0

15 Temmuz Darbe Girişimi, Türkiye'de siyasal ve toplumsal alanda önemli bir kırılmayı da beraberinde getirdi. FETÖ Medyası, Gezi'nin böceksever tayfası, aşkına karşılık bulamadığı için sokakta tencere/tava çalmaya başlayan depresif CHP'liler, ıskartaya çıkmış kır saçlı liberaller, emekliliği geçmiş aydınlar, Erdoğan nefretinden klinik psikiyatri servisleri önünde kuyruk oluşturan takıntılılar, postal hasretinden prangalar eskiten Kemalistler ve göbeğini kaşıyan adamdan iğrenen hijyen histerili beyaz Türklerin 5 yıldır ilmik ilmik ördüğü "kutuplaşma" safsatası bir günde çöktü.

Alevi-Sünni, Türk-Kürt, İslamcı-Laik fay hatlarını harekete geçirme uzmanlarının beş yıldır üzerinde çalıştıkları Hollywood yapımı filmi gösterime bile girmeden bir günde duman oldu.

15 Temmuz Gecesi, birbirine karşı harekete geçeceği düşünülen bütün fay hatları biraraya geldi, darbeye karşı omuz omuza mücadele verdi. Laik İslamcıyla, Türk Kürtle, Alevi de Sünni ile kol kola girdi, aynı meydanın neferi oldu.

Muhalefet partileri de iktidarla darbe karşıtlığında birleşti. 7 Ağustos'u bu açıdan bir milat olarak kabul etmek mümkün.

Ne var ki, 15 Temmuz'un bu birleştirici ve kuşatıcı yönünü ortadan kaldırmak, kutuplaşma safsatasını yeniden dolaşıma sokmak, toplumsal fay hatlarını yeniden harekete geçirmek ve Türkiye'yi siyasal ve toplumsal olarak 14 Temmuz koşullarına geri döndürmek isteyenler boş durmuyor.

Bu meyanda önce "kolay lokma" olan Kılıçdaroğlu'nu hedefe koydular. Beştepe'ye çıkan, 7 Ağustos'ta iktidarın yanında olan Kılıçdaroğlu'nu "Erdoğan'ın yancısı" olmakla suçladılar, yerden yere vurdular. Çark etmeye dünden razı Kemal Kılıçdaroğlu da bu eleştirilere kayıtsız kalmadı ve bir kaç gün önce kendi ayaklarıyla çıktığı Beştepe'de yapılacak Adlı Yıl açılış töreninin "tarafsızlık ilkesi"ne gölge düşüreceğini açıkladı. Danıştay, Yargıtay ve AYM üyelerini seçen Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın halka açtığı Kongre Merkezi'nde yapılacak töreni "siyasileşme" olarak nitelendirerek büyük bir "gaf" yaptı. Beştepe'ye çıkmayı "tarafsızlığı yitirme" olarak değerlendiren Kılıçdaroğlu'na "Erdoğancı" demek de 79 Milyon için bir ödev olsa gerek...

Kılıçdaroğlu, takındığı tavırla, kurduğu cümlelerle, 14 Temmuz'a en çabuk geri dönen siyasetçi olarak atletizm olimpiyatlarına hazır olduğunu bütün dünyaya duyurmuş oldu.

Okulların açılmasıyla beraber kutuplaştırma ringinde ikinci raund da başlamış oldu. Milli Eğitim Bakanlığı'nın 15 Temmuz'u unutturmamak için hazırladığı kitapçık ve broşürler, "AK Parti Propagandası" diye eleştirilmeye başlandı.

İnsan sormadan edemiyor!

Darbe ile ilgili broşür hazırlamak, öğrencileri "darbelere ve darbecilere karşı antikorlamak" eğer AK Parti Propagandası ise, o zaman bu darbe sadece AK Parti'ye karşı mı yapıldı? TBMM'ye atılan bombalar, AK Parti milletvekillerinin oturduğu sıralara ayarlı mı atıldı? İktidar Partisi Kulisi'ne menzilli akıllı mermiler mi kullanıldı? Tanklara, "AK Parti'ye oy verenleri ezme emri" mi verildi?

Bu nasıl bir kepazeliktir ki, ayrım yapmadan, CHP, MHP ve diğer siyasi partilere oy veren herkesi hedef alan bir darbe girişimi sadece AK Parti'nin darbe girişimi olarak tanımlanabiliyor?

İnsan sormadan edemiyor!

Madem AK Parti propagandası...

