0

İS­LÂM'­DA, AL­DAT­MA­NIN

Abdullah bin Mes'ud'dan:

– Al­dat­ma, bir müs­lü­ma­na he­lal de­ğil­dir.

(İbni Mace/Ticarat 42; Camiussagîr, 3167)

* * *

Müs­lü­ma­nın ha­ya­tın­da, in­san­la­rı al­dat­ma­ya yer yok­tur. Al­dat­ma­yı, hi­le ve is­tis­ma­rı esas alan bir ha­yat an­la­yı­şı, müs­lü­ma­na ya­kış­maz. Böy­le dav­ra­nış­lar, he­lal de de­ğil­dir.

Gö­rül­dü­ğü gi­bi İs­la­mi­yet; ya­la­na, kan­dır­ma­ya, hi­le­ye, ent­ri­ka­ya, in­san­la­rın bil­gi­siz­li­ği­ni ve za­af­la­rı­nı is­tis­ma­ra göz yum­maz. Bu fi­il­le­ri, küf­rün bir vas­fı ve ge­re­ği sa­yıp iman­la ya­la­nın bi­ra­ra­da ola­ma­ya­ca­ğı­nı açık­ça ilan et­miş­tir. Müs­lü­man ya­la­na as­la ha­ya­tın­da yer ve­re­mez ve ver­me­me­li­dir.

* * *

Al­dat­ma fi­ili, top­lu­mun her kat­ma­nın­da, ha­ya­tın her ka­re­sin­de uy­gu­la­ma ala­nı bu­lan, çok yay­gın, kap­sam ala­nı ge­niş bir dav­ra­nış­tır.

Al­dat­ma, ki­şi­ye yer ve za­ma­na gö­re şe­kil de­ğiş­ti­rir.

Ka­rı-ko­ca ara­sın­da­ki al­dat­ma, ihanet ve na­mu­su­nu kir­let­me bo­yu­tu­na va­rır.

Ti­ca­ret ala­nın­da­ki al­dat­ma, sa­tı­cı­nın müş­te­ri­yi kan­dır­ma­sı, hi­le­li ve de­fo­lu eş­ya­yı sağ­lam di­ye sat­ma­sı, ucuz ma­lı fa­hiş fi­ya­tla mu­ha­ta­bı­na yut­tur­ma­sı şek­lin­de or­ta­ya çı­kar.

Di­ni ha­yat­ta­ki al­dat­ma, gös­te­riş ve ri­ya­kar­lı­ğı ortaya çıkarır, di­ni de­ğer­le­ri dün­ya men­fa­ati­ne alet et­me­yi ne­ti­ce ve­rir.

Yö­ne­tim­de al­dat­ma; ida­re­ci­le­rin hal­ka zul­met­me­si, ada­le­ti in­san­lar­dan esir­ge­me­si, ver­dik­le­ri söz­le­ri çiğ­ne­me­le­ri­dir.

İş ha­ya­tın­da al­dat­ma, iş­ve­re­nin iş­çi­nin alın te­ri­ni za­ma­nın­da öde­me­me­si, ça­lı­şa­nın eme­ği­ni ve hak­kı­nı is­tis­mar et­me­si­dir.

Dost­luk­ta al­dat­ma, dos­tu­nu kö­tü du­rum­da gör­dü­ğün­de onun imdadına koş­ma­mak, yar­dım eli­ni uzat­ma­yıp bir an­da ara­da­ki tüm geç­miş hu­ku­ku sil­mek, dos­tu­nu düş­kün du­rum­da ken­di ha­li­ne ter­ket­mek­tir.

Al­dat­ma lis­te­si­ni ço­ğalt­mak müm­kün­dür. İn­san dü­rüst­lük ek­se­nin­den bir sa­par­sa; al­dat­ma­nın ve ya­la­nın gir­me­di­ği hiç­bir alan kal­maz.

Al­dat­ma, müs­lü­ma­na ya­kış­ma­yan onur kı­rı­cı bir dav­ra­nış ol­du­ğu gi­bi; al­dan­ma­nın da mü'mi­ne ya­kı­şan bir yö­nü ve ta­ra­fı yok­tur. Ger­çi mü'min, iyi ve te­miz ni­yet­li­dir. Ba­zan bu iyi ni­ye­ti ve te­miz gön­lü se­be­biy­le is­tis­ma­ra uğ­ra­ya­bi­lir. An­cak, mü'mi­n ay­nı za­man­da fe­ra­set ve ba­si­ret sa­hi­bi­dir de. Ha­ya­tın­da bir ko­nu­da al­dan­ma­ya en faz­la bir ke­re yer var­dır. O al­dan­ma, ona bü­yük bir tec­rü­be ve ders olur. Bir da­ha ay­nı ko­nu­da, ay­nı ki­şi­nin 2. bir ke­re onu al­dat­ma­sı­na mü­sa­ade et­mez. İman­dan ge­len fe­ra­set ve ba­si­re­ti, bu­na en­gel­dir. Eğer al­da­tı­lı­yor­sa, ak­lı­nı kul­lan­ma­dı­ğı­nın, ima­ni fe­ra­set ve ba­si­ret­ten mah­rum, ah­mak bi­ri ol­du­ğu­nun de­li­li olur bu du­rum.

Bu se­bep­le­dir ki Pey­gam­be­ri­miz:

"Mü'min ay­nı de­lik­ten 2 ke­re ken­di­ni sok­tur­maz." (Bu­ha­ri, Edeb 83; Müs­lim, Zühd 63; Ebu Da­vud, 4862)bu­yur­muş­tur.