0
Dünyadaki savaşların ve çatışmaların sebebi dini fanatizm gibi gösterilir çoğu zaman. Bundan da yola çıkarak dinin aslında dünyadaki barışı tehdit eden bir şey olduğu dile getirilir.
Bir kere şunu belirtelim fanatizm yani çatışma ve karşıdakini yok sayma anlayışı dinin doğasında var denilemez.
Yani din varsa radikalizm ve fanatizm kaçınılmazdır demek yanlıştır ön yargıdır. Çünkü aynı din içinde radikalizmi de barışı da besleyen din anlayışları olabiliyor.
Demek ki burada radikalizm ve fanatizm dinin doğasından değil dinin kullanılma ve yorumlama şeklinden kaynaklanıyor.
Şunun da net bir şekilde altının çizilmesi gerekir: radikalizmin ve fanatizmin seküler olanı yani din dışı olanı daha yaygındır dünya üzerinde.
Irkçılık, bilimsel fanatizm, marxist-leninist hareketler vs. bunlar temelde dinlerden kaynaklanmayan hatta dine karşı olan ve silahlı çatışmayı benimseyecek kadar radikal anlayışlardır.
O nedenle kişilerin ve grupların fanatizmini belirleyen sahip oldukları din veya seküler anlayış değil, o dini veya seküler yapıyı nasıl benimsedikleridir. Bunu da belirleyen şey onların sahip oldukları bilgi birikimi, kültür, çevresel faktörler içinde yaşadıkları.
Bu nedenle rahatlıkla denilebilir ki fanatizmi belirleyen şey toplumdan alınan yaşam tarzıdır. Bu da fanatizmin ve radikalizmin kökeninin din değil dünya olduğunu gösterir.
***
İslam dünyasında ve Türkiye'de radikalizmi besleyen hangi dini anlayıştır acaba?
Bilindiği gibi çok sayıda dini anlayış vardır. Yani farklı mezhepler ve o mezheplerin çok farklı alt mezhepleri vardır. Bu bütün dinler için geçerlidir. Dinin dünyaya uyarlanması farklılıklara yol açar zorunlu olarak.
Fanatizm işte bu dini algılama şeklinden ileri gelir.
Kimse diyebilir mi ki Türkiye'deki ve İslam dünyasındaki bütün dini hareketler ve anlayışlar benzer ıranda fanatizme ve şiddete taraftardır?
Elbette denilemez. Mesela tasavvuf hareketlerinin tarihinde çatışma kültürü neredeyse hiç olmamıştır.
Ama ekonomiye bulaşmış tasavvufi hareketlerin veya cemaatlerin siyasal hesapları ve dolayısıyla radikalizmi kaçınılmaz olur.
O nedenle fanatizmi ve radikalizmi besleyen çevrelerin beslendikleri dini anlayış, mezhep ve yaşadıkları coğrafyaların siyasal ve ekonomik sorunları da düşünüldüğünde dini radikalizmin temelinde dünyayı yorumluma ve dünyaya dair planların yer aldığını görürüz.
Elbette çatışmaların ve ötekileştirme kültürünün temelinde ekonomik ilişkilerin etkisi vardır. Ama ekonomi dahil dünyevi olayların tamamına dair bakış açısı değiştirilmeden fanatizmin önüne geçmek mümkün olmayacaktır.
İster dini ister seküler fanatizm olsun her ikisinin temelinde de sahip olunan ekonomi ve dünya tasavvuru vardır. Sahip olunan insan tasavvuru vardır.
Türkiye'de de radikalizme bulaşan eğilimlerin siyasal söylemlerine bakarsanız çoğunlukla egemenlik temelli olduğunu görürsünüz.
Tabi her ne kadar siyasal egemenlik teoloji ile ilgilidir dense de bunun bir siyasal ilahiyatlaştırma olduğunu söyleyebiliriz.
Birçok siyasal ve ekonomik olay dini bir forma dönüştürülmüştür. Sahip olunan bilgi, ilgi, sorunlar ve zihinsel miras siyasal ve ekonomik olayları yorumlama şeklinizi belirler. Bu da sizi ya radikal yapar veya barışçıl yapar.