Doğu Akdeniz, yüzyıllardır sadece suların değil, küresel ticaret yollarının ve enerji haritalarının kesişim noktasıdır. Ancak günümüzde bu kadim coğrafyanın geleceği, yalnızca Akdeniz’e kıyısı olan devletlerin donanmalarıyla değil, binlerce kilometre uzakta, Washington DC’deki Kongre koridorlarında şekilleniyor.
ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi'nden geçen S.4443 kodlu "Eastern Mediterranean Gateway Act" (Doğu Akdeniz Geçit Yasası), Türkiye'yi Doğu Akdeniz'de denklem dışı bırakmayı hedefleyen stratejik bir girişimdir. Amerikan-Yunan Liderlik Konseyi (HALC) ile Amerikan Yahudi Komitesi (AJC) gibi Amerikan siyasetinde etkili etnik lobilerin ortak vizyonuyla kaleme alınmıştır. Bu yasa, Doğu Akdeniz'deki rekabeti askerî sürtüşmelerin ötesine taşıyarak, mücadeleyi 'mevzuat ve koridor savaşları' eksenine oturtmaktadır.
2019'dan 2026'ya Stratejik Dönüşüm
Bu kuşatmanın kökleri, aslında lobi ittifakının Washington'daki ilk girişimi olan 2019 tarihli Doğu Akdeniz Güvenlik ve Enerji Ortaklığı Yasası'na (EastMed Act) dayanmaktadır. Ancak aradan geçen yedi yılda stratejinin mahiyeti kökten değişti. Özellikle İsrail ve Yunan lobileri, Türkiye aleyhinde yoğun ve sistematik bir propaganda faaliyeti yürütmeye başladılar.
Türkiye’ye askerî yaptırımlar uygulanması amacıyla yoğun bir lobi faaliyeti yürüttüler. Bu propagandalar neticesinde 2019’da "S-400" tedariki gerekçe gösterilerek Türkiye F-35 programından çıkarıldı. Kısacası Türkiye, "CAATSA" uygulamalarına muhatap oldu. Şimdi ise Senato Dış İlişkiler Komitesi'nden geçen S.4443 tasarısı, stratejiyi askerî kısıtlamaların ötesine taşıyarak doğrudan yeni bir ekonomik ve lojistik coğrafya inşa etmeyi hedefliyor.
Kâğıt Üstündeki Harita: S.4443 Türkiye'yi Nereden Kuşatıyor?
Bu bakımdan S.4443, yalnızca bir dış politika beyannamesi değildir. Türkiye'nin ilan ettiği deniz yetki alanlarını dikkate almayan enerji ve ulaştırma projelerini Amerikan devlet politikası hâline getirmeyi amaçlayan kurumsal bir jeopolitik hamledir. Eğer söz konusu tasarı yasallaşırsa, milyarlarca dolarlık üç somut proje, Amerikan devletinin kalıcı federal stratejisi hâline gelecektir.
Bir, Mavi Vatan Sınırlarında Elektrik Hattı: Bu hat; Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi ve İsrail elektrik şebekelerini deniz altından birbirine bağlamayı amaçlamaktadır. Uluslararası altyapı projeleri zamanla yalnızca ekonomik değil, fiilî ve diplomatik sonuçlar da doğurabilmektedir. S.4443 tasarısı, bu projeye ABD'nin finansal ve diplomatik desteğini kurumsal bir zemine oturtmayı hedeflemektedir. Bu durum, söz konusu hattı yalnızca bir enerji girişimi olmaktan çıkararak Doğu Akdeniz'deki güç dengelerini etkileyebilecek stratejik bir araca dönüştürmektedir. İşin en kritik boyutu ise bu hattın rotasının, Türkiye'nin kıta sahanlığı olarak Birleşmiş Milletler'e bildirdiği sulardan geçecek olmasıdır. Böylece Ankara'nın deniz yetki alanlarına ilişkin hukuki pozisyonu ve bunu sahada koruma iradesi fiilen sınanmış olacaktır.
İki, Küresel Ticaretin Yeni Giriş Kapısı: G-7'nin de desteklediği Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru'nun (IMEC) Akdeniz ayağı, bu tasarıyla Atina ve Tel Aviv merkezli bir lojistik eksene yönlendirilmektedir. Hâlbuki coğrafi konumu, mevcut ulaştırma altyapısı ve maliyet avantajları dikkate alındığında en rasyonel güzergâhın Türkiye üzerinden geçmesi beklenir. Türkiye'nin denklem dışında tutulmaya çalışılması, yalnızca ekonomik hesaplarla açıklanabilecek bir tercih değildir. Bu yaklaşımda, uzun yıllardır bazı siyasi çevrelerde varlığını sürdüren Türkiye karşıtı stratejik anlayışın etkisi bulunmaktadır. Oysa bölgesel gerçeklik, bölge ülkelerinin karşılıklı çıkarlarını gözeten bir iş birliği zemininde hareket etmesinin tüm tarafların refahına daha fazla katkı sağlayacağını göstermektedir. Böylece mesele yalnızca bir ulaşım hattı olmaktan çıkmakta; Doğu Akdeniz'in gelecekte nasıl bir güç dengesi üzerine kurulacağı sorusuna dönüşmektedir.
Üç, "3+1" İttifakının Kurumsallaşması: Bu tasarıyla ABD; Yunanistan, İsrail ve Güney Kıbrıs arasındaki dönemsel iş birliklerini geçici hükümetlerin inisiyatifinden çıkararak, Amerikan dış politikasında kurumsallaşmış ve süreklilik arz eden bir stratejiye dönüştürmek istemektedir.
Türkiye’nin Proaktif Strateji İhtiyacı
Bu tablo karşısında Türkiye’nin, dönemsel çıkışların veya reaksiyonel reflekslerin ötesinde, sonuçları uzun vadeli hesaplanmış yapısal stratejilere odaklanması işlevsel bir yaklaşım olabilir. Analitik bir süzgeçten geçirilmiş çok katmanlı bir diplomasinin devreye sokulması, coğrafyanın sunduğu doğal avantajların rasyonel birer enstrümana dönüştürülmesini kolaylaştırabilir.
Ankara, Washington koridorlarında şekillenen bu sinsi yasal ağlara karşı, alternatif finansal ortaklık zeminleri yaratabilir. Bugün Doğu Akdeniz'deki rekabet yalnızca savaş gemileriyle değil; yasa metinleri, enerji hatları ve ulaştırma koridorları üzerinden yürütülmektedir. Türkiye'nin önündeki temel sınama ise bu yeni jeopolitik mücadele alanlarını doğru okuyarak, sahip olduğu coğrafi avantajları kalıcı stratejik kazanımlara dönüştürebilmektir.