Küresel anlamda esen ve gittikçe şiddetini artırması beklenen bir fırtınanın arifesindeyiz. Taşlar yerine oturuncaya dek, belli ki sıkıntılar devam edecek. Buna kimsenin itiraz edeceğini sanmıyorum. Nitekim çoğu hadisenin birbiriyle rabıtalı olduğu, kesinlikle inkar edilemeyecek seviyelerde. Kaşıkçı olayından tutunda, ABD içerisindeki bombalı paketlere kadar aynı şeyleri söylemek mümkün… O sebeple küresel atmosferde yaşananların, bazı ideolojik hesapların dışında İpekyolu, Aromco, Suriye ve Akdeniz bağlamında ele alınması kesinlikle hata olmayacaktır.
Bu anlamda Pentagon ile Küresel Ailelerin MERKEZİNDE bulunduğu bir mücadeleyi hep yazdık-çizdik. Tarafların, adına yeni dünya düzeni taktıkları bir yüzyıla hükmetmeleri için; parayı, petrolü, gazı ve bunların iletim hatlarını ele geçirmesi gerektiğini ise çocuklar dahi ezberledi. Aramco işte bahsedilen bu denklemde önemli yer tutmaktadır ki 3 Trilyon dolarlık değeri bir yana, "kaybedenin bölgesel iddialarına darbe vuracak bir imkana sahip oluşu", kıymetini kat be kat attırmış durumda.
Bu açıdan düşünüldüğünde; önceleri Pentegon'a, sonraları ise Küresel Ailelere GÖZ KIRPTIĞI söylenen Suud'un tercihi elzemdir. Kısacası kamuoyunda "Veliaht prensin tercihi, ABD yönetiminin Kaşıkçı hadisesindeki tavrını belirleyecek" şeklinde yapılan yorumları bu düzlemde okuyabiliriz. Hal böyleyken SORUŞTURMANIN NERELERE VARACAĞI hakkında henüz bir netlik olmamasının, malum çevrelere bir huzursuzluk vesilesi olarak yansımasına da şaşırmamak gerekiyor. Zira Sn. Cumhurbaşkanımızın; "Varsa diğer ülkelerdeki suç ortaklarının da soruşturmaya dahil edilmesi" teklifi referans alınırsa, ABD yetkililerinin telaşla kapımızı çalmaları başka türlü açıklanamaz.
O cihetle ailelere yakınlığı ile bilinen Barack Obama, Hilary Clinton, Joe Biden, George Soros ve diğer Demokrat Partili kimliklere gönderilen paketlerin, tamda böylesine bir dönemde gerçekleşmesi oldukça manidardır. Bombalı paketler gündemi değiştirmeye yönelik mi, yoksa belli mihrakların aile ile olan savaşa resmen başladığının ilanı mı bilinmez ama mesajın büyüklüğü, SAVAŞIN ZİRVEYE ULAŞTIĞINI fazlasıyla ispatlıyor.
***
Anlayacağınız Suud ve Aramco meselesi; Pentagon'un, Çin ve Rusya'yı petrol ile kontrol etmesi, Avrupa'nın da güdümüne girmesi için olmazsa olmazıdır. Bu minvalde Akdeniz'in, Aramco üzerinden yapılan planların ana gövdesini oluşturduğu, Suriye'nin ise bunun tamamlayıcısı konumunda yer aldığı muhakkaktır. Kadı ki Akdeniz'in Batı kısmını Rumlar, Doğu kısmını İsrail, Güney kısmını da Mısır'la kontrol etmek isteyenlerin, uzun zamandır AKDENİZ SINIRIMIZA ve KUZEY SURİYE hattına yoğunlaşması ancak benzer saiklerle izah edilebilir.
Gelgelelim Akdeniz'de araştırmalar gerçekleştiren; yakında sondaj çalışmalarına başlayacağını açıklayan; önleme faaliyetine girişen ülkeleri sertçe (yeni bir tacize müsaade edilmeyeceği) uyaran; K. Suriye'de Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatlarıyla bir oldu-bitti ye izin vermeyen, İdlib'te oyunbozan; en son olarak ta Fırat'ın doğusuna hazırlandığını açıklayan Devletimizin, BU HATTI KİLİTLEDİĞİ kati surette yadsınmaz. USTACA uygulanan diplomasiyle Rusya ve İran'dan sonra, Fransa ile Almanya'nın MASAYA ÇEKİLMESİ ise bir diğer takdir edici gelişme… Keza geçenlerde gerçekleşen İstanbul zirvesinde; "İdlib ve Fırat'ın doğusundaki sorunlar ile teröre karşı ortak mücadele niyetinin, net bir şekilde belirlendiğinin" ifade edilmesi çok ama çok önemlidir.
Neticede söz konusu bölgede terör unsurlarının temizlenmesi için gösterilen irade, ÜLKEMİZİN GÜVENLİĞİ BAKIMINDAN HAYATİDİR. Zirvenin hemen akabinde Fırat'ın doğusunun Türk topçuları tarafından vurulması ise mesaj yüklüdür. Bugün yanımızda olan ülkelerin, iş ciddiye bindiğinde sergileyecekleri samimiyeti bilemeyiz elbette. Lakin her türlü olasılığa karşı HAZIRLIK YAPMAMIZ ve tıpkı öncekiler gibi kendi göbeğimizi kendimiz kesecek şekilde tüm ihtimalleri değerlendirmemizin gerektiği şüphesizdir. Zaten Devletimiz de öyle yapıyor.
Vesselam…