RUHUNDAKİ YARALARI NEŞTERLE İYİLEŞTİREMEZSİN!

Prof. Dr. Zeki Bayraktar’ın İsviçreli detransizyoner Christ Brönman ile gerçekleştirdiği söyleşi, tıp ve psikiyatri çevrelerinde geniş yankı uyandıracak çarpıcı gerçekleri ortaya çıkardı.

Cinsiyet geçiş (transizyon) sürecinin ardından pişmanlık duyarak öz cinsiyetine dönme (detransizyon) kararı alan Brönman, yaşadığı geri döndürülemez hasarları ve transaktivizmin arkasındaki ilaç endüstrisine işaret etti.

Türkiye’ye de önemli uyarılar barındıran söyleşiyi değerlendiren Prof. Dr. Zeki Bayraktar, mevcut tıbbi uygulamaların gençleri kurban ettiğini belirterek, "Psikologlar psikolojik sorunu olan gençleri cerrahlara teslim ediyor. 'Ben düzeltemiyorum, sen biyolojisini de boz' diyorlar. Bu ameliyatlar cinsiyeti değiştiren değil, iptal eden, bireyi sakatlayan ameliyatlardır" dedi.

UTANÇ DUYGUSU İLLÜZYONDAN KOPUŞU ENGELLİYOR

Söyleşide, transizyon sürecine giren kişilerin içine düştükleri geri dönülmez girdaptan ve hissettikleri pişmanlığa rağmen bu yoldan dönmekte neden zorlandıklarından bahsedildi.

Bu yola büyük yatırımlar yapan bireylerin vazgeçmesinin çok daha güç bir hal aldığını ifade eden ChristBrönman, geçmişte yapılan hataları kabul etmenin ve dürüst olabilmenin önündeki en büyük engelin "utanç duygusu" olduğunu vurguladı.

Trans bireylerin hâlihazırda ruhsal olarak yaralanmış kişiler olduğuna dikkat çeken Brönman, hedeflenen mutluluğun gerçekleşmediğini itiraf etmenin bütün yapıyı kağıttan bir kule gibi çökerteceğini, bu yüzden kurulan illüzyona daha sıkı tutunulduğunu kaydetti.

Resim1-35

PSİKİYATRİK DEĞERLENDİRME YERİNE HIZLI ONAY SİSTEMİ İŞLİYOR

Prof. Dr. Zeki Bayraktar’ın uzun süredir dile getirdiği "yetersiz psikiyatrik değerlendirme" eleştirisi, süreci bizzat yaşayan Brönman tarafından da doğrulandı.

Günümüz psikoterapisinin çok hızlı hareket ederek ilk seçenek olarak hemen trans kimlik tanısına yöneldiğini belirten Brönman, sürecin görünmeyen yüzünü şu sözlerle özetledi:

"Bir çocuğun ya da gencin trans hissetmesi sadece üstteki belirtidir. Altında travmalar, otizm, borderline bozukluklar, cinsel istismar veya travmaya bağlı kopuşlar yatıyor olabilir. Psikologların görevi önce altta yatan nedeni araştırmaktır. Sadece onaylayıcı tutum yetmez."

Trans hissinin asıl neden değil bir semptom olduğunu ifade eden Brönman, bu kişilerin asıl ihtiyacının neşter ya da hormon değil, derin bir psikoterapi olduğunu ve odağın cerrahi müdahalelerden uzaklaştırılması gerektiğinin altını çizdi.

İLAÇ ENDÜSTRİSİNE ÖMÜR BOYU MÜŞTERİ

Geçmişte kendisinin de bir transaktivist olduğunu hatırlatan Brönman, bu yapıların güvensiz ve arayış içindeki gençleri "aidiyet" duygusuyla nasıl yakaladığını anlattı.

Sosyal medya yankı odaları ve kapalı grupların bireyleri hızlıca ‘trans kimliği’ne hapsettiğini ifade eden Brönman, madalyonun ekonomik boyutuna ve küresel lobilerin payına şu sözlerle değindi:

"İlaç endüstrisinin çıkarları çok büyük. Transizyona giren her insan ömür boyu müşteri oluyor ve hayatı boyunca kasalarına para akıtıyor."

Gerçekliğe ve normal topluma geri dönme kararı aldığında eski çevresi tarafından anında ‘düşman’ ve ‘transfobik’ ilan edildiğini ekleyen Brönman, trans ideolojisinin dışındaki her görüşün tehdit olarak algılandığını belirtti.

Resim2-39

CHRİSTİAN’DAN NADYA’YA, NADYA’DAN CHRİST’E

İlk adı Christian olan, transizyon sürecinde Nadya ismini alan ve detransizyon sonrası "Christ" ismini tercih eden Brönman, bu tercihin bilinçli ve felsefi bir karar olduğunu söyledi.

Geçmişteki genç ve sağlıklı haline geri dönmenin imkansız olduğunu belirten Brönman, hayatta sadece ileriye doğru yürünebileceğini vurgulayarak, gençlere ve ebeveynlere şu hayati mesajı verdi;

"Ruhsal problemi dışarıdan neşterle ve hormonlarla tedavi edemezsiniz. Sen olduğun halinle doğrusun, kıymetlisin.Sağlıklı bir bedene bir kez sahip oluyorsun, lütfen onun değerini bil"