelecekte hem bölgesel hem de küresel etkilerin artacağı düşünülen ülkeler arasında gösterilmekte. Her üç ülkede, hukuksal manipülasyonlar başarısız olduysa da bu üç ülkede kutuplaşma yoğunlaşıyor. Ne ilginçtir ki bu üç ülkede Siyonizm ve uzantısı olan işbirlikçi sermaye sahipleri, 2002 yılından beri muhalefette. Toplumu, medya marifetiyle manipüle ediyorlar. Velhasıl, önümüzdeki aylarda Arjantin ve Türkiye'de yapılacak seçimlere, hukuksal darbelerin nasıl yansıyacağını yakından takip etmek durumundayız. Türkiye ve Arjantin, yeni bir sınav daha verecektir. Brezilya ise 5 aylık Başkanlığına tahammül edemeyen küresel sermaye, Dilma'nın 5 yıllık başkanlığına nasıl müsaade edecek ?? Bekleyip göreceğiz.