Bu aslında, "eski"nin "post"u ve "dost"u olan "yeni Türkiye"nin efsanevi (mitik) hikayesidir. "Eski" Türkiye'nin zorba kollarında büyüyen Sefa ile Vefa kadim iki arkadaşmış. Yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen, karşılıksız ve hesapsız birbirini seven iki dostmuş. Aynı ranzanın alt ve üstünü paylaşan, içtikleri çorbada tuz, aynı davada yar, yürüdükleri yolda kardaş olan Sefa ile Vefa'nın yolları, karşılarına çıkan "Ceza" (Osmanlı'da siyaset kelimesi, "ceza" ve "ölüm cezası" anlamında kullanılmıştır) isimli kadına ilişkin farklı algıları nedeniyle zamanla araları açılmaya başlamış. Sefa, Ceza'nın (siyaset ve iktidarın) baştan çıkarıcı cazibesine kendini kaptırmış, yılların getirdiği ezilmişlik ve dışlanmışlık psikolojisini, ne olursa olsun Ceza'ya sahip olmakla yenebileceğinin gafleti ile Ceza'ya aşık olmuş. Sefa, Ceza'ya olan aşkının önündeki tüm engeli ortadan kaldıracak her yolu denemiş. Vefa'nın da Ceza'ya ilgisi olmakla birlikte, kirleri ve urlarından arındırılmamış Ceza'ya olan kör edici bir aşkın, eski dostluğu ortadan kaldıracağı ve davayı bitireceğini düşünmüş ve bu konuda Sefa'yı daima uyarmışsa da, hiç bir sonuç alamamış.
Sefa, hedefe ulaşmak için "dava" dediği Ceza'nın önce elini, ardından belini tutsa da nihayetinde "dava"nın kollarında kendini bulmuş. Dava dediği Ceza'ya sahip olmak ya da sahip olunmanın etkisiyle hepten güçlenen Sefa, "eski" Türkiye'nin "Ceza"sı üzerinde tam iktidar kurmanın etkisiyle, ilerde kendi "çukurambar"ında "sefa"sını sürecek büyük bir kalkınma hamlesine girişmiş. Bu arada, Ceza'nın eski zorba aşıklarından gelecek tüm girişimleri bir bir savuran Sefa, zorba aşıkların Ceza'yı ele geçirmeye matuf içerde ve dışarda operasyon tehditleri olduğu ve olabileceğini gerekçe göstererek, toplumun büyük çoğunluğunda makes bulmuş ve onların üzerinde tam bir hakimiyet kurmuş. Kalkınma ve büyük bir hakimiyet güdüsüyle hepten pervasızlaşan ve kendini destekleyen çoğunluk tarafından yarı-Tanrısal derecede fetişleştirilen Sefa, refahın yarattığı güç ve iktidar üzerinden, "adalet", "değer", "ilke" ve "hakkaniyetli paylaşım"ın satın alınır bir metaya dönüştürülmesine göz yummuş.
Gerginleştirme, kutuplaştırma ve iç-dış tehdit travması üzerinden kendini meşrulaştıran Sefa, "büyük amaç"a ulaşmayı engelleyecek tüm "öteki" farklılıkları bir şekilde sessizleştirmiş. Ceza'sı üzerinde hak iddia edebilecek ve kendisini destekleyen toplumda makes bulacak tüm alternatif güçleri ulufe, ganimet, statü ve mevki dağıtarak kendi yanına çeken Sefa, bunun üzerinden tam bir iktidar "sefa"sı sürse de, bu durumun ilerde ortaya çıkaracağı tehlikenin farkında değilmiş. Tüm bu süreçte, güce susamışlık ve sınıfsal açlıkla tam bir talan ve yağma kültürüne teslim olan Sefa, kadim dostluğuna güvenerek kendisini daima uyaran ve yanlış yaptığını hatırlatan Vefa'yı, Ceza'yı ele geçirmeye çalışan iç ve dış düşmanların ekmeğine yağ sürmekle ve ihanet etmekle suçlamış. Bu arada, "Sefa"nın ayakları altında, "Ceza"nın büyük nimetlerinden istifade eden ya da ona aşık olan muhafazakar ve liberal "organik aydınlar", Ceza'nın eski zorba ve darbeci aşıklarının iktidarı ele geçireceği endişesiyle, "ölümü gösterip sıtmaya razı eden" tavır alışları, Sefa için "at sineği" olmaya devam eden "Vefa" kardaşlığının hepten suya düşmesine "hizmet" etmiş.
Bu süreçte, Sefa'nın "eski" kir ve urlarından arınmamış Ceza'dan olma, "Cefa" isimli bir çocuğu dünyaya gelmiş. Başından beri "kan uyuşmazlığı" ve "gözleri kör eden iktidar ve sahip olma güdülü tek taraflı aşk"tan beslendiği için sorunlu bir birliktelikten doğan "Cefa", "Çukurambar"da "sefa" içinde büyüdüğü için Sefa için en büyük handikap olmaya başlamış. "Eski" Türkiye'nin zorbacı ve darbeci sahiplerinin kir ve urundan arınmamış Ceza üzerinden kurulan iktidar ve güç, "eski" Türkiye üzerinden "yeni" Türkiye"yi kurmak isteyen Sefa'nın bir diğer yumuşak karnı imiş. Sefa'nın iktidar, güç ve ganimet dağıtımından beslenen muhafazakar tabanla kendini müstahkem hale getiren Ceza, Sefa'nın partisindeki güç kliklerinin de aşkı oldukça hepten yalnızlaşan Sefa, hangi bedeller ödenerek nelerin kaybedildiğini anlamak için "Vefa"sının yanına koşmuş. Vefa'dan, "neleri kazanmak uğruna ne bedeller ödendiğini ve nelerin kaybedildiğinin bile hatırlanmadığını" cevabını alan Sefa, orada başını duvara toslamışsa da, kendi dağıttığı ulufelerle "gökdelen cumhuriyeti" inşa rantçı müteahhitlerin binasının ne kadar çürük olduğunu o anda anlamış. Ahlak, adalet, değer ve ilkelerin görkemli ancak temeli çürük binaların altında ezildiğini gören Sefa, kadim dostuyla içtikleri çayın kokusunun verdiği "vefa" duygusuna ihanet ettiğini orada ancak idrak etmiş. "Sefa"da "vefa" olmayacağını anlayıp, ismini değiştirmek istemiş. Vefa'nın kollarında kendini bulan Sefa, "Ahde Vefa" ismini almışsa da, iş işten geçmiş.
Sonunda, "eski" Türkiye'nin kalıntıları ve Ceza'sı üzerinden "yeni" Türkiye'nin ihya ve inşa edilemeyeceğini anlayan Sefa, bataklıktan kurtulmak için çırpındıkça batmış. Ceza'yı ele geçirmek isteyen "eski" Türkiye'nin zorbacı taifesi ve "yeni" Türkiye'yi Ceza'ya sahip olarak Sefa'nın yolundan kurmak isteyen "yeni" Türkiye'nin kışkırtma ve tahriki ile yönlendirilen Cefa tarafından arkadan hançerlenen Sefa, nam-ı diğer "Ahde Vefa", yarasından akan kirlerinden temizlemek için hastaneye yetiştiren kimdi dersiniz? Tabi ki bu kişi, Sefa'nın kadim dostu "VEFA"dan başkası değildi.
Muhabir: Yazar Silinmiş




