“İHA, SİHA karın doyurmuyor” diyenlere rağmen Türkiye, savunma sanayi yatırımlarını büyütmeye, çeşitlendirmeye, istikrarlı biçimde sürdürmeye devam ediyor.

Birinci Dünya Savaşı’nın başlangıcında Şili’den ithal edilen nitrat üzerinden yürüyen ‘tereyağı mı, bomba mı?’ tartışması ABD Dışişleri Bakanı’nın istifasına kadar uzanmıştı.

Bakana göre nitrat, silah değil, gübre hatta tereyağı üretiminde kullanılmalıydı.

Hitler’in Hava Kuvvetleri Komutanı Hermann Göring, benzer tartışmada, tereyağı alamadıklarını söyleyenlere, “Tereyağı yemeyin, şişmanlatır. Demir güçlü millet üretir” dedi diye dönemin gazeteleri sabah kahvaltısında demir yiyen Alman halkı karikatürleriyle generali alaya almıştı.

Türkiye’ye döndüğümüzde tablo daha güncel, daha sert soruya dönüşüyor; Savunma sanayisini mi güçlendireceğiz, yoksa “İHA, SİHA karın doyurmuyor” diyenlere teslim mi olacağız?

İsrail ile gerilimin her geçen gün arttığı, kapışmaya ramak kaldığı coğrafyada, üzerimize yönelen füzelere karşı savunma kalkanı mı inşa edeceğiz, yoksa çocukların beslenme çantalarını mı tartışacağız?

Elbette ideal olan, enerji bağımlılığını aşmış, savunma sanayisi güçlenirken çarşı pazarı şenlenen Türkiye’dir.

Ancak bölgenin ateş çemberi, tercihleri daraltan ciddi zorunluluklar üretmektedir.

Türkiye’nin savunma harcamaları NATO ülkelerinde yedinci sıradadır.

Terörle mücadeleye ayrılan kaynaklarla memleket uçtan uca tereyağı fabrikalarıyla donatılabilirdi.

6 Şubat 2023 depremlerinin ardından deprem bölgesinde, 358 bin 859 konut, 31 bin 307 iş yeri, 62 bin 817 köy evi tamamlanmış, toplam 452 bin 983 bağımsız bölüm hak sahiplerine teslim edilmiştir.

Öte yandan Türkiye, insansız hava araçları pazarında Çin’i geride bırakarak dünya talebinin yaklaşık yüzde 65’ini karşılar hâle gelmiştir.

Türkiye’nin öncüsü olduğu stratejik gelişme, dünyanın klasik, hantal savaş stratejilerini sarsarken, savunma sanayi rekabetinde dengeleri değiştirmektedir.

Stratejinin temelinde Ukrayna–Rusya savaşının ortaya koyduğu yeni gerçeklik vardır;

Savaş sahası, merkezi üretim tesislerinin hedef alınabildiğini, dağıtılmış üretim merkezlerinin ayakta kalabildiğini göstermiştir.

Üretimin atölyelere, küçük işletmelere, yerel birimlere yayılması; kriz anlarında sürekliliği koruyan yeni savunma mimarisi ortaya çıkarmaktadır.

SAHA İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Bayraktar’ın ifade ettiği, her ilde Dron Üretim Eğitim Merkezlerinin kurulumuna başlamıştır.

Türkiye her ilde düşük maliyetli, yaygın üretime dayalı esnek savunma kapasitesi inşa etmektedir.

Karadeniz’de, Rize ile Samsun’da kurulmakta olan Dron Eğitim, Üretim ve Test Merkezleri söz konusu çalışmaların ilk adımlarıdır.

Bütün gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, başlıktaki soru yeniden önem kazanıyor:

Erdoğan’ın tercihi tartışmaya açılabilir miydi?