Ey Kılıçdaroğlu, o halde sen neden 7 Ağustos'ta darbeye karşı Yenikapı'da sahneye çıktın? Neden "AK Parti Propagandası" yaptın? Siyasi deha değil misin sen? Gandi değil misin? Neden göz göre göre AK Parti'nin vagonu oldun? Madem AK Parti'ye karşı bir darbe girişimi bu, o sahnede, yani senin tabirinle "AK Parti sahnesinde" ne işin var o halde?

14 Temmuz koşullarına geri dönme girişimleri bunlarla sınırlı değildi hiç kuşkusuz. Sıradaki operasyon "İslamcı-Laik fay hattına" yönelik oldu.

Deli raporu olan bir meczup, otobüsün birinde şort giyen bir kadına tekme atarak "Toplumsal Topic Trend" listesine 1.sıradan girdi. Ardından tartışmalar, hakaretler, saçma sapan kampanyalar, tahrik kokan beyanatlar, Müslümanları hedef almalar aldı başını gitti.

İnsan sormadan edemiyor!

Şort giyen bir kadına atılan tekme, tecavüz, taciz, pedofili gibi vakaların faili olarak neden hep müslümanlar gösteriliyor? Hiç sorgulamaz mı insan, neden?

Mesela neden bu tip toplumsal karşıtlık yaratma potansiyeli olan olayların failleri "deli raporlu"?

Söyleyeyim!

Bu olayların tamamı sistematik bir amaca hizmet ediyor. Tamamı psikolojik harp operasyonu. Şörtlü kadına saldırı sonrasında neler yapılacağı daha saldırı olmadan, daha harekete geçilmeden planlanıyor. Saldırganın "deli raporlu" olması başından belirleniyor. "Deli raporlu" meczuplar bilerek seçiliyor!

İnsan sormadan edemiyor!

Taciz olaylarının hiçbirisinde neden hiç Kemalistler, Laikler, Alkolikler, seküler müfredatın tezgahından geçmiş, ahlaki dejenerasyona, kültürel mutasyona uğramış bireyler neden sorgulanmıyor?

Neden tacizci/tecavüzcü yetiştiren ahlak sistemimiz, aşırı liberal/seküler değer yargılarımız sorgulanmıyor? Neden alkole cevaz veren, normalleştiren kişiler, alkolikler sorgulanmıyor da hep Müslümanlar ya da İslamcılar sorgulanıyor?

Söyleyeyim!

Çünkü bu zevat sorgulanırsa toplumsal kutuplaşma yangınına taşıyacak odun kalmaz. Fay hatları harekete geçmez! Karşı karşıya getirecek toplum kesimi kalmaz.

Laik'in karşına Müslüman, Türkün karşısına Kürt, Alevi'nin karşısına Sünni geçirteceksin ki toplum birbirine karşı bilensin, ortalık karışsın, iç karışıklık olsun.

Şunu iyi bilmemiz gerekiyor..

Türkiye, 15 Temmuz ile beraber, siyasal ve toplumsal gerginliği geride bıraktı, herkes birbirine kenetlendi. Bu tablo, Türkiye'ye karşı psikolojik savaş ajanlığı yapanların hiç istemediği, operasyon yapmakta da çok zorlandığı bir tablo. Bu yüzden, Türkiye toplumunun bu birlik olma iradesine çomak sokarak Türkiye'yi 15 Temmuz öncesine geri döndürmek istiyorlar.

Bunun için bazen şörlü kadına tekme atan disposable (tek kullanımlık) figüranları, bazen PKK/PYD/DAEŞ gibi terör örgütlerini, bazen Kılıçdaroğlu gibi muhalefet liderlerini, bazen de Alevi gençleri kullanıyorlar. Ateşi yeniden harlayacak köz arıyorlar. Bu ateşi daha da büyütmek için üzerine atacak odun arıyorlar.

Bu oyuna düşmememiz gerekiyor. Aynı delikten tekrar tekrar ısırılmamız gerekiyor.

15 Temmuz'da yakaladığımız ruhu sonuna kadar korumamız, bu ruhun getirmiş olduğu sûkuneti, bilinci ve duyarlılığı korumamız gerekiyor.

Türkiye, halen hedefte olan bir ülke.

Ve öyle anlaşılıyor ki, "ben de varım" dedikçe hedef olmaya devam edecek. Rakip oldukça, rekabet ettikçe operasyonlar artacak.

Hele, ABD'de bütün dünyanın gözünün içine baka baka BM'nin yapısını eleştiren, küresel dizaynın tüm defolarını cesaretle dile getiren bir lideriniz de varsa..

Sizi durdurmak ve susturmak isteyen çok olur.

Bütün bu operasyonları boşa çıkartmanın ise tek yolu var:

Bir olmak, beraber olmak!

Ve

Erdoğan'ın arkasında durmak